30 Ekim 2012 Salı

Bond, Sony ile İstihbarat Toplamaya Devam Ediyor!


Sony "Skyfall" kampanyası için ikinci görev geldi, şimdi durum değişti. Bildiğimiz üzere “Skyfall” İstanbul’da çekilmiş Bond filmlerinden. İkinci görevde, Bond nasıl İstanbul’a geldiyse, senin de İstanbul’da bir noktaya gitmen ve burada olduğunu kanıtlaman gerekiyor ki, Bond işini rahat rahat yapabilsin.

Bu görevde @Sony_Turkiye'nin belirttiği lokasyona gidip 4square üzerinden fotoğraflı check-in yapman ve Twitter’da görev hashtag’i olan #M2bengittim altında yaptığın check-in’i yayınlaman gerekiyor. Sony bunu yapan oyuncuların emeklerini karşılıksız bırakmıyor ve çok özel ödüller veriyor. Duyduğum kadarıyla ödüller arasında Xperia Tablet S ve Bond 50. Yıl Blu-ray seti var.

Sony bu arada İstanbul dışındakileri unutmamış, hafta içinde twitter ve facebook hesabı üzerinden soracağı sorulara hızlı ve doğru cevap veren "Ajanlara" sürpriz hediyeler verecekmiş.

Şimdi dikkatimi çekti. Sende aynı durumdaysan hemen takibe başla, istihbaratı topla:

Bir bumads advertorial içeriğidir.

29 Ekim 2012 Pazartesi

bugün o "birgün"

"Birgün bana hak vereceksin, birgün anlayacaksın beni" dediğim, ama bana inanmayan çok kişi oldu hayatımda ne yazık ki. Aldığım kararların kalbime rağmen, mantığımla alınmış olduklarına inamayan, beni acımasızlıkla, zalimlikle, duygusuzlukla suçlayan çok kişi... Ama bugün gördüm ki haklıymışım, çektiğim ve çektirdiğim tüm acılara rağmen doğru kararı almışım, çektiğim ve çektirdiğim tüm acılara değmiş... Biliyordum! Aferim bana!

24 Ekim 2012 Çarşamba

Bond, Sony ile İstihbarat Topluyor!


23. macerasına çıkan James Bond’un yeni filmi “Skyfall”, 2 Kasım’da vizyona giriyor. Bu sefer MI6 saldırı altında ve James Bond hem arkadaşlarını korumak, hem de M’e olan sadakatini kanıtlamak zorunda. Sen de gerçek bir Bond hayranıysan, Sony’nin sürükleyici sosyal medya oyunu “AjanS” bir hayli ilgini çekecek.

Sony, “Skyfall” lansmanı ile birlikte geçenlerde açıkladığı sosyal medya oyununun ilk görevini dün verdi. Bond’un zihni sinir alet edevatları olmadan sıkıntıya düşeceğini düşünen Sony, “4 ekran ile Bond’a yardım et” görevini açıkladı. Q’nun verdiği görevde 4 ekran olarak TV – Tablet – Akıllı Telefon ve Laptop düşünülmüş. Bu 4 ekranın nasıl kullanılacağı da kullanıcılara bırakılıyor.

Q’nun sorusu ise şu şekilde:

“Eğer sen olsan, bu 4 ekrandan hangisini seçerdin ve o ekrana hangi özelliği eklerdin?”

Sen de bir ekran seç, farklı ve Bond’un işine yarayacak bir özelliği Twitter’da #M1benyaptım hashtag’i ekleyerek paylaş. En çok retweet edilen ve Sony jurisi tarafından seçilen fikirlerin sahipleri, Bond’un güvendiği Sony Xperia Tablet S, Gala Gecesi davetiyesi ve Bond 50. Yıl Blu-ray seti kazanacak.

Bakalım gerçekten Bond’a yardımcı olabilecek zihni sinir bir yanın var mı?

Yeni görevleri öğrenmek için, #AjanS hashtag’ini takibe devam et.

https://www.facebook.com/SonyTR
https://twitter.com/Sony_Turkiye #AjanS #M1benyaptım

Bir bumads advertorial içeriğidir.

9 Ekim 2012 Salı

Günlük Ped

Selam fıstıklı baklavalar! Hem de Antep Fıstıklı!


Gittiğim her ülkede yeni bir alerji ile karşılaştığımdan mütevellit, size ne tür şeylere dikkat etmeniz gerektiğine dair bir yazı yazmayı planlıyorum, sanırım 3 yıldır! Ama bu yazı o yazı değil. Bu yazı, pamuğunuz bitip de çıkması gereken ojeleriniz varken tuvalet kağıdı veya peçete yerine ne kullanmanız gerektiğini öğreten bir yazı. Eğer yeterince dikkatliyseniz ne olduğunu anlamış olmalısınız, günlük ped! Bir kere emişi güçlü olduğu için asetonun cırp diye uçup gitmesine izin vermiyor, ikincisi ise peçete gibi kendinden geçip parça pinçik olmuyor ıslanınca. Geçtiğimiz hafta İtalya'da öğrendiğim iki şey varsa birisi budur. Diğeri de Andrea'nın erkek ismi olmadığıdır ama onun konuyla alakası yok.

