13 Kasım 2011 Pazar

Kartpostal


Biliyorsunuz artık, insanlara kart göndermeyi seviyorum çünkü bana kart gönderilmesini seviyorum. Postadan bana bişiyler gelmesi beni çok mutlu ediyor. Birilerinin beni hatırlayıp, bana zaman ayırması, beni mutlu etmek için bişiyler yapması..misal: yolda yanından geçerken dikkatini çeken kartpostalın beni hatırlatması, iki dakika durup onu alması. Eve gidip 5 dakika ayırıp bişiyler yazması.  Facebook sayfama gidip adresime bakması veya biryerlerde yazmış olduğu adresimi bulması. Ertesi gün postaneye gidip bana onu göndermesi. Bir kart geçince elime tüm bu süreç geliyor aklıma. Ve insanların artık birbirlerine gerçekten de değer vermediği, sırf çıkar ilişkisine dönüşen arkadaşlıkların NORMAL olduğu günümüzde bu kartlar beni çok ama çok mutlu ediyor. Ben kart göndereceğim zaman üstüne ne yazacağımı bile bilemiyorum. Ya çok uzun oluyor yazmak istediklerim, kart yetmiyor, ya da çok kısa geliyor komik oluyor. Ama yine de gönderiyorum. Hatırlanmaktan mutlu olacağını düşündüğüm herkese gönderiyorum hem de. Hatta bazıları "bana da..." diyor, onlara da gönderiyorum, nedir ki sonuçta, bir kartpostal ve bir pul masrafı mı yoksa yazacağım iki tatlı cümle mi zarar verir bana? Ve hiçbir karşılık beklemiyorum. Sonuçta ben o kart yazma işinden de zevk alıyorum. Birisini mutlu edeceğimi bilerek, işe yarayacak bişiyler yaparak mutlu oluyorum. Varsın o insanlar benim kadar vakit ayırmasınlar, ayıramayacaklarını sansınlar, nolucak ki. Yeter ki kartımı aldıkları zaman, bana bir haber versinler, mutluluklarını paylaşsınlar. 

Hal böyleyken bir an geliyor ki işin rengi değişiyor. O an: kişinin aslında kartlardan mutlu olmadığını farkettiğim an. "Hee kart gelmiş bana. İyi." diyip bi kenara koyan kişi. O kartı panosuna asmayan, masasına koymayan veya bir kenara kaldırmaya üşenip de alakasız bir zamanda evrakları arasında bulduğunda bile sevinmeyen insan. İşte o insanlardan cevap bekliyorum nedense. Nedense o insansın sırf nezaketen de olsa bana bir kart atması gerektiğini düşünüyorum. Salakça bir düşünce ama böyle. 

Bu yılbaşı için çok güzel kart fikirlerim vardı ama yılbaşında Türkiye'de olacağımız için sanırım gerçekleştiremeyeceğim aklımdakileri. Yine de bana da kart at diyen olursa aranızdan, bir mail atıp adresini vermesi yeterli (witchieofstars@gmail.com). Çekiliş yok, kura yok =P Sahi bir de sanal arkadaşlıkların gerçek isim ve adreslerini söyleyebilme cesareti söz konusu. Hatta geçtim sanal arkadaşları, ortaokul lise arkadaşlarım bile bazen kendilerine süpriz yapmak için adreslerini nedensizce sorduğumda vermeye çekiniyorlar. Ulan üniversitede birlikte 3-5 ders aldığım sonradan ünlenen müzisyen arkadaşım bile çat diye veriyorken adresini sana ne oluyor be dangalak? Yeni evlenmişsin, ben de sana bi tebrik kartı atıcam hepsi bu. Ama salaksın işte, kafa güzelliğe iyiliğe çalışmıyor ki. Bak sinirlendim yine!

Fotoğraf: Bu yaz britanya turu sırasında Swindon'da yazdığım kartlar ve ordan aldığım Che'li dolmakalemim.

6 yorum:

  1. En üstteki kartpostal ben dee :D Gelince bi şaşırmış bi mutlu olmuştum anlatamam :) Tekrar çok teşekkür ederim :)

    YanıtlayınSil
  2. Neredeyse 1 aydır bir zarfın içinde sahiplerine gönderilmeyi bekleyen kartlarım var, sahipleri aldığım andan beri belli ama bir türlü yazamadım. Onu hatırlattın şimdi bana :)

    Neymiş şimdi facebooktaki adresten mi gönderiyormuşuz sana :)

    YanıtlayınSil
  3. Ayhhh benim de gözlerim yollarda. Bahtsız bedevi olmaktan çok yoruldum bu konuda. Benim de zilim çalsın, bana da gelsin hihiihi. :D

    Çok sağol güzel kalpli cadımız. :*

    YanıtlayınSil
  4. Leah'ım kuşum, ben senin o adresinden vazgeçtim artık. Okulun adresini mi verirsin ben de zarflar gönderirim yoksa başka bi adres mi bilmiyorum ama benden pes.

    YanıtlayınSil
  5. Bu kart işini çok seviyorum bende, postcrossing'le yurt dışına yolluyordum, ama insan Türkiyeden de gelsin yollayayım istiyor, ben talibim :)

    YanıtlayınSil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.