yollarda bulurum seni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yollarda bulurum seni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2011 Cuma

Yola hazırım, sanırım

Hazırlandım bekliyorum. 1 saat sonra arkadaşım Öcü gelip beni alıp havaalanına götürecek. Uzun bekleyişler ve uçuşların ardından yarın sabah 7:30 itibariyle de Zerrin'cime kavuşmuş olacağım. 
Son günlerde olanları blogtv vasıtasıyla fazlasıyla kanlı canlı bir şekilde paylaşmış olsam da yine de bloga yazılı birşeyler bırakmak istemiştim. Öncelikle Güney Afrika yazısı bekliyor beni ama sonrasında sevdiceğin beni bırakıp TR'ye gitmesi ile başlayan yalnız günler, doktora yeterlilik sınavı, blogtv maceramız ve inci saldırısı... Salakça bir umutla bunları yazabileceğimi zannediyorum hala. Salakça çünkü TR'de vaktim olmayacağını, olsa da oradayken yazılacak yeni anılar birikeceğini biliyorum. Ama yine de yazabilirim zannediyorum. Belki Londra'da beklerken yazabilirim bugün... Kim bilir?
İlk uçuş Belfast - Londra BD089. 15:15'te kalkacak olan uçak 16:30'da inecek Londra'ya. İstanbul aktarmalı Londra - Ankara uçuşu ise saat taaa 22:30'da. Bu arada sıkıntıdan ölmiyim ve 15dk'sı £1 olan internet kafelere servet bayılmak zorunda kalmıyım diye telefonuma internet paketi aldım dün, bakalım sorunsuzca çalışacak mı. Zaten twitlerden anlarsınız çalışıp çalışmadığını =) 22:30 uçağı 04:20'de İstanbul'da olacak. 06:10'da Ankara'ya doğru yola çıkacak olan uçak inşallah 07:15'te inmiş olacak.

Dönüş ise 27 Haziran'da... Beni özleyin tamam mı? 

17 Ekim 2010 Pazar

Macera devam ediyor: Uçuş planı

Eveeet, vizemiz olduğuna göre vakit UK'ya gitme vaktidir, değil mi? Günlerden perşembe... Perşembeyi Cumaya bağlayan gecenin bir vaktine uçak biletini aldık. Ankara'dan Belfast'a gideceğim. Ne var ki bu iş o kadar kolay değil. K.İrlanda'ya uçuşlar çoğunlukla Londra üzerinden. Benim bulduğum uçaksa Londra'ya Köln üzerinden aktarmalı gidiyor... Plan şu: ben Belfast'a gidiyorum, Cuma günü bitmeden bir polis bulup "ülkeye girişimi kaydettiriyorum". Nedir bu diyenlere not, ben de bilmiyorum. Vizenin üzerinde diyor: "Register your enterance in 7 days to a police station." Ama elbet polis biliyordur, ben bilmesem de olur diye düşünüyorum. Polise uğradıktan sonra hali hazırda bizim gideceğimiz gözlemevinde misafir araştırmacı olarak bulunan arkadaşımız N. ile buluşuyorum, bir parça valizi ona bıraktıktan sonra yeniden havaalanına gidip geceyi orada geçiriyor, Cumayı Cumartesi bağlayan sabah Köln'e doğru yola çıkıyorum ancak ne var ki bu uçuş da direk değil, Londra aktarmalı. Köln'e vardığımda saat öğlen suları. Bonn'a gidiyorum kendibaşıma, evinde kalacağımız arkadaşlarımıza gidiyorum, bir süre vakit geçirip geceyarısını az geçe yeniden Köln'e, havaalanına gidip, Onur'u alıyorum. Onur ve eşyalarla birlikte son durak Erik'lerin evi oluyor... Plan iyi gibi görünüyor da, uygulaması nasıl olacak acaba?

Merak edenlere not: Kuzey İrlanda, Birleşik Krallıklar'a (yazıda hep UK diyorum, United Kingdom) bağlı bir ülke tıpkı Galler ve İskoçya gibi. Bundan sonra K.İ. olarak bahsedeceğim kendisinden kısaca.

