Ne yazacağımı bilemiyorum sayın seyirciler, heycandan ölmem ama bayılsam yeridir; yıllardan beridir yana yakıla aramakta olduğum şarkıyı buldum sonunda.
Sen cidden çok yüce bi azizsin St.Ziza, Allah seni başımızdan eksik etmesin, Allah ne muradın varsa versin, Allah tuttuğunu altın etsin. Süpersin sen süper!
Dineyin efenim dinleyin!
9 Nisan 2009 Perşembe
Sshhh...
Uzun zamandan sonra bugün yeniden hatırladım susmanın güzelliğini... Sahiden uzun zaman olmuş... en az 5 sene... hiç susmamışım nerdeyse, susamamışım. Birlikte susabilmek ne güzel bişiydir... En az birlikte saatlerce konuşabilmek kadar güzeldir... Yağmurda ıslana ıslana elele yürüyebilmek kadar güzeldir... Ve hatta sevgilinin kokusu kadar da güzeldir bence birlikte susabilmek...
Bir de bazı şeylerin güzelliğini görebilmem için önce bi miktar depreşmem mi gerekiyor nedir, anlamadım, böyle patlayacak gibi oldu içim, Allah'ım yeter diye çığlık çığlığa kaldım kendi içimde ama geçti bi şekilde..garip bi durum.. garip ama sonu iyi olsun da razıyım ben. zaten neyi zahmetsiz elde ettim ki, sefasını süreceksek cefasını da çekeriz artık naapalım :)
Labels:
güzel günler,
sessizlik,
sükunet
Ce-eee!
Ben geldim ki yeni yerime!
Ama daha yerleşmedim hiç biyerde.
Yani aslında şimdi ben hala yoldaymışım gibi :)
Ptesine kadar yolda mıyım nerdeyim bilmiyorum, o kadarcık süre verdim kendime işe başlamak için.
Boşuna mı pazartesi haftabaşı? :)
Ama daha yerleşmedim hiç biyerde.
Yani aslında şimdi ben hala yoldaymışım gibi :)
Ptesine kadar yolda mıyım nerdeyim bilmiyorum, o kadarcık süre verdim kendime işe başlamak için.
Boşuna mı pazartesi haftabaşı? :)
6 Nisan 2009 Pazartesi
sinek olmak istiyorum
Niye geldim diye dellenme be cadı, bi dur azcık hele! Sen buraya gelmedin ki, sen gideceğin yere varmadın ki henüz. Bi dur biraz, biraz bi sakin ol, biraz bi zaman be güzelim yahu...
Geçmeyen bir huzursuzluk var üzerimde. Geçmeyen, geçmek bilmeyen. Bonn'da değilmiş cenabetlik, burda da aynı şeyler var işte. Aslında burda daha çok olacağını biliyordum. Gideceğim ya işte..bakalım orda da olacak mı böyle...orda da geçmeyecek bu huzursuzluk diye çok korkuyorum, çünkü o zaman gidecek bir yer daha yok aklımda. Orda da geçmezse sesimi kesip işimi bitirip yeni yerler bulmam gerek kendime. Düşünüyorum da eskiden o çok huzur dolu olduğum zamanları, ne farkı vardı bugünümden diye...birincisi kesinlikle işimle çok meşguldüm, sürekli üretiyordum, sürekli birşeyler öğrenip insanlara öğretiyordum ve ikincisi çok mutlu bir ilişkim vardı, herkesin imrenerek baktığı, kimilerinin yolda çevirip nazar boncuğu taktığı... Onun dışında hayat aynıydı... Gidince... bakalım işim istediğim verimde olacak mı, bakalım bu DAY2009 macerası sayesinde aklımdakilerin birazını olsun gerçekleştirebilecek miyim, bakalım sevgili ve sevgili arkadaşlar ile aynı çatı altında olmak nasıl olacak... Heycanlı mıyım? Değilim.. Ama çok korkuyorum, öyle ki ödüm b.kuma karışıyor resmen. Ama bi yandan da aklımın bi kenarı hep aynı şeyi söylüyor beni sakinleştirmek için "tamam artık yeterince sıkıntı çektin, şimdi sıra güzelliklerde" diyor... Öyle mi? Bilmiyorum... Ben çok korkuyorum...
Böyle korktukça, böyle ne yapacağını bilmez hale geldikçe, hele bi de Bonn'da kimseye "gidiyorum" bile demeden çekip gittiğimi düşündükçe, kaybolmak istiyorum, yok olmak...ve sonra en iyisi diyorum, sinek olmak... Kimselerin sevmediği istemediği, gazeteyi rulo yapıp kafasına kafasına vurduğu bir sinek olmak; gidip en sessiz odadaki dolabın tavanla birleştiği yerdeki tozların arasına konmak, orda yaşamak istiyorum bir süre. Ne kadar bir süre? Bilmiyorum... kendi saçma iç sesimden öte umut verici bir şey daha bulamıyorum.. "Direnmek umuttandır" derler ya, direnemeyişim belki de umutsuzluğumdandır diye düşünüyorum.. Ben yok olmak istiyorum...sinek olmak...
