Knocked up izledik; sevdim. Doğum meselesini ciddi düşünmeye başlayınca tekrar izlenmeli kesinlikle.
Güneş'in Oğlu'nu izledik. Türk yapımı komedileri kolay kolay sevmediğimi, aslında onların da "bak osurdum, ha ha, ne komik"ten öteye gitmedikleri düşünülürse bu filim oldukça güzel ve keyifliydi. Filmde söylenen herşeyi değil ama ÖLDÜR FİKRİ'Yİ kısmını gerçekleştirmeyi düşünmekteyim, gelecek günler gösterecek...
Ciy ciy ciy öten bir sesim olmadığı için mutlu oldum. Kimi zaman yabacılık çeksem de seviyorum sesimi.
Dağ evi keyfi yerini kozmoloji kabusuna bıraktı. Amerikalılarla muhabbetteyim bu sıralar, ABD'deki üniversiteler hakkında da bişiyler biliyorum artık. Başvurmayı düşünüp düşünmeyeceğimi düşünüyorum henüz. Ama Avrupa'ya yapacağım başvurularda kullanabileceğim bi dolu güzel cümle arakladım :)
Trcell'den nefret ediyorum! İlk fırsatta adıma kayıtlı tüm hatları Turkcell'den çekeceğim! Nasıl olsa artık numaramız değişmiyor, istediğimiz operatörü deneriz sırayla. Pis kazıkçı Turkcell'in attığı kazığı bilahare anlatırım, belli olmaz belki de sevdicek anlatır.
Bir hafta daha buralarda kalacağız sanırım bu toplantı bittikten sonra da. Her gün bir saat kozmoloji, matematik, ingilizce ve almanca çalışmaya karar verdim. Zaten aklıma geldikçe yeni yeni grafikler de çiziyorum tez için, danışmanım da vakit ayırıp yorumlamaya yardım edince geriye yazmak kalıyor ki onu da hızlıca halledicem umarım. Ama PhD başvurularının süreleri doluyor yavaş yavaş, bir an önce internet meselemi halledip başvurulara da teker teker başlamam lazım.
Zerrin'cimi özledim...
17 Ekim 2009 Cumartesi
12 Ekim 2009 Pazartesi
Antalya Vol-0,5
Ben bugün kaplumbağa gördüm! Evet evet bildiğin kaplumbağa. Hem de yolun ortasında. Aslında sadece görmekle kalmadım, bir de elime aldım. Yolda ezilmesin zavallıcık diye alıp onu kenara koydum. O kalın kabuğu ve minicik haline rağmenki ağırlığıyla onu ele almak çok garip bir duygu. Üstelik nefes alıp verişinin sesini bile duydum. Biraz daha yakından da bakacaktım ama ısırır dedi sevdicek, pek inanmasam da tırstım biraz. Tamam kaplumbağa ısırabilir ama beni neden ısırsın ki?
Doğaya dair yeni öğrendiğim herşeyde bir kez daha küçük hissediyorum kendimi. Sanki altı yaşında, gözlerini kocaman kocaman açarak etrafı keşfetmeye çalışan bir minik gibi. Öyle görünmediğimi biliyorum ama öyle hissetmek çok güzel, hem kime ne zararı olabilir ki?Yine böyle hissetmeme neden olan bir şey de geçen gün şömineyi yakarken oldu. Hehe, evet, kaldığımız evde bir şömine var! Ama evin garip kedisi şömine dibine kıvrılmak yerine sürekli pencerenin dibinde oturuyor soğuk soğuk. Tamam yani odunları tutuşturmaya çalışırken başlarda biraz duman oluyor ama o kadar da değil yahu. Neyse ben asıl şey diycektim; yeşil alev! Evet ben yeşil alev gördüm! Çok heycanlandım, tıpkı kar yağıyormuş gibi, çünkü çok güzel! Tabii ki farklı kimyasalların farklı renkler çıkararak yandıklarını biliyorum ama bilmek başka, bunu gözünle görmek çok daha başka. Ha bu arada çam ile meşe odununu da ayırabiliyorum artık. Çam odunları hızla tutuşup yine hızla sönerken, meşeler daha yavaş tutuşup daha uzun yanıyor. O yüzden önce çam, üstüne de meşe odunu atıyoruz. Bi de eskilerin seni yaş meşe ile dövmeli sözünü daha iyi anladım; meşe cidden ağırmış!