12 Ekim 2010 Salı

UK Vize Macerası - Part 1


Malumunuz Kuzey İrlanda'daki gözlemevindeki işi kaptıktan sonra bir de doktora öğrencisi olmak gerekti bu ülkede. Gözlemevi masrafları üstlenip burs adı altında bir maaş veriyor ancak yine de herşeyin sonunda "doktora" diploması verme yetkisi üniversitenin. Hemencecik üniversiteye, formalite icabı da olsa, başvuruyu yaptım. Ne var ki adamlar herşeyi sıfırdan alıp yeni referans mektupları ve niyet mektubu ve bi dolu form istediler. Bana referans yazan hocalara gözlemevine kabul edildiğim söyledikten sonra bir kez daha referans mektubu istemek..biraz garip oldu ama detaylıca durumu anlatınca ses etmediler. Zatan büyük ihtimalle sadece copy paste yaptılar =)
Üniversite ile igili işlemler halledildi, bu arada uçak biletlerimiz alındı. Üstüne bir de 27 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında eski yuvam Bonn'da düzenlenecek olan yaz okuluna da kabul edildiğimizi öğrenince keyfimiz iyice yerine geldi.
Herşey yolunda gibi görünse de vizeye başvurmak için gerekli belgeler biraz sıkıntılı. Şöyle ki... Eğer UK'da bir üniversitede bilimsel araştırma yapacaksanız, Academic and Technological Approval Scheme (ATAS) dedikleri bir sertifika almanız gerekiyor. Buna başvurunuzu online olarak yapıyorsunuz ve sonuç 20 iş günü içinde geliyor. Başvuruda şimdiye kadar yaptığınız bilimsel çalışmalar, varsa yayınları falan anlatıp neden burada okumak istediğinizi yazıyorsunuz. Bir de üniversitenizle birebir aynı olmasını bekledikleri "çalışma alanı açıklaması" kısmı var. Tüm bunları hallettikten sonra bekleme süreci başlıyor.
Malumunuz bizim nikah 10 Ağustos'ta olduğu için vize vs. başvurularına daha erken gitmedim soyadında bir sıkıntı olmasın diye. Bu nedenle de biraz gecikti işler aslında.

ATAS için 20 gün diyorlar ama bizim elimize daha erken ulaşır diye düşünüyorduk. Ne var ki 20 iş günü detayını kaçırmış olduğumuzu ve işlerin sandığımız kadar hızlı ilermediğini fark ettik. 18. iş gününde ATAS sertifikası elimize geçti ancak biz Bonn'a gidiş biletimizi 15 Eylül'e almıştık. ATAS elimize geçer geçmez UK vize başvuru için randevu aldık.

Randevuyu World Bridge adında bir firmadan alıyorsunuz. Randevu alma kısmı kolay olanı. İnternet üzerinden bir form doldurup istediğiniz gün ve saati seçiyorsunuz uygun olanlar arasından.

