7 Mayıs 2014 Çarşamba

Bir sabah

Sabah Güllaç uynadırdı, başucumdaki makyaj masasının yan duvarına asılı kolyelere patileriyle vurup gürültü yaparak, karnını burnuma sürterek... Sabah dediğim de, saat 5,5! Kalktım mecburen, Sütlaç'ı da Güllaç'la beraber banyoya kapattım. Bu saatte kahvaltılarını verirsek, akşam 5'te acıkacaklar, akşam yemeğini o saatte verirsek ertesi sabah 4'te kaldıracaklar... Bunları düşünerek geri yattım yatağa.

Sabah 9 gibiydi, uyandık. 10'da meteoroloji kayıtlarını tutmak üzere gözlemevinde olması gerekiyor sevdiceğin. Kalkıp kahvaltı yapıp gitmek için makul bir zamanlama. Kahvaltıyı yapıp, ilaçları içip evden çıkmak... İlaçlar... Bugün günlerden neydi? aa dün içmemiş miyiz? Dengelemek için bugün ne kadar içmek lazım ki? Aman boşver ya aynı miktarda alalım, bişiy olmaz bi kereden...

Bisikletlerimizi sevdicek hazırlamış oluyor ben ayakkabılarımı giyip çıkana kadar. Evin patikasından indik, yolun kaldırımına geçtik. 


Kaldırımda bir kadıncağız ve torunu gidiyorlar, sekerek ve şarkı söylerek. Çok tatlılar ama onları nasıl sollayacağız? Bisikletin zilini duymuyor kimse nedense. Durup kalkmak da benim için hala sorun... Sevdiceğe yol verdim, önden gitsin de bana yol açsın diye. Bisiklet üstündeyken halka ilişkiler görevlimiz o. Zil çaldı, bişiyler yaptı ve kadınla çocuk yol verdiler ona. Ama beni farketmediler ve yola geri geçtiler. Halbuki sevdiceğin dibinden gidiyordum. Ah... Durmayı akıl edemedim o anda nedense. Belki durmaya çalışsam da kadının üzerine çıkacaktım, ondandır. Sola kırdım direksiyonu, kaldırımdan indi bisiklet, yolda gidiyorum ama arabaların gelme istikametindeyim. Neyse ki yolda araba yok ama ödüm koptu tabii, o refleksle kaldırıma geri çıkmak istedim ama mümkün değil ki! Teker kaldırıma sürttü. Düşüyorum! Bisikleti bırakıp atladım! Öğrendim artık ben bu işi! Keza bu ilk değil! Neyse ki yolda araba falan yok, kadın da çocuğu alıp kenara çekildi en nihayetinde. Teyze binbir özür diliyor, hadi git diyor bana ama benim kımıldamam ne mümkün, ödüm kopmuş durumdayım. Sağ salim aldım bisikleri yerden, yol verdim ve azcık soluklandım. Gezegenevinin park yerine bağladık bisikletleri. Neydi şifresi ya bu kilidin... 2672 tamam.


Park yerinden ofise gitmek 100 metrelik yol en fazla. Kütüphane binasında benim odam. Kapının kilidi neydi... 2648 tamam. A-ha! Binanın alarmı aktif durumda. Anahtarım nerede yahu... Cebimde değil, bugün giydim bu yağmurluğu daha. Çantamın ön gözünde olsa gerek. Ara, ara, ara... Buldum, tamam! Hangi anahtarı hangi deliğe sokuyorduk? Hepsi birbirine benziyor bunların. Uf... buldum tamam. Kilidi açtım ama kapı açılmıyor? Hah, kodu yeniden girmek gerek ya... 2648, tamam. Kapı açıldı ama alarm çalmaya başladı, alarm kodu neydi... 6632, tamam sustu alarm.

Odama geçtim, yağmurluğumu ve çantamı bırakıp kupamı aldım, kahve almak üzere ana binaya geçiyorum. Ana binanın kapısındaki alarm, kod, 2648...

Kahvemi aldım, kütüphane binasına geri geliyorum; kapıdaki kod, 2648, tamam.. Bilgisayarı açıcam, şifresi neydi bunun ya...  Chic671-pens IT'ci adamın atadığı kod bu ama açılmıyor? Hah, klavye ayarları Türkçe'de kalmış olsa gerek. Yani bu durumda Chıc671*pens yazmış oluyorum. Hmm, nerede bu karakterler o zaman...  Bilgisayarı açtım, neyse ki gmailimin şifresini aklında tutuyor bu alet, bi de onu hatırlamam gerekmiyor...

2 yorum:

  1. Giriş tamam, gelişme de var azcık, tamam da sonuç? :D

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. öyle işte. beynim coştu o gün sayılarla. Akıttım gitti, rahatladım. huh!

      Sil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.