Antalya Vol-0,25
ÜDS'den bu yana yazamadığım tonlarca şey birikti. Bi dolu güzel şey... Sevdicekle birlikte baskın yaptık danışmanımızın Antalya'daki evine. Antalya ama deniz falan değil, bir dağ evi kiralamış, kedisiyle birlikte..Cebren ve hile ile gelip yerleştik, kendimize yer açtık burda. Gündüzleri ya şehre iniyoruz 1,5 saatlik virajlı yolları kat ederek ya da evde kalıyoruz. Tezimle ilgili epeyi iş bitirdim bu sırada. En azından grafiklerim neredeyse bitti, yorumlanması ve tez metninin yazılması kadı diyebilirim. Ha işin aslı zaten grafiklerin yorumlanmasında ama bu da büyük bi gelişme bizim için. U-uuuh!15 dk sonra çıkacakmışız evden, hazırlanmam gerek yani. Neyse şimdilik bu kadarcık update de yeter sanırım.
Labels:
yol
4 Ekim 2009 Pazar
pazar pazar üds
ÜDS'ye girdim bugün. Büyük bir çaba sarfederek son 3 sınavı kendi kendime çözdüm ve böylece sınava çalışmış oldum aklım sıra. Elde ettiğim sonuçlar aynen şöyle:
2009 Mart --> 13 Yanlış, 67 Doğru
2008 Ekim --> 14 Yanlış, 66 Doğru
2008 Mart --> 13 Yanlış, 67 Doğru
Bu kadar istikrarlı çıkınca sonuçlar, bu sabah girdiğim sınavdan da benzer bir puan alırım sanırım. Zaten sorular da öncekiler kadar sıkıcı gelmedi; görece daha keyifli ve kolay çözdüm. Her zamanki gibi erken bitirip çıkmama izin vermeleri için oyalanmak zorunda kaldım. Biraz sosyal biraz da sağlık sorularını okudum beklerken ama sınıf çok soğuktu dondum resmen. Hele ki ayaklarım buz kesti buz! Karnıma ağrılar girdi valla.
Çıkınca Zerrin'cimle birlikte sevdiceğin sınav yerine gidip ona süprüz yapmayı planlamıştık ama biz daha eve gidip arabayı bırakıp taksiye geçene kadar sevdicek de sınavdan çıkıvermiş. Gümüş'te buluştuk, ne zamandır özlediğim yoğurtlu adanasından yedim Gümüş'ün. Eskisi gibi yapmıyorlar artık bir çok şey değişmiş ama yine de tadı süperdi. Sonrasında bowlinge mi gitsek, gençlik parkına mı, Feryal'le mi buluşsak derken sonunda AŞTİ'ye gittik ve bilet aldık kendimize. Yarın gece Antalya yolcusuyuz bi aksilik çıkmazsa. Ordan da Ayşegül'e gittik hep birlikte. Aslında sevdicek eve gidip ayaklarını uzatmak istiyodu ama onun Ayşegül'ü seveceğinden çok emindim ve tanışmasını istiyodum, bi de keyfim birazcık kaçık olduğu için yanımda olması bana iyi gelecekti; bu nedenlerden ötürü rica ettim, o da beni kırmadı, geldi bizimle. Bayaa bi zamandır Ayşegül'le görüşememiştim, iyi oldu, sohbet ettik, keyiflendik, rahatladık... Sonra çıktık üç kafadar, Kızılay'a yürüdük Cinnah'tan aşağı, sevdicek otobüs durağına biz de ankaraya gittik, geldik evimize.
Labels:
ayşegül,
keyfim yerinde,
üds
3 Ekim 2009 Cumartesi
Yapma!
Anormal insanlara normal gibi davranma!
Hak etmeyeni adam yerine koyma!
Gereğinden fazla saygılı davranma!
Gereğinden fazla özverili olma!
Kimse için kendinden taviz verme!
Kimseyi mutlu etmek için kendini sıkıntıya sokma!
Değmedi, değmeyecek de! Er ya da geç, her seferinde pişman ettiler. Bu değişmeyecek artık öğren. Başkalarındansa kendine kıymet verdiğin için de pişman olma artık. Hak eden kimseden güler yüzünü esirgemedin; artık hak etmeyene fazlasını verme! Verme ki herkes bilsin artık haddini!
Labels:
kendime notlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)