Randevu günümüz pazartesiydi, 13 Eylül sabah 8:30. Gittik, teker teker üzerimiz aranarak içeri girdik, oturma odası büyüklüğünde bir yer düşünün, girişte bir banko var, bir de sağ tarafta vezneler. Girişteki yere evraklarımızı verdik, görevli sadece sayfaların duruşunu düzeltti ve bize bir sıra numarası verdi. Almanya büyükelçiliğinde bu işi yapan kişi hem evrakların tam olup olmadığına kabaca göz atıyor hem de evrakları sıraya koyuyor. Burada öyle bişiy olmayınca tedirgin olup birkaç soru sordum. (Üniversiteye başvururken ne evrak verdiğinizse aynılarını sunmanız gerekiyor vize başvurunda. Üniversiteye başvururken Lisans Geçici Mezuniyet Belgem vardı ama şimdi gidip asıl diplomayı aldım. Şekilcilikleri tutarsa bu bir sorun olur mu, onu sormak istedim). Ne var ki verdikleri cevap "tüm gerekli bilgiler internet sitesinde yazıyor, oradan okumuş olmanız gerek". Tamam okuduk ama insan yine de bir cevap istiyor, kendini güvende hissetmek, onaylanmak istiyor. Vize başvurusunun önemli olması, bir çuval vize parası verecek olmamız bir yana, bir de süre sıkıntımız var. 2 gün sonraya biletimiz var ve UK vizesinin Almanya vizesi gibi 1 günde çıkıp çıkmayacağından emin değiliz. "Biz size birşey söyleyemeyiz. Eğer bu evraklarla başvuru yapmak istiyorsanız yapabilirsiniz. Biz evraklarınızı İstanbul'daki büyükelçiliğe göndereceğiz, gerekli işlemleri onlar yapacak. Biz herhangi bir sorumluluk kabul etmeyiz sizin evraklarınız eksik veya yanlış olmasıya ilgili." Durum böyle olunca ben epeyı huzursuzlandım. Sonuçta kabul edilmişim, sözleşmem imzlanmış, davet yazım var..ama yine de kişi başı 480TL vize parası alıyorlar çatır çatır. Şimdiye kadar hiçbir vize başvurusunda red cevabı almamış olmanın güzelliğinin bozulacak olması bir yana(vize başvurularında bu önemli bir detay olarak kabul ediliyor), bir de yeniden başvuracak olursak onca parayı tekrar vermek var. Ha vakitten kaybımızı ve yanan uçak biletlerini saymıyorum bile. Neyse durum böyle olunca benim içime sinmedi, Onur'u da ikna ettim, çıktık ordan paşa paşa. Kızılay'a gidip bir tercüme bürosuna şu diplomayı verelim dedik, ordan da eve gideriz.. Derken sokağın başında "tercüme ve vize danışma bürosu" yazısını gördük. Hiçbir vize için bir danışma bürosuna gideceğimi düşünmezdim! İçeri girdiğimizde 24-25 yaşlarında bir erkek masa başında oturuyor, odadaki sandalyelerde de 5-6 kişi bekliyordu. Gidip diploma tercümesi istediğimiz söyledik, ne için istediğimiz sordu, anlattık, "Üniversiteden kabul belgeniz var mı?" var. "E o zaman ATAS sertifikanız da vardır?" O da var. "E tamam o zaman. Zaten 28 gün kuralını biliyorsunuzdur, o olmazsa olmaz." Hmm 28 gün... kuralını bilmiyoruz. Nedir o? Aslında biliyoruz da, bizim için geçerli olmadığını umut ediyoruz. UK'da Londra dışında bir şehre gidiyorsanız, kalacağınız ay sayısı kadar (9 aydan fazla ise max. 9 ay için) ay başına 600 pound (yani bizim için 5400 pound) ve de öğrenim harcı (13000 pound) bankaya yatırmanız gerekiyor. Onur ve benim için bu tutar toplam ne etti? 5400+5400+13000= 23800 pound! 1 pound da yaklaşık 2,4 TL. Ne oldu? 2,4 x 23800 = 57.120 TL rakamla algılamakta güçlük çekenler olabilir, yazayım bir de açık açık altımış milyar! Ha bi de, banka hesabı kişinin kendi adına veya anne babasının adına olabilir. Paranın toplamı bu üç hesapta olabilir. Ancak başka birisinin olamaz, olabilmesi için yasal veraset gösterilmesi gerekiyor. Ayrıca bu para, sizin hesapta en az 28 gün kalmalı!!! Oooollllldu canımmm! O kadar paramızın olmayışı ayrı o kadar vaktimiz yok ki! Bizim Bonn uçağı kalkıyor 2 gün sonra!!


Dedik yok şekerim olmaz öyle. Adam da dedi ki "Olmazsa sizin vize de olmaz. Erasmus öğrencilerinden bile istiyorlar bunu. Bu kuralı gözardı ederek başvuranların %90-95'i red cevabı aldı haberiniz olsun." E iyi, demek ki biz %10'luk kısımdayız! Napalım yani?
Hepsini geçtim bi de son dakikada üniversite sekreterliğinden mail geldi, ülkeye en geç 1 Ekim'de giriş yapmak zorundasınız diye! Ben diyorum ki Bonn'da okul var, adamlar diyor ki ülkeye giriş yapcan. Of tanrım! Siz şu vizeyi verin de hele, başa gelen çekilir napcaz?!

