21 Ağustos 2014 Perşembe

F ile 2 gün Londra - 2



Cumartesi günü "continental" kahvaltı ile başladık güne. Ben sevmedim doğrusu ne kahvaltıyı ne de görevlileri ama F. gayet memnun kaldı.

Yine yürüyerek Kensington Park'a doğru yola koyulduk. Bu defa bisikletlere atladık ve öylece gezdik parkı. Haftasonları, aslında tüm 'public holiday'lerde Barclay's ın sponsorluğunda tüm şehre dağılmış olan bisiklet kiralama servisi ücretsizmiş ilk yarım saatte. Eh zaten biz de anca o kadar gezindik. Bisikletlerden inince parkın köşesindeki minik bir cafede çay içtik, ve istikamet Hyde Park. Tam Buckingham Sarayı'nın önüne geldiğimizde farkettim ki 2010 yılında yüksek lisanstan mezun olduğumda teyzemin hediye ettiği, ve o zamandan beri hiç çıkarmadığım kolyem yok boynumda! Çok üzüldüm, aradım taradım ama yok. Otelde bulacağım umuduyla devam ettim güne...

Devlet tiyatrolarının bir gişesiyle karşılaştık James Park'a varmadan. Akşam 8'de Covent Garden civarında sahnelenen "The Woman in Black" oyununa bilet aldık iki kişilik. Suzan Miller'in bir romanından sahneye aktarılmış, gerilim ve korku dolu bir tiyatro!

James Park'tan geçip atlı süvarilerin alanına vardık. Alan, bir gösteri nedeniyle kapalıydı ama en azından Whitehall'a çıkıştı bir atlı ile fotoğraf çekilebildik. Bir sonraki durağımız Elizabeth Tower, nam-ı diğer Big Ben olacaktı ama ancak önceden rezervasyon ile girilebiliyormuş içine. Zaten tüm yapmak istediklerimizi tek güne sığdıramayacağımızın farkında olduğumuzdan, çok da üzülmedik doğrusu. Westminster'e vardığımızda hedefimiz nehir turu yapmaktı. Bu noktada biraz dikkatli olmak gerekiyor: aslında 4 tane gişe olmasına ve farklı firmalar benzer ve belki de aynı hizmeti sunmasına rağmen, herkes tek bir gişenin önünde kuyruk olmuş durumda. Bunun tek nedeni ise sürü psikolojisi. Kimse sağına soluna bakmıyor ve doğrudan önündeki sıraya ekleniyor. Tabii ki biz öyle yapmadık ve yan gişeden güzelce aldık biletimizi, Thames Nehrin'de hoş bir gezinti yaptık. Londra'nın gece turunda da, nehir gezisinde de yanınıza almanızı önereceğim şey, rüzgar/su geçirmez yağmurluklarınız ve bir de kaşkol, boynunuzu kapatmanız için. Böylesi güzel bir gezintinin üstüne eminim ki kimse bademciklerini üşütmek istemez.




Nehir turu bittiğinde saat 5'e geliyordu. F. British Museum'a gitmek, ben de King's Hall Cross'daki Plaform 9 3/4'i görmek ve birkaç fotoğraf çektirmek istiyordum. İlk planımız F.'in müzeye gitmesi yönündeydi ama sonra farkettik ki hem oraya varana kadar müzenin kapanmış olma olasılığı yüksek hem de ben kendi kendimin fotoğrafını nasıl çekeyim oralarda? Birlikte gittik 9 3/4'e ama kooooskoca bir sırayla karşılaşacağımızı beklemiyorduk doğrusu. Hal böyle olunca gerisin geri soluğu metroda aldık. Covent Garden durağı tamiratta olduğundan, en yakın  Russel Square'de indik. Yol üstünde italyan dondurmacı bir amcadan birer külah rezil mi rezil dondurma alıp, Russel Meydan'ında dinlendik. Ne olur ne olmaz diyerek British Museum'a da uğradık ama tahmin ettiğimiz gibi 5'te kapanıyormuş müze. Yine de F. bir kaç fotoğrafını çekti binanın.


Hızlı adımlarla vardık Fortune Theatre'a, üst locada aldık yerimizi. Ver gerçekten de korkuttu bizi yıllardır bu sahnede oynanan bu klasik oyun. Şimdi bir an önce kitabı da alıp okumak gerek!

  

Tiyatro çıkışı Covent Garden'dan geçip şehir merkezine yürüdük. Bu sırada bir çok hediyelik eşyacıya da uğradık tabii. Günün başında 4 tanesi £10 olan magnetleri günün sonunda 8'i 10'a bulunca biraz hayıflanmadık değil ama insan bilemiyor ki fiyatlar ne kadar düşecek...

Yol üstünde bir de M&M dükkanı bulduk ki, dükkandan öte bir müze resmen! Çeşit çeşit peluşlar, tshirt ve kupaların yanı sıra hediyelikler ve kocaman kocaman heykeller! Kendimi kaybetmedim desem yalan olur.


Saat 11'i az geçmişti ki artık eve dönelim dedik. Burnumuzun dibinde metro durağı görünce de pek sevindik haliyle. Picadilly Circus'tan girdik içeri. F. önümden geçti kendi Oyset kartıyla, ben kendiminkini cüzdandan çıkarayım derken omuzuma asılı çantanın derinliklerinde cüzdanımı aramaya, içinden de kendi kartımı bulmaya koyuldum. Günün öncesinde TK Maxx'ten almış olduğum eşşek kadar çanta ile turnikelerden geçmek biraz sancılı olsa da, son bir defa daha başardım, ve F.'i gideceğimiz yöndeki kayan merdivenlere doğru ilerlemesi için uyardım. Kayanmerdivenlere geçtik, 2-3 basamak anca indik, kafamı kaldırıp etrafa bakayım dedim ki.... F.'in sırt çantası sonuna kadar açık! Cüzdanını ayrıca bir çanta içinde taşıyordu ve o çanta da ortalarda yoktu! Panik, telaş, acele, hayıflanma, polis, tutanak, banka telefonları, kredi kartı iptalleri, acaba çantada başka neler vardı'lar... Londra'daki ikinci ve son günümüzün hüsran üstüne hüsranla sonuçlanmasıyla, otele vardık. Tabii ki kolyemi de bulamadık.
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.