savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Yükümüz yardım ama rotamız kimin rotası?

Önce Ankara günlüklerini sonra da teknemin altüst oluşunu yazacaktım güya sakince, araya bir de yeni gelen mim'i ve eksik kalan son iki İsrail günlüğünü sıkıştıracaktım. Dayanmak ne mümkün!


İsrail'li arkadaşım: "All the people I met from Turkey were very nice and reasonable, how did Erdoğan get elected???"* diyor. "All people I met from Isreal are very nice and reasonable, what's happenining in Palastine?"** diyorum ama belli ki demek istediğim açık değil, cevabı şu oluyor: "Well apparently the so called "human rights activists" fired on the soldiers when they boarded the boats even though the Israeli navy asked nicely to let them be boarded peacefully. The soldiers then had no option but to fire back in order to save their lives."*** Konuyu başka yere çekip, doğal olarak kendi basınından duyduklarını bana iletiyor ancak asıl vurgulamak istediğim şeyi daha iyi açıkladığımda "That's not the point... What I want to stress is; the politics is not always quite fitting with the people. I personally HATE Erdogan and I'm sure you are not one of the supporters to kill innocent people in Palastine. But these are the realities of the life..."**** o da yola geliyor biraz olsun: "It worries me that extremists throughout the world (unfortunately also in Israel) are gaining power"***** diyerek. Bıraksak "salak Türkler" diye düşünmeye devam edecek, belki de sonrasında Türkiye karşıtlarına bir kişi daha eklenecek.

Yardım meselesi, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla, bizim işimiz değildi demiyorum ama "insani yardım vakfı"nın RTE ve tebasının güdümünde bir oluşum olduğu da bir gerçek. Yardımlara destek verenlerin arasından kimse mi demedi bu şekilde gitmeyin kardeşim öleceksiniz diye? Başka hiçbir yol yok muydu? Uluslararası bir konsensus veya İsrail ile bir şekilde işbirliği? İsrail de kollarını açmış beklemiyor tabii işbirliği için. İlla ki yardım edecek, illa ki dikkatleri buraya çekeceksek o zaman uzun yoldan dolanıp diğer taraftan, ne bileyim helikopterlerle yardım kumanyaları vb. atılamaz mıydı yani? Bilmiyorum tabii ki bunların ne denli gerçekleştirilebilir şeyler olduğunu ama sanki RTE göz göre göre gemilerce insanı kendi yükselişine yem etti gibime geliyor, üstelik de elini hiç kana bulamadan, taşın altına koymadan.

Ha diğer taraftan da adamın biri (ki adam demeye kaç şahit toplasalar bence yetmez); "Arap şeyhleri sikini kaşıyarak 14lük kızları siksin, halkını sömürsün,sen kalk Ankara'dan arapların haklarını savun, savaşa gir. SALAK!" diyor. Dellenmemek mümkün değil! Şaka gibi insanlar... Tepemize bindiklerinde birgün, yardım için "hani insanlık" diye ciyaklarken bunu yazan kimse, o zaman BELKİ anlar mı acaba meselenin sik olmadığını? Zannetmiyorum...

İnsanlığın içinde bulunduğu hal, korkutuyor beni...

Diğer taraftan bir de savaş çıksa da İsrail'e gününü göstersek diyenler var. Gerçekten İsrail'i haklayabilir miyiz bilmiyorum bu ayrı bir mesele ama bunu diyenlerin akademik dünyadan kimseler olması sinirlendiriyor beni. İnsanlar topluma nasıl bir borç içinde olduklarının farkında değiller demek bu. Ailenin, devletinin, ülkenin, kısaca içinde yaşadığın toplumun senin üzerindeki emekleri gidip bir savaşta vurulasın diye değil. Bu, savaşta ölmek hafif bişiy olduğundan değil, senin beyin gücünün bilek gücünden daha üstün olduğundan, bu ülkeye silahlarla savaşmaktan daha fazla şeyi bilim yaparak katabileceğinden. Bilimin gücünü bilimin içindekiler azımsarsa ne gelir elden? Bilimadamı gidip cephede ölmeyi kalıp bilim yapmaktan daha kutsal sayarsa kime ne anlatılabilir ki?