12 Ekim 2009 Pazartesi

Antalya Vol-0,5

Ben bugün kaplumbağa gördüm! Evet evet bildiğin kaplumbağa. Hem de yolun ortasında. Aslında sadece görmekle kalmadım, bir de elime aldım. Yolda ezilmesin zavallıcık diye alıp onu kenara koydum. O kalın kabuğu ve minicik haline rağmenki ağırlığıyla onu ele almak çok garip bir duygu. Üstelik nefes alıp verişinin sesini bile duydum. Biraz daha yakından da bakacaktım ama ısırır dedi sevdicek, pek inanmasam da tırstım biraz. Tamam kaplumbağa ısırabilir ama beni neden ısırsın ki?
Doğaya dair yeni öğrendiğim herşeyde bir kez daha küçük hissediyorum kendimi. Sanki altı yaşında, gözlerini kocaman kocaman açarak etrafı keşfetmeye çalışan bir minik gibi. Öyle görünmediğimi biliyorum ama öyle hissetmek çok güzel, hem kime ne zararı olabilir ki?


Yine böyle hissetmeme neden olan bir şey de geçen gün şömineyi yakarken oldu. Hehe, evet, kaldığımız evde bir şömine var! Ama evin garip kedisi şömine dibine kıvrılmak yerine sürekli pencerenin dibinde oturuyor soğuk soğuk. Tamam yani odunları tutuşturmaya çalışırken başlarda biraz duman oluyor ama o kadar da değil yahu. Neyse ben asıl şey diycektim; yeşil alev! Evet ben yeşil alev gördüm! Çok heycanlandım, tıpkı kar yağıyormuş gibi, çünkü çok güzel! Tabii ki farklı kimyasalların farklı renkler çıkararak yandıklarını biliyorum ama bilmek başka, bunu gözünle görmek çok daha başka. Ha bu arada çam ile meşe odununu da ayırabiliyorum artık. Çam odunları hızla tutuşup yine hızla sönerken, meşeler daha yavaş tutuşup daha uzun yanıyor. O yüzden önce çam, üstüne de meşe odunu atıyoruz. Bi de eskilerin seni yaş meşe ile dövmeli sözünü daha iyi anladım; meşe cidden ağırmış!

14 Temmuz 2009 Salı

istanbul'u öğreniyorum gözlerim kapalı

Rize'den çıkıp da İstanbul'a vardığımızda saat sabahın 8'iydi. İlk iş gidip kendimize paso çıkartmak olacaktı ama sevdicek yanında fotoğraf taşımadığı için sadece bana çıkartabildik. En sevmediğim şehire ait pasom bile var. Sevdicekten daha fazla İstanbulluyum artık :)

İstanbul'u öğreniyorum gözlerim kapalı seanslarında ÇAPA'yı öğrendim. Bir de Tünel'in aslında dünyanın ilk metrosu olduğunu. İlk günü kendimize ayıralım diyip gezmeye karar verdik yorgunluğumuzu unutup. Yerebatan sarnıcına girecekken vaz geçtik ama sonra yolumuz Topkapı'ya düştü. Ne zamandır aklımızda olan müzekartlarımızı aldık sonunda. Eskiden müzeler öğrencilere ücretsizdi ama artık değil. Müzesine göre değiştiğini tahmin etsem de sanırım 10 TL ödemek gerekiyor her seferinde. Ama müzekartınız varsa bir defasında 10 TL ödeyip bir yıl boyunca sınır defa gezebiliyorsunuz müzeleri. Birkaç istisnai müze var ama o kadar da olsun artık. Topkapı'ya girdiğimizde terden ve yağmurdan sırılsıklam olmuştuk ama pes etmedik. Müzeyi gezerken kullanılan sesli sistemlerden de birer tane alıp başladık tarih sayfalarının arasında adımlar atmaya. Sesli sistemler üzerinde nasıl kazıklandığımızı ve yaptığımız salaklığı anlatmayı isterdim ama sanırım bunu anlatmayı sevdicek tercih edecektir, o yüzden ben sadece diyorum ki: depozito nedir, kira nedir dikkat etmek lazım; karşınızdakinin kullandığı kelimelerin anlamlarını bilmeme durumunu da göze alıp ona göre davranmak lazım. Topkapı sarayında en çok ilgimizi çeken şey tabii ki kaşıkçı elmasıydı. Her ne kadar sergiledikleri bir imitasyon olsa da yine de heycanlanmamak mümkün değil. Değerli taşlarla kaplı tahtların görkemi bir yana, onca şeyin el emeği göz nuru olduğunu bilmek tüyler ürpertici gerçekten. Ha bir de peygamberimizin saçı sakalı vb. sergileniyordu mini minnacık kutular içinde ama bunun felsefesini anladığımı söyleyemeyeceğim.

