8 Ocak 2011 Cumartesi

Yüzme bilmek önemli şey dostum!

Aralık ayının 10'u sabahı. Yine binbir küfürle yataktan çıkmaya çabalıyorum. Küfür niye? Hayat güzel değil miydi orda? Hayat güzel sayılır, bir de güneş bizden erken uyansa, bizim işe gitme vaktimizde etrafı aydınlatmış ve ısıtmış olsa! Yahu Güneş dediğin sabah 5,5 bilemedin 6'da doğar arkadaş! 8:35 nedir? Bu nasıl tembelliktir? diye söylene söylene, giyindim, sevdiceği hayata bağlayan süreci, yani kahvaltıyı, gerçekleştirdik ve anneannemin "evden çıkmadan tuvalete giiit" öğdünü tutup tuvalete gittim. Yumuşacık ve beni sıcacık tutan kadife pantolonumu indirdim ve..cumburlop! bilemediniz efenim, hayatın içine etmiş değilim henüz, aksine hayat benim içime etti, daha doğrusu telefonumun! Evden çıkınca her zamanki gibi "aşkım telefonumu bi çaldırsana bulamadım yine, evde mi kalmış yoksa çantamda mı acaba" demeyeyim diye, giyinir giyinmez cebime koydum ya ben, hani çok akıllıyım ya, hani telefonu evde unutma olasılığını ortadan kaldırdım ya..al işte sana! Uyku sersemliğimle daha tuvalete oturmadan kalkıp bakakaldım malum yere. Ne yazık ki binbir mahareti olan iPhone'uma henüz yüzme öğretmemiştim. E ne yaparsın bu durumda? Tiksinsen de kussan da elini sokar alırsın di mi? Ben naaptım? Sifonu çektim! Yok daha neler, abartmayalım arkadaşlar, sadece bön bön bakmaya devam ederek bağırınmaya başladım "Onuuuuuuuuuuuuuuuur" "Ya Onur yaaaaaaaaaaaaa" "ya düştüüüüüü" "ya tayfun tuvalete düştü" (evet efenim bildiniz, telefonumun adı Tayfun) neyse ki sevdicek uyanmış durumda, şaşkınlık ifadelerini sonraya saklayarak "e alsanaaaaa" dedi ve ben de elimi sokup aldım. Öykkk! Bi de dalga geçmez mi adam benimle iyi ki önce düştü, ya bi de üstüne işeseydin diye. Hay allahım yaa! E napcaz dedim? Yıkıycaz dedi. E yıkadık! Battı balık yan gider, bari pis olmasın... Normal telefon olsa ilk iş bataryasını çıkartırsın, hiç olmadı vidaları söker açarsın falan ama bunda çıkartacak batarya da yok ki anasını satıyım! Neyse aleti kapattık, sim kartı çıkarttık, işe gittik, yapcak daha iyi bişiy yok ki.

Bir süre sonra sevdicek geldi, aklında dahiyane bir fikirle. Napcakmışız? iPhone'u pirince koyacakmışız! Ben de bakındım biraz internette, gerçekten de öyleymiş. Eve gidildi, Tayfun pirinç dolu bir kaba yatırıldı. Tüm gün tüm gece o şekilde bekledikten sonra ne oldu? Sabahın 7:25'inde alarm çaldı uzaktaaan biryerlerden, oturma odasındaki pirinçli kavanozun içinden. Kalktım gittim baktım ki sapasağlam alet! Yihhuu, tamamdır diye sevinirken ben, Tayfun'un biraz daha dinlenmeye ihtiyacı olduğunu iddia etti sevdicek. Bence yeterliydi ama yine de laf dinlemek olası bir aksilikteki dırdırı dinlemekten daha sakin bir süreç olacağı için boyun eğmekten başka çarem yoktu. Pirinç dolu kapta bir gün daha geçti. Akşam eve gelir gelmez tabii ki ilk iş kavanoza saldırdım, Tayfunu aldım elime, açmaya çalıştım ama...açıldı açılmasına da, ekranı görebilmek için en az 100W'lık lamba tutmak gerekti, o denli sönük. Bir gece daha pirinçte yatmasına karar verildi. Sabah oldu, alarm yine çalıyor, ama görüntü yok.. Durumu kabullenmekten başka da çare yok...


PS: önceki yazıya 3 tane doğrudur hacı diyen çıkmış, arkadaşlara çook teşekkür ediyor en güzel rüyaları görmeleri için eflatun perilerimden gönderiyorum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.