Son dakika notu:
İsrail'li arkadaşıma İsrail'li bir arkadaşı tarafından yapılan yorum: "In your description of what happened on the boat you forgot to mention the fact that the soldiers where armed with flowers instead of guns.."****** benim uzalaşmacı tavrımı korumak adına diyemediklerimi İsrail'li birisinin söylemesi...




Tercümelerde orjinal anlamı koruyamayacağım endişesi ile metinleri oldukları gibi alıntıladım ama yine de bence en uygun çeviriler şu şekilde:
* Türkiye'den tanıştığım insanların hepsi de iyi ve mantıklı insanlardı, nasıl olmuş da Erdoğan'ı seçmişler?
** İsrail'den tanıştığım insanların hepsi de iyi ve mantıklı insanlar, Filistin'de neler oluyor?
*** Görülen o ki "insan hakları eylemcileri", İsrail ordusu barışçıl bir şekilde gemiye binmek için kibarca izin istemesine rağmen, gemiye binen askerlere ateş açmışlar. Böyle olunca askerlerin de kendi hayatlarını korumak için geri ateş açmaktan başka seçenekleri kalmamış.
**** Olay bu değil. Vurgulamak istediğim, politika ile insanların her zaman uyum içinde olmadığı. Ben kişisel olarak Erdoğandan NEFRET ediyorum ve eminim ki sen de Filistin'de masum insanların öldürülmesini destekleyenlerden biri değilsin. Ne var ki bunlar hayatın gerçekleri.
***** Beni endişelendiren tüm dünyada (ne yazık ki İsrail'de de) aşırılık yanlılarının güç kazanmakta olması.
****** Gemide ne olduğunu anlatırken askerlerin silah yerine çiçek kuşanmış olduklarını belirtmeyi unutmuşsun.

8 Ocak 2009 Perşembe

SONRA YAPILACAK TEK ŞEY VAR


Sen. Makine başındaki adam ve atölyedeki. Sana yarın su boruları ve vanalar yerine

çelik miğferler ve makineli tüfekler yapmanı emrederlerse, yapılacak bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Tezgahı ardındaki kız ve bürodaki kız. Sana yarın bomba doldurmanı ve keskin
nişancı tüfekler için hedef dürbünleri monte etmeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Fabrika sahibi. Sana yarın pudra ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Laboratuardaki araştırmacı. Sana yarın eski yaşama karşı yeni bir ölüm icat
etmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Odasındaki ozan. Sana yarın aşk şarkıları yerine nefret şarkıları söylemeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Hastası başındaki doktor. Sana yarın savaşa adam yazmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Kürsüdeki din adamı. Sana yarın savaşa dair kutsal sözler söylemeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Vapurdaki kaptan. Sana yarın buğday yerine top ve tank taşımanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Havaalanındaki pilot. Sana yarın kentler üzerine bomba ve fosfor yağdırmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Dikiş masası başındaki terzi. Sana yarın üniformalar dikmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Cübbesi içindeki yargıç. Sana yarın savaş mahkemesine gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. İstasyondaki adam. Sana yarın cephane treni ve kıt'a nakli için kalkış sinyali vermeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...


Sen. Kentin varoşlarındaki adam. Sana yarın gelir de siper kazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!...

Sen. Normandiya'daki ana ve Ukranya'daki, sen Frisko ve Londra'daki ana. Sen Hoangho ve Missisippi' deki
ve Hamburg ve Kore ve Oslo'daki ana., bütün toprak parçaları üzerindeki analar, dünyadaki analar, sizden
yarın yeni kırgınlar için hemşireler ve çocuklar doğurmanızı isterlerse, dünyadaki analar, yapacağınız bir tek şey var:
HAYIR deyin!... Analar, HAYIR deyin!...

Çünkü eğer hayır demezseniz, eğer hayır demezseniz analar, sonra, sonra:

Gürültülü vapur dumanlarıyla yüklü liman kentlerinde büyük gemiler inildiye inildiye sessizleşecek, dev mamut
kadavraları gibi su üstünde ölgün ve hantal, su yosunu, deniz bitkileri ve midye kabuklarıyla kaplı, önceleri
öyle ipildeyip çınlayan gövdesi mezarlık ve çürümüş balık kokusuyla yüklü, yıpranmış, hasta ve ölü gövdesi
rıhtım duvarlarına karşı, ölü ve yalnız rıhtım duvarlarına karşı yalpalanacak.