Topkapı'dan sonra yolumuz Gülhane Parkı'ndan geçti. "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda, Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında" diye mırıldanarak gezindik biraz, oturduk çimler üzerinde, sonra da Taksim'in yolunu tuttuk. Biraz alışveriş biraz yemek derken vakit epeyce geç oldu; neşeli bir eve doğru çevirdik yönümüzü. Projeksiyonla duvara yansıtılan filmler izleyeceğimiz bir film gecesi olacağına dair duyumlar almıştık ama eve vardığımızda vakit o kadar geçti ki filmler izlenmiş, misafirler gitmiş, evsahibi de yorulmuştu artık. Yine de neşeli kurabiyeler yememize engel değildi bu durum :) çok geçmeden uykuya daldık zaten.

Ertesi gün kalktığımızda herkes bir yerlere dağılmıştı çoktan. Hızlı bir kahvaltının ardından biz de Kültür Üniversitesi'ne doğru yola koyulduk..İKÜ'deki çalıştay, sonrasında gittiğimiz Kilyos tesisleri ve dahasını ilk fırsatta yazıcam ama şimdi yeniden yola çıkmak üzere son hazırlıkları yapmam gerek :) Bu seferki rotamız Ankara üzerinden Antalya-12. Gökyüzü Gözlem Şenliği!

19 Aralık 2008 Cuma

Tatil planı

Somehow, yazdıktan sonra yayınlamak yerine kaydedip çıkmışım dün, zamanlarla dünlerle bugünlerle oynamadan olduğu gibi koyuyorum, okurken farkezdin ki günlerden Cuma, vakit de akşam =)


Evet sayın seyirciler, yaklaşık 3 haftadır sürmekte olan depresyonumuza çarşamba günü itibariyle son noktayı koymuş bulunmaktayız (cümleye Evet ile başlanmaz!!!). Ne oldu nasıl oldu da çıktık bu depresif hareketten derseniz, tek sebep seminer! Evet, seminer tarihini ve saatini belirledik, başlık kararlaştırıldı, ben çalışmaya başladım, ve keyfim süper! (Cümleye evet ile başlanmaz dedim, kime dedim heeey hoooo?) Şimdiye kadar konu ile ilgili topladığım makale sayısı 308. Tabii bu yaklaşık 2 sene önce bıraktığım haliyle bu miktarda, yeniden bir literatür taraması yapacağımı düşünürsek bu sayı daha da artacak pek tabii. Ama o kadar mutluyum o kadar mutluyum ki! Bu konuda aldığım yorumlardan sadece birisini sizlerle paylaşıyım: "En az 308 makale okuması gerektiği için böyle mutlu olabilen başka bir yaratık daha tanımıyorum." =)))

Dün Köln'e gittik Mark'la, bi dolu fotoğraf çektik ama asıl merak ettiğim Weinachtsmarkt kapanmıştı biz gidene kadar. Tavuklarla dolu bi ülke burası. En geç 9,5 oldu mu açık dükkan bulman imkansız gibi. Bari bi bira içelim o kadar yol geldik dedik ama istediğimiz gibi bi mekan da bulamadık, biz de geri geldik ilk trenle, burda güzel bi mekan varmış oraya gittik, sanırım hayatımın en güzel birasını içtim. Ben ki biradan hiç haz etmeyen birisiyim, tadı damağımda kaldı..

Sonracığıma bugün de eksik kalan son 2 hediyeyi aldım, eve geldim valizimi değiştirdim. İki küçük valiz alırım diyodum ama beni yolcu edecek kimse olmazsa burdan o zaman tek parça olması daha kolay olabilir diye düşünerek büyük valize aktardım eşyaları. Dün sabah Elena'yı yolcu ederken o kadar imrendim ki.. kız sadece bir el valizi aldı yanına bi de notebook, hepsi o! Ben de valize bakıyorum yine kilo sınırını aşmam umarım diye. Ama olsun, mutluyum memnunum halimden. Çikolata götüreceğim kimsem olmayıp da el bagajıyla gitmektense bagaj limitini aşmak ve onu taşımanın tatlı yorgunluğunu çekmek beni mutlu ediyor.

