14 Mart 2013 Perşembe

VEA

Verimliliğim üstümde bugün ama çalışacak verilerim yok elimde. Aslında kendime gidecek düzgün bir toplantı arayabilirim, bankayla iletişime geçip adresimi güncelleyebilirim ki ehliyet için gerekli olacak - evet TR ehliyetim burda geçmiyor ve baştan sınava girmem gerek, neyse bu başka bir konu. Ama ben işimi yapmak istiyorum. Ha yüksek lisans tezimin makalesini bitirebilirim ama metin yazacak bir konsantrasyon kafası yok şu anda bende, ben analizlerime devam etmek istiyorum deli gibi. Bilim aşkım depreşti resmen. Bir de her zamanki gibi şimdi yazmaya başlarsam rahat bi 3-4 saat aralıksız çalışırım, ama o kadar çalışabilecek miyim kesintisiz emin değilim falan diyerek erteliyorum başlamayı. Zaten benim en büyük sorunum başlamak. Neyse içimdeki bu coşku kaybolmazsa başlarım inşallah az sonra. Öyle işte, iki satır olsun yazayım size istedim. 

Decode: Verim - Enerji - Aktivite 

13 Mart 2013 Çarşamba

Rabbit

Aslında tüm istediğim belki de sadece buydu...

Aslında tüm istediğim belki de sadece budur...
  

Ve sanırım ben o tavşanımın bana ben küçükken anlattığı gerçekliği imkansız masalları yaşamak istedim hep, gerçekliği imkansız masallarda yaşamak için çabaladım; beyhude? Gerçekliği imkansız masallara ağladım? Ben o gerçeklikleri yaşadım ama! Belki yarım yarım ve parça parça ama yine de yaşamayı başardım ucundan kıyısından. 

"hep yarım yarım ve erken yaşanan, 
her sevgiden izler var içimde, çizgi çizgi... 
ve silemiyorsun onları bi türlü"

5 Mart 2013 Salı

Mim

Bugün yapacak kayda değer bir işim olmadığından mı yoksa son günlerin gerginlik çatlamasından mı bilmiyorum ama hiçbirşey yapasım yok. Bu hiçbirşey yapasım yok'un ne denli kocaman olduğundan bahsetmek yerine sevgili Pim'in (bundan sonra pim demeye karar verdim yoksa "Paris_in_me" çok uzun geliyor bana) beni azimle mimlemeye devam edişinin mutluluğuyla son mimimi yapmaya karar verdim. Buyrun okuyun efem. Sevgiler...

1- En son kime yalan söyledin? Neden? 
Bulamadım yahu, epeyce düşündüm ama bulamadım. Demek ki yakın zamanda söylememişim.

 2- Biz okumuyoruz farz et ve kendine bir itirafta bulun. 
Murtaza'yla karşılaşmamak için bir bardak su almaya bile kalkmıyorum ya, yuh bana!

 3- En son severek okuduğunuz kitap hangisi?
Şu sıralar Nietzche'den "Ecce Homo - Kişi Nasıl Kendisi Olur"u okuyorum. Henüz çok başındayım ama şimdilik gayet sevdim.

 4- Şu an istediğin işi mi yapıyorsun? 
Kesinlike istediğim işi yapıyorum hem de çok güzel bir ortamda ama çok sinir bozucu bir adamla birlikte çalışmak zorunda olduğum için herşey burnumdan geliyor. 

 5- Mutlu musun? 
Hayata rağmen mutluyum.

 6- Öleceğini bilsen ömrünün son zamanlarını nerede ve kiminle geçirmek isterdin? 
Zerrincim ve sevdicekle birlikte İrlanda bayırlarından bisiklete binerek, yine onlarla ağaç kovuklarından kitap okuyarak, akşamları bahçeye gerdiğimiz çarşafa film yansıtıp şarap içerek geçirmek istedim. 

 7- Her bölümünü heyecanla takip ettiğin dizin var mı? 
House, Merlin ve Game of Thrones.

 8- Favori şarkıcın ve şarkısı 
Sezen Aksu - Yalnızlık Senfonisi

9- Keşke?
Keşke patronum bu mal adam olmasaydı da gerçek potansiyelimi ortaya koyabilseydim.

10- Kötü alışkanlıklarınız var mı? 
Bence yok.

11- Sence ideal eş nasıl olmalı? 
bkz OnurCUM

Oh be rahatladım azıcık. Ben kimseyi mimlemiyorum, keza bu sıralar öyle mim yapamayı seven pek kimse kalmadı sanırım bloggerlardan, en azından benim çevremde.

Uçağınızın kalkmasını beklerken bir kaçak olduğunuzu öğrenseniz ne yapardınız?

Havaalanında geçen uzun bekleyişler nasıl daha stresli hale gelebilir diye kendinize sordunuz mu?

En fazla biletiniz kaybolur, bavulunuz karışır zannediyorsunuz değil mi? Aşağıdaki video, bu konudaki bütün beklentilerinizi alt üst ediyor.

NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara stres dolu dakikalar yaşatmış ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. İzleyin ve siz bu duruma düşseniz ne tepki verirdiniz hayal edin…


Bir bumads advertorial içeriğidir.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Hastalık Sağlık Vol.3

İkinci VEP testinde de bayılınca o akşam soluğu doktorun muayenehanesinde aldık. Her bir detayı tek tek irdeleyişimize ve semptomların varlığına rağmen bir hastalık bulamayışımızın sonunda "Tamam artık sen dön İrlanda'ya. Biraz sakinleş, (sevdicek ve Zerrincim'e dönerek) siz de sakinleşin, ben de sakinleşeyim. 6 ay sonra gel bakalım duruma" dedi. Bu sakinleşme faslında hepimizi bir gülme aldı tabii, zavallı adam artık ne kadar daraldıysa =) Yine de VEP seanslarında bayılma meselesini de atlamamak adına ertesi güne bir EEG konuldu.