Tramvaylar beyinsiz, ışıltısız, cam gözlü kafesler gibi yamru yumru olacak. Çürümüş hangarların arkasında, büyük
çukurlar açılmış yitik caddelerde raylar öylece duracak.

Çamur grisi, pelteleşmiş, kurşuni bir sessizlik dönenecek ortalığı, her şeyi unutarak, büyüyecek okullarda ve üniversitelerde
ve tiyatro salonlarında büyüyecek, stadyumlarda ve çocuk parklarında, korkunç ve hırslı kesintisiz bir sessizlik büyüyecek.

Güneşli taze bağlar yıkık yamaçlarda çürüyecek, kuraklaşan toprakta kuruyacak, pirinç ve patates ekilmeyen tarlalarda
donacak ve sığırlar katılaşmış bacaklarını devrilmiş iskemleler gibi dikecek gökyüzüne.

Enstitülerde büyük doktorların dahi buluşları asitlenecek, çürüyüp, mantarsı küfle kaplanacak.

Mutfaklarda, hücre odalarda ve kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda son torba un, son kase çilek, kabak
ve diğerleri bozulup gidecek, ekmek ters çevrilmiş masaların altında, parça parça olmuş tabakların üstünde yemyeşil kesilecek,
ortalığa yayılan yağ arap sabunu gibi kokacak, tarlalarda buğday paslanmış karasabanların yanına düşüp kalacak, yok edilmiş
bir ordu gibi ve tüten tuğla bacalar, demirci ocakları ve yıkık fabrika bacaları sonsuz çimle kaplanarak ufalanacak, ufalanacak,
ufalanacak.

Sonra son insan dökülüp parçalanmış barsaklarıyla ve kirlenmiş ciğerleriyle zehir gibi kızaran güneşin altında yalnız ve yanıtsız
ve yalpalayan yıldızların altında bir yanılgı gibi ordan oraya dolaşacak, o kocaman beton yığınları, tenha kentlerin soğuk putları
ve gözden kaçması olanaksız toplu mezarlar arasında yalnız, son insan, kupkuru, delirmiş, allaha küfrederek, yakınarak o korkunç
soruyu soracak : NEDEN? Bu ses bozkır derinliğinde yiterek duyulmaz bir hale gelecek, yıkıntılar üzerinde esecek, çatlaklar
arasından akacak, bu ses, ibadethane enkazları içinde ve sığınaklara çarparak şaklayacak, kan birikintileri üzerine düşecek,
duyulmayacak, yanıtlanmayacak, son insan-hayvanın son hayvanca bağırışı.

Tüm bunlar olacak, yarın, yarın belki, belki hemen bu gece, belki bu gece, eğer-eğer-eğer siz.
HAYIR demezseniz!...


WOLFGANG BORCHERT




Bu bir mim değil, hepimizin yapabileceği küçük bir alıntı, bir gün de olsa bizlerden çıkacak ortak bir ses belki de...

6 Ocak 2009 Salı

One day...


Her salı olduğu gibi bugün de Habertürk'te internet üzerinden Türkiye'nin Nabzı'nı izledim. Programda CHP, AKP ve DTP'den gelen kimselerin içler acısı hali, trt6, yerel seçimlerde partilerin izledikleri politikalar vs... konuşuldu. Hepsi bilindik şeyler, hepsine alıştık ama..program bitiminde sayfayı kapatmayı unutunca karşıma çıkan haberler kaç gündür köşe bucak kaçtığım gerçekleri buruma soktu işte!

1992'ydi yanlış hatırlamıyorsam, Dünya Çocukları Çevre Kurultayı ilk defa Türkiye'de gerçekleştirilmişti, dünyanın tüm ülkelerinden çocuklar gelmişti. Türkiye'deki ufaklıkları ben temsil ediyordum, sonra Dünya çocuklarını temsilen bildiriyi okudum dünya basınına. Taa o zaman demiştik ki "One day, even in Bosnia, there will be a white pigeon" O kadar içimize işlemiş ki, olduğu gibi hatırlıyorum bu satırları... Şimdi yine aynı görüntüler ekranda, şimdi yine 9 yaşında çocuklar ama bu sefer başka topraklardaki kardeşleri için diyorlar, umuyorlar ki bir gün, o çocuklar da, dünyadaki tüm çocuklar da, gökyüzünde uçan beyaz güvercinleri görecekler savaş uçakları yerine...