Gelelim planlara...
21.Aralık: Uçağımız Köln Bonn Havaalanından 16:55'de kalkacak, İst. aktarması yapıp 00:55'de Ank. Esenboğa havaalanına iniş yapacak diye umuyoruz(inmek yerine çivileme çakılırmış uçak, bu da benim son blog yazım olurmuş. acayip havam olur öte tarafta artık =P). Gecenin bi körü eve gittiğim için Pazar gününe dair bi planım yok, muhtemelen eve varışım 3ü bulur, anneannem dedem teyzoş ve saz ekibi ile bir süre oturur sonra aşkıma sarılıp yumuş yumuş uyurum diye düşünüyorum.

22.Aralık: Ptesi günü haydut ve eşkiya'nın okullarını sabote edip benimle kalmalarına ve birlikte evi süslemeye karar verdim ama bu kararımdan amiral teyzemin haberi yok henüz. Tüm sevimliliğimle ikna ederim onu sorun değil ama durum şu ki anneannem çam ağacımızı attığı için çam ağacı gerekiyor, valla hiiiiç alışverişe falan gidemem, bi çaresine bakıcaz artık. Sonra daha ayağımın tozuyla Ptesi gece yatağımda rahat bir uyku uyumadan hooop Kayseri'ye!

23.Aralık:
Muhtemelen Salı sabah 5,5 gibi otobüsten inip Ziza ve Onurcuk'un kapısına dayanıcam, heeey hooo ben geldiiiim diye, güzel bi küfredip bana bi lokma kahvaltı verirlerse kahvaltımı edicem, sonra da saat 10:00'da seminere koşucam. Seminer sonrası Seval'i Dicle'yi, Arzu'yu ayrıca bol bol öpücem ki özlüyorum onları, akşama doğru da 1 ay önce tanıştığı çıkmaya başladıklarının 10.gününde evlenme teklif ettiği ve yarın da nişanlanacak olan süper kuzenimi arıycam ki gelsin beni alsın gidip halamın süper mantısından yiyim. Ve akşam yine otobüs, bekle beni Ankara..

24.Aralık:
Bunca yorgunluktan sonra artık çarşamba günü evden dışarı adım atacak halim kalmayacak muhtemelen. Ama günün akşamında Bilimliler toplantısı var! Mekan neresi bilmiyorum henüz ama hepsini çok özlediğim bi dolu ortaokul arkadaşımla buluşacağım için şimdiden heycanlıyım.

25.Aralık:
Gündüzünde Zerrin'cimle birlikte ofise gitmeyi planlıyorum. Oraları da bi şenlendirmek gerek, somurta somurta çalışıyolar hep arada bi gidip maymunluk etmezsem olmaz. Evet, açıklıyorum, 25.Aralık akşamım boş efenim(kaç kere uyardım seni kaç kereeee!)! Gerçi eve gidip sülalece takılmak güzel bir alternatif olabilir gibi sanki, henüz bilmiyorum...
Zerrincim'in Antalya'ya gidişi ve eve istenmeyen uyuz misafirlerin gelişi hasebiyle benim İst.'a kaçışım söz konusu, İst.'da artık kim ararsa her teklife açığım, gezelim eğlenelim içelim tozutalım hesabı. Ama en geç 26'sı Cuma akşamı İstanbul yolları taştan sen çıkardın beni baştan diye diye sevgilimin kollarına atlamak İstanbul planımın asıl amacını teşkil etmekte pek tabii.

27.Aralık:
Sevgiliye adanmış özel gün olacağını tahmin ediyorum. Artık elimden tutup nerelere götürür bilemem. En uyuz olduğum şeydir, nereye gidelim sorusu, umarım güzel bişiyler vardır aklında, yoksa bile evde otururuz ama yeter ki o soruyu duymıyım. Hatta hane halkının sayısına bağlı olarak benim aklımda Tabu oyanamak planları var, burda en çok özlediğim oyunlardan birisi.

28.Aralık:
DALİ Sergisi! Evet, evet, evet! Gidicem! Bi de bugün pederi görücem, beni güzel bi akşam yemeğine götürür ardından da terminale bırakır diye umuyorum. Arada arayan arkadaşlar olursa, neden olmasın, buluşuruz vs. hiç belli olmaz. Günün sonunda tut sevgilinin elinden, doooru Ankara!