Geçmeyen bir huzursuzluk var üzerimde. Geçmeyen, geçmek bilmeyen. Bonn'da değilmiş cenabetlik, burda da aynı şeyler var işte. Aslında burda daha çok olacağını biliyordum. Gideceğim ya işte..bakalım orda da olacak mı böyle...orda da geçmeyecek bu huzursuzluk diye çok korkuyorum, çünkü o zaman gidecek bir yer daha yok aklımda. Orda da geçmezse sesimi kesip işimi bitirip yeni yerler bulmam gerek kendime. Düşünüyorum da eskiden o çok huzur dolu olduğum zamanları, ne farkı vardı bugünümden diye...birincisi kesinlikle işimle çok meşguldüm, sürekli üretiyordum, sürekli birşeyler öğrenip insanlara öğretiyordum ve ikincisi çok mutlu bir ilişkim vardı, herkesin imrenerek baktığı, kimilerinin yolda çevirip nazar boncuğu taktığı... Onun dışında hayat aynıydı... Gidince... bakalım işim istediğim verimde olacak mı, bakalım bu DAY2009 macerası sayesinde aklımdakilerin birazını olsun gerçekleştirebilecek miyim, bakalım sevgili ve sevgili arkadaşlar ile aynı çatı altında olmak nasıl olacak... Heycanlı mıyım? Değilim.. Ama çok korkuyorum, öyle ki ödüm b.kuma karışıyor resmen. Ama bi yandan da aklımın bi kenarı hep aynı şeyi söylüyor beni sakinleştirmek için "tamam artık yeterince sıkıntı çektin, şimdi sıra güzelliklerde" diyor... Öyle mi? Bilmiyorum... Ben çok korkuyorum...
Böyle korktukça, böyle ne yapacağını bilmez hale geldikçe, hele bi de Bonn'da kimseye "gidiyorum" bile demeden çekip gittiğimi düşündükçe, kaybolmak istiyorum, yok olmak...ve sonra en iyisi diyorum, sinek olmak... Kimselerin sevmediği istemediği, gazeteyi rulo yapıp kafasına kafasına vurduğu bir sinek olmak; gidip en sessiz odadaki dolabın tavanla birleştiği yerdeki tozların arasına konmak, orda yaşamak istiyorum bir süre. Ne kadar bir süre? Bilmiyorum... kendi saçma iç sesimden öte umut verici bir şey daha bulamıyorum.. "Direnmek umuttandır" derler ya, direnemeyişim belki de umutsuzluğumdandır diye düşünüyorum.. Ben yok olmak istiyorum...sinek olmak...
Ben...
Perişte'cimin mimi hakkında düşündüm epeyi, pek yeni bişiy bulabildiğimi sanmıyorum aslında, çünkü bol bol kendimi yazıyorum zaten burda. Sadece şeyi farkettim, "şunları da yazarım mesela" diye düşünürken arada "ya yalnış anlaşılırsa" tedirginliği hissettim, hiç hoşuma gitmedi. Böyle durumlarda hep yaptığım gibi, "ne için yazıyorsun, kimin için yazıyorsun, aslını unutma" seansı uyguladım kendime. Yoksa bugün yazdıklarım da dahil bi dolu şeyi yazamazdım. Neden takıntılanıyorum, neden böyle oluyor diye düşünürken al işte sana ben...Ben...
- yanlış anlaşılmak istemediğim için bazen naapıcağımı iyice şaşırıyorum
- bazen deli cesareti geliyor, "kim ne anlarsa anlasın ulan" diyip aklıma eseni aklıma estiği gibi yapıyorum
- tanıştığım insanları güvenimi kazanması için sınavlara tabi tutmak yerine, en baştan tam puan veriyorum, ve dua ediyorum saçamalıklar yapıp bunu düşürmesinler diye
- "hayır" diyemiyorum :(
- söz konusu kim olursa olsun hiç aklıma gelmiyor 'şöyle yaparsam "ya kızarsa"' diye ama ödüm kopuyor birileri "ya üzülürse" diye, zaten bu yüzden hayatımın içine ediyorum çoğu zaman
- biri benden bişiy istedi mi akan sular duruyor, kendi işimi gücümü bırakıp önce istekleri hallediyorum
- aklımdan geçeni söylemezsem uykularım kaçıyor
Kalanına da şöyle devam edelim,
Ben... sevgi arsızıyım.
Ben... ilgi arsızıyım.
Ben... kitap, defter, kalem vs., kısaca tam bir kırtasiye manyağıyım.
Ben... yağmuru çok severim.
Ben... kar yağarken çok heycanlanırım, muhtemelen çıkar dans ederim, hatta kendimi tutamam çığlık atarım sevinçten.