EEG süresince bir kaç kere beynim uyuma moduna geçmiş sanırım ki uzman adam "uykusuz musun sen?" diyip durdu. Zaman zaman ellerini çırparak beni uyandırdı falan ama ben hiç farketmedim uyuduğumu. Bu durum beni biraz endişelendirse de EEG sonucu da temiz çıkınca artık bir kez daha gitmedik doktora, ilaçlara talim...

Yine de olayların en başından beri aklımızda duran Manuel Terapistimiz Cem'e gitmeden dönmek olmazdı tabii. Hastane sürecinden önce kendisine gittiğimde reflekslerdeki canlılıktan o da tedirgin olmuş ve "önce nöroloji görsün, onlar ne derse o yapılsın, sonrasında yine bana gelmek isterseniz gelirsiniz" demişti. Biz de soluğu Cem'cimde aldık. 1 haftadır kullandığım ilaçları gösterince"e ama bu ilaçlara rağmen senin kasların hala gevşememiş" demesi biraz can sıktı tabii ama en azından ilaçların gerekliliğini bir kez daha teyit etmiş olduk. Sevgili Cem adamın canını çıkararak tedavi eden bir vatandaş, bir de bol bol egzersiz veriyor. İnsan ilaçlardan medet umuyor genellikle ama bu tür ağrı sızı meselelerinde egzersiz çok daha etkili. Tembelliğimizin kölesi olup da günlük hareketlerimizi ertelemesek aslında hayat çok daha rahat olacak hepimiz için.

2 haftalık bir manuel terapi sonunda ağrılarımın azalması bir yana, hayatımda hiç olmadığım kadar esnekleşmiştim de. Bu arada 20lik dişimi çektirdiğim, lens kullanmaya başladığım ve soğuklarda donam tehlikesi geçiren zavallı ayak parmaklarımın da aslında Reynoulds fenomeni kurbanı olduğunu öğrendiğimi de eklemeden geçemiyciiim. Ha bir de sinüzitmişim ve sağ tiroid bezimde nodül varmış, huh! Bu son ikisi için birşey yapmadık bu defa. Nödül büyük ihtimalle önemsizdir ama sen yine de baktır demişti doktor, yine de TSH değerlerim normal olduğu için üstünde durmadık. 

Ve... 20 Şubat itibariyle döndük buz gibi yuvamız Armagh'a. İlk iş yeni bir yatak seçmek ve spor salonuna kaydolmak oldu tabii. Yatak, bel ağrısı olanlar için özel bir zımbırtı ve sipariş üzerine yapıldığı için 2 hafta beklememiz gerekiyormuş. Biz de bu sırada yer yatağına talim ettik maalesef. Spor salonuna da pazartesi kaydolduk ve dün sabah ilk yüzme seansımızı gerçekleştirdik. Bu akşam da yogaya gidecektik ama ben dün yeterince çalışamadığım için bu gece geç vakte kadar kalmak istiyorum ofiste. Böyle olunca biz de arayı çok açmadan yarın sabah bir yüzme seansı daha yapalım dedik. 

Bu arada kediler 3 aylık yokluğumuz yüzünden ya bizi unutmuşlarsa, ya huyları değişmişse diye korkuyordum ama hiiiç öyle birşeyler olmamış. Sadece tırnakları çok uzamış doğal olarak, eve vardığımın daha ilk 15 dakikası içinde yaptığım işlerden biri tırnaklarını keserek onları huzura kavuşturmak oldu bu yüzden. 

Hmmm... başka da anlatacak birşey gelmiyor aklıma. Murtaza her zamanki gibi mallık üstüne mallık etti. Ben de ona açık açık "Be kind to me!" dedim =) 

TR'de hastane dışında geçirdiğimiz güzel vakitler de oldu tabii ama onları yazmakla bitmez gibime geliyor. Kuzum Dicle'm geldi İstanbul'dan, sanal kırgınlığımızın üstüne bir güzel öpüş koklaş olup aşkımızı tazeledik, Tabu oynadık, bowlinge gittik. Canım üstadım FFÖ'm geldi Kayseri'den, birlikte kahvaltı yaptık. Ece'm ve pis sümüklü Ziza'm geldi, çok hem de çok güzel vakit geçirdik birlikte, elmalı tart yapmayı öğrendim, bowlınge gittik! Twitter kabilemin nadide üyelerinden Küçükkanadım geldi, sinemaya gittik, bowling oynadık =) Evet bu defa bol bol bowling oynadık Ankara'da! Ve en güzeli de Zerrincim'le birlikte gittik bowling'e. Onunla daha başka bi sürü şey de yaptık tabii ki! Meselaaaa, Ulucanlar'a gittik, müze olmuş biliyor musunuz? Dedemi ziyaret ettik, kumaş aldık bi sürü çeşit çeşit, çantalar diktirdik çoook güzel, Tabu oynadık, Kahve Dünyası'nda başbaşa kahve içtik, elele yürüdük 8. caddede, çay içtik evin karşısındaki pastanede, kahvaltı yaptık Vişi'de... ama yine de doyamadık birbirimize.