19 Ağustos 2009 Çarşamba

Alıntılar...

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.
Hani ağzınla kuş tutsan,
"Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin..
İki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o,
"şunu yapmadın" diye cevap verecektir.
Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.
Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.
Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme.
Herkes kendinden sorumludur aşkta.
Sen aşkını doya doya yaşarken,
O, kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.
Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde
tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin.
Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen.
"Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....
Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.
Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?
Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip,
yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.
Yine içeceksin rakını balığın yanında.
Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini,
unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.
Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler.
Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil,
güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...







* İnetnetteki kimi yerde yazarının Nazım Hikmet olduğu yazıyor ama ben pek emin olamadım.
** bknz: serisi ile birlikte bir de alıntılar geliyor sanırım bu günlerde. Blog diyarından habersiz MSN space sayfamda vakt-i zamanında paylaşmış olduğum yazılardan birisi bu. Space'imde ne varmış diye bakarken bulup pek bi yakın gördüm kendime, sanırım uyuyor bugünlerime; ve hatırlatmam gerek kendime "hayatı ıskalama lüksü"mün olup olmadığını...

17 Ağustos 2009 Pazartesi

bknz:

Bi ara "dots of the night" serisi yapmıştım; sanırım şimdi de sıra deyimlere/atasözlerine geldi. Misal, sanırım son bikaç aydır, şu sözü düşünmeme neden olan durumlarla/olayla sık sık karşılaşıyorum; yörük sırtından kurban kesmek.

Yörük sırtından kurban kesmek: Çok eskiden beri göç yollarında heder olan gariban yörükler geçtikleri köylerde hep sorunlarla karşılaşırmış. Özelliklerine sürülerine ses çıkarmasınlar diye geçtikleri köyün ağasına ya da ileri gelenlerine hayvanlarının arasından en iyisini seçer hediye ederlermiş. Hediyeyi kabul edenlerin pinti olanları bunları saklar kurbanda kesermiş. Başkasının sırtından iş bitirene, buna benzer yollarla geçinenlere de hep yörük sırtından kurban kesme denir olmuş.