15 Nisan 2014 Salı

Stamping techniques-2 / Damga-boyama teknikleri-2

Here comes the second part of the video which I use alcohol based markers - promarkers. I also tell you how to use stamp-a-ma-jig and a few tips about coordinated die cutters.

If you like, please thumbs up! ;)

Some of the items I mention in the video:
Sizzix HeroArts - Fern And Hummingbird:  http://shop.heroarts.com/p/fern-and-hummingbird

If you want to buy anything from Stampin' Up, such as Stamp-a-ma-jig, Stampin' Up markers or even Sizzix Big Shot; here is a link to my online shop: http://tugca.stampinup.net

Thanks for watching!



==============================================================

Videonun ikinci kısmı huzurlarınızda efenim.

Bu videoda alkol bazlı kalemlerle minik bir kuş renklendiriyorum. Stamp-a-majic kullanımı ve damgayla eş kesme kalıplarına dair birkaç ipucu da var.

Videoda bahsi geçen bazı ürünler:
Sizzix HeroArts - Fern And Hummingbird:  http://shop.heroarts.com/p/fern-and-hummingbird
Türkiye'de bulamayan arkadaşlar benimle irtibata geçerlerse yardımcı olabilirim.

Sorularınız varsa lütfen çekinmeyin.

7 Nisan 2014 Pazartesi

Stamping techniques-1 / Damga-boyama teknikleri-1

Hi there!

Here I have my very first video of stamping techniques. If you have any questions please please please feel free to ask or comment.
Cheers!



======================================================================

Selam millet!
Huzurlarınıza ilk videomla çıkıyorum. Herhangi bir sorunuz veya öneriniz olursa lüüüütfen yazın, olur mu?
Öpücükler!


1 Nisan 2014 Salı

Ne değişti

İlk seçimler olduğu zaman dedik ki "bu adamlar oy çaldı, yoksa gerçekten bu kadar ÇOK değiller." Çuvallarla oylar bulundu, sayılmamış oylar, açılmamış sandıklar bulundu. Ama o zaman daha herşeyin başıydı, inanmak istemedik, inandıramadık...
İkinci seçimlerde işler çığrından çıktı. "Yok artık ya daha neler!" dedik, seçimlerdeki katakulliler dillere destan oldu.
Üçüncü seçim zamanı ben artık çoktan yitirmiştim inancımı ama yine de "oyları bölen hain" olmamak adına, sürüye uydum... Bu defa olanlar ise, insana aklını kaçırtacak derecedeydi. Densizlik alıp başını gitmiş, hırsızlık her gün her yerde karşımıza sırıtarak bakan insanlarda vücut bulmuştu.
Ama ne olduysa oldu ve birdenbire herkes bu oyuncak seçim sonuçlarına inanıp "yüzde elli" meselesini ciddiye aldı, "iki kişiden biri" "onlara" "oy vermiş" oldu. Bunun neresinden tutsam elimde kalıyor!
"İki kişiden biri": oylar adam gibi sayılmadı diyoruz, e o zaman bu sayılara neden/nasıl inanıyorsun?
"onlara": AKP'ye falan değil, biz ve onlar! Bölündük ey halkım! Uyan artık!
"oy vermiş": oy vermiş değil, oyları çalınmış, saklanmış, yırtılmış, yakılmış!
Peki ne oldu da biz bu cümleye inanır olduk? Ne oldu da unuttuk seçimlerin bir piyesten ibaret olduğunu? İşte ben burayı kaçırdım... Bilmiyorum...

29 Mart seçimleri
Kozumuzu sandıkta paylaşalım dediklerinde, "yahu milyarları çalmışsın biz sana nasıl güvenelim" denildi ama uygulamada "o zaman gerçekten bağımsız, halktan bir kurul kurulsun" veya ben ne biliyim işte bi başka çözüm, önerilmedi. Sorunların farkında olmak iyi de, çözüm önermedikten sonra bu, halkı mevcut iktidar sahibi zalimlerin eline terk etmekten başka bir şey değil ki! Keza öyle de oldu...Tek bir farkla! 1980 kuşağı, artık evden çıkmak için anne-babasının iznini alacak yaşı geçmişti ve "dur bakalım" dedi! O apolitikleştirme projesinin başarılı ürünleri gibi görünen kuşak, oy sandıklarının başında durdu, daha seçim başlamadan sandıklara atılan, çuvallarla kenarda bekleyen sahte oyları buldu, oylar sayılırken ve yazılırken fotoğrafladı, oylar beklerken başına nöbet tuttu, oylar sevk edilirken arabayı takip etti, oylar sisteme girilirken yapılan "hata"ları düzeltti!

Bu kuşak, artık sorunları gösterenlerden değil, çare bulanlardan! "Ya bir yol aç, ya da yoldan çekil" desturundan hareket eden bu kuşak bana en azından yaşıtlarımın ve kardeşlerimin kayda değer insanlar olduklarını gösterdi.
"Yurtdışına yerleşirsin artık" diyenlere, "benim vatan borcumdur öğrendiklerimi gelecek nesillere aktarmak"dediğimde, artık "bu ülkeye, bu insanlara mı?" diye soramayacaklar! İyi ki ümidimi ve inancımı yitirmemişim ülkeme