29.Aralık:
Bugün artık fakülteye uğramak farz! "Ethem dede Ethem dede derdime derman dede" diye tekerleme söylerlermiş Ethem dede yatırına gidenler, ben dünyanın en tapılası astronomi profesörü ve benim biricik danışmanım canım ciğerim Ethem Hocam'a giderken söylüyorum bunu. Kapısını tıklatıp, koşup boynuna atlıyorum sonra da! =) Tabii sonra özlediğim diğer hocalarım da oluyor, onlara uğruyorum, sonra sıra yüzbinyıldır asistan kalmayı başaran arkadaşlarıma geliyor, en önce Mitko Paşa (ki muhtemelen bi şekilde biz onunla daha önce görüşmüş oluruz bile), ve taze evli oda arkadaşı sonra da mutlaka Gökhan ve Tolgahan. Gökhan'ın zaten başına ekşiyeceğim için onun boş bir gününü veya gecesini ayarlamam gerek kendime, zilyon tane Sextractor sorucu sorucam ona. Ve ve ve.... tabii ki benim gibi gurbet çeken İtalya mağduru Tenay'ım, benim biricik kız arkadaşım! Sonra Mithat, Sami, Zahide ve daha kim varsa.. Günün akşamında Zerrincim'le buluşup Zerrin'lere gitmeyi planlıyoruz. Geçen defa teraslarında yaptığımız süper balık sefasında benim balığım eksik kalmıştı, onu telafi edicez =) Ama uygun değillerse Ayşegül'lere gideriz dedik, bakıcaz bakalım.

30.Aralık:
Gündüzünde Zerrincim'le ofise gidebilirim gibi..akşam üstüsünde süper kahraman Serkan'cımla buluşup sonra da Feryal'e geçeriz dedik ama başkalarına sormadan onlarla plan yapmanın dayanılmaz tereddütü içindeyim, bakalım ne kadar gerçekleşecek bu planlar.

31.Aralık:
Sevgiliye özel gün ilan etmeyi düşünüyorum yine, ama iki başımıza naapcaz diye sıkılırsak en kötü ihtimalle Haydut ve Eşkiya'yı da yanımıza katıp bi atraksiyon buluruz elbet; akşamında da çılgın yılbaşı partisiii!!!!

1.Ocak:
Aşkımla yumuş yumuş bir sabah, belki akşamüstü Şaybe'cimlere gideriz, ama akşamında Sevda'lara gitcez, koca yaz gitmedik çok üzüldüler, bu sefer mutlaka gidicez, tabu oynıycaz!

2.Ocak:
Gündüzü yine sevgiliye özel gün =) (Özledik şekerim naapalım, boşuna getirmedik heralde elinden tutup Ankara'lara). Akşamında Şaybe'cimlere gideriz, onun yemeklerini de çok özledim. Gerçi yılbaşı akşamı muhtemelen bişiyler yapar getirir ama olsun bana özel pişirsin bi de.

3.Ocak:
Aslında bu gece döneceğimi zannettiğim için gündüzünü Sevinç'lerle, akşamını da evde valiz hazırlamakla geçiririm diye düşünmüştüm ama dönüşüm 5 Ocak'ta olacak, böylece fazladan 2 günüm daha var, ki bunları planlamadım, plansız günler çok garip geliyor şimdi =)

Veeeee, asıl güzel haber! 5.inde Bonn'a dönüp 9'unda nükleer fizik sınavına giricem diye streslerdeydim ki bugün öğrendim meğersem o sınav final değilmiş. Deneme sınavı diyorlar ama finale etki edecekmiş, o yüzden vize gibi bişiy zannedersem. Bi rahatladım bi rahatdım ki anlatamam. Ama işin gıcık yanı, asıl final ne zaman olacak bunu bilen yok henüz...

Evet şimdi biraz daha seminerimle ilgileneyim, keza 22 o'clock da Mark, Erik ve Ziyad la birlikte Risiko oynıycaz(uyarmıyorum artık!)!

A bi de, çok içimden geldi, böyle uzun yazıları sabırla ve merakla okuyanlar olunca içim bi mutlu bi mutlu oluyo, öpüyorum her birinizi! mıccık mıccık!