8 Ekim 2012 Pazartesi

Yine hayat



Birşeyler oldu canımı sıkan. Kendimi kandırılmış ve aldatılmış hissediyorum. Durumu geri getirmek için yapabileceğim hiçbirşey yok. Karşımdaki belki birşeyler yapar ama yine de bu kırgınlığın kolay kolay geçeceğini, geçse bile ardında iz bırakmayacağını zannetmiyorum. Düşünmemeye çalışıyorum, önemsememeye, başka şeylere odaklanmaya, güzellikleri ön plana çıkarmaya, ama olmuyor. Ne yapsam içimde bir yumruk gibi oturuyor, çünkü bu aldatılmışlık benim günlük hayatımı çok etkiliyor. Keşke insanlar bu kadar bencil olmasa - sanki ben bencilliğin tanrıçası değilmişim gibi yazıyorum bunu di mi? Evet bencilim ama bencilliğim insanlar bana zarar vermeye başladığı zaman devreye giriyor ve bence bu yüzden bu bencillik gayet sağlıklı bir bencillik, diğerlerine zarar veren cinsten değil sadece kendimi korumama yardım eden cinsten.

Yalan söylemek üzerine...

İnsanlar bana yalan söylüyorsa bunu hak etmişim diye düşünüyorum. Birisi bana bu elbise yakışmamış dediğinde verdiğim tepkiye göre ertesi günkü makyajımı eleştirir veya eleştirmez. Ona dürüst olma cesareti vermemişsem karşımdaki bana yalan söylüyor diye ona kızamam. Aynı şekilde, eğer ben birisine yalan söylüyorsam bu benden çok karşımdakinin suçudur öncelikli olarak. Bir de bazı insanlar var ki yalandan da olsa güzel şeyler duymak isterler, veya bilmek istemezler gerçekleri, bu da ayrı bir konu. Peki daha henüz tanıştığınız birisine neden yalan söylersiniz? Ya da neden kandırırsınız karşınızdakini yeterince tanımazken?

Kötü şarap

İtalya'daki toplantı süresince kaldığımız yurt birçok kişi için buluşma noktası niteliğindeydi, çoğunluk orda kalıyor, akşamları terasta takılınıyordu. Herkesten biraz geç gittik Çarşamba akşamı. Terasa adımımızı atar atmaz, adını bile bilmediğim biri yanaştı, "Heey! Bakın çok güzel şarabım var, istemez misiniz?" diyerekten. Şaşırdım ama insanlar birbirlerini önceden mailler üzerinden tanımış oldukları ve hafızam çok kötü olduğu için belki de bu kişi beni tanıyordur diye düşündüm. Teşekkür ettim ve bir yudum aldım şaraptan. Ne yalan söyleyeyim şarap sevmeme rağmen pek anlamam iyisinden kötüsünden. O kadar ısrarla verilen şaraba da biraz tembihli yaklaştım ilk yudumu almadan önce biri içine işedi mi naaptı yoksa şalgam falan mı acaba diye aklıme gelmedi desem yalan olur. Ama içtim sonrasında, "Nasıl ama güzel di mi? Beğendin di mi?" demesiye ikram eden kişinin. "Evet çok güzelmiş teşekkür ederim" dedim ama tam da o sırada kendisnin bira içmekte olduğunu farkettim. Biraz zaman geçti, iyi bir arkadaşımız uyardı beni "iyi bir şarap değildir o, içmek istersen bunu iç diye." Ben umursamadım önce ama "onu içersen ertesi gün başın ağırır, illa şarap içmek istiyorsan benimkinden iç bak bu kaliteli" diyince hiç göze alamadım başağrsını ve yarısı dolu bardağımı koydum yerine. Yanımdakilere dönüp "e bize şarap ikram eden o çocuk bira içiyor, ne iş?" dediğimde de kendisinden konuşulduğunu anlayıp döndü hemen ve "sevdin ama di mi güzel di mi" dedi. Hıhı diyip geçiştirdim ama kötü hissettim kendimi. Önce anlam veremedim neden böyle yaptığına, sonra heralde "ucuz şarap bu kimse içmez lan bunu" dediyse birisi o çocuk da "ben içecek birilerini bulurum" diyip kapıdan ilk gelene ikram etti belki de diye düşündüm. Büyük ihtimalle olay tamamen bundan ibaret ama çok dokundu bu bana. Bak tee çarşamba günü olan şey hala aklımda ve hala dert içime, düşünün artık ne kadar kafaya taktığımı. Ha ertesi gün migren ağrısı ile uyanmam ve 2 apranaxa rağmen geçmeyen başağrısını hiç hesaba katmıyorum bile. Ama ya o arkadaşımız uyarmasaydı? Ben o şarabı içer bitirirdim ve ertesi gün ölürdüm heralde. İnsan bunu neden yapar?

Kıssadan hisse

Etrafınızdan zarar görmeyeceğiniz kadar bencillik barındırın içinizde, ama bencilliğinizin ve düşüncesizliğinizin sevdiklerinize zarar vermesine izin vermeyin, salak olmayın! 

İnsanları şaka için bile olsa kandırmayın. Kim bilir belki benim gibi takıntılı bir kırıklık yaşamalarına neden olursunuz.