Ben... çok kolay aşık olurum, çok zor vaz geçerim, vaz geçersem çok zor geri dönerim.
Ben... çok kolay kırılırım, ama kolay da tamir edilirim.
Ben... kin tutmam.
Ben... katır gibi inatçıyım.
Ben... çok fazla detaycıyım.
Ben... gereğinden fazla dürütsüm.
Ben... internet bağımlısıyım.
Ben... aşık olduğum zaman çok saçma bi hatunum.
Ben... her an sinirlenebilir, her an sakinleşebilirim.
Ben... küsmeyi hiç beceremem.
Ben... sinirlenince susarım.
Ben... Ece Temelkuran ve Sezen Aksu fanatiğiyim.
Ben... aşık olmayı çok seviyorum, aşık olmadan yaşamayı ise hiç beceremiyorum.
Ben... hiç hırslı değilim(eğer olsaydım şimdi çok daha iyi yerlerde olurdum kesin).
Ben... mecbur olduğum şeyleri yapmamak için değil kırk, kırk bin dereden bile su getiririm.
Ben... istemediğim hiçbirşeyi katiyyen yapmam(katır inadımla birleşince bu huyum bazen beni de çileden çıkartıyor ama değişmedi, değişmeyecek de işte biliyorum).
Ben... beceremesem de resim yapmayı severim.
Ben... şarkı söyleyebildiğim her anı çok seviyorum.
Ben... sinirimi saklayamam(çaktırmıyım desem de "gözlerinle küfrediyorsun" diyorlar).
Ben... rakı severim.
Ben... içince kusanlardan nefret ederim.
Ben... kusamam.
Ben... ham tahtaya dokunamam.
Ben... sabahları çok huysuz olurum.
Ben... terlik giymeyi hiç sevmem.
Ben... çok beyazım :)
Ben... vefalıyım.
Ben... sabırsızım.
Ben... empati yoksunu insalara sinir olurum.
Ben... imkansız'a inanmam.
Ben... işbitiriciyim.
Ben... hızlıyım.
Ben... uyuşuk insanlara sinir olurum.
Ben... kararsız insanlara tahammül edemem.
Ben... alışverişi pek sevmem.
Ben... çalışmayı çok severim.
Ben... sevdiğim insanlara çok çabuk alışırım, çok çabuk özlerim.
Ben... çok çabuk sıkılırım.
Ben... saklambaç oynamayı severim.
Ben... kupaları severim.
Ben... çok zor kıskanırım.
Ben... aylarca kiraz yesem bıkmam.
Ben... geceyi severim.
Ben... nikahlarda hep ağlarım.
Ben... annemin kokusunu ve sevgilimin boynuna burnumu saklamayı dünyadaki hiçbirşeye değişmem.
Ben... hediye vermeyi çok severim ama verirken utanırım.
Ben... lolipop severim.
Ben... bitter çikolata ve vişne suyundan nefret ederim.
Ben... mutlu değilsem çok tembel olurum.
Ben... aşıksam herşeyi yapabilirim.
Ben... ailemi çok özlerim ama 1 günden fazla yanlarından duramam.
Ben... trenleri severim.
Ben... paradan ve zengin insanlar hoşlanmam.
Ben... bir amacım yoksa, "ilerde lazım olur" diyerek para biriktirmem.
Ben... hayal kurmayı sevmem.
Ben... elimdekinin kıymetini bilirim, kaybetmemek için elimden geleni yaparım.
Ben... uzanamadığım ciğere murdar demem.
Ben... birisini hayatımdan çıkartırsam imkanı yok geri almam.
Ben... insanlardan kolay kolay bişiy isteyemem.
Ben... süprizleri çok severim.
Ben... hataları çok çabuk bulurum.
Ben... eleştirilmeyi severim.
Ben... ukala insanları severim.
Ben... şımarık insanları yarım kaşık suda boğabilirim.
Ben... karanlıktan korkarım.
Ben... coğrafya bilmem.
Ben... insanların isimlerini ve yüzlerini çok çabuk unuturum.
Ben... aslında yemek yapmayı bilirim ama çok az kimseye bunu itiraf ederim.
Ben... yemekten sonra sofrayı silmekten nefret ederim.
Ben... sinirlenince banyodaki fayansları ovarak sakinleşebilirim.
Ben... fotoğraf çekmeyi severim.
Ben... bloğumu çok seviyorum.
Ben... mimleri de seviyorum.
Ben... bu mimi; OnurCUM'a, taze bloggerımız Karakuş'a, temiz cadımız Ballerina Witch'e ve bir aydır yazmayan Anyway'e gönderiyorum(ayrıca mimlenmek isteyen, hala bu mim'i almamış olan varsa haber ediversin, hemen edit ederiz çaktırmadan :P).
aaa unutmadan;
Ben... bir cadıyım! ;)
Labels:
ben,
bence ben de herkes gibiyim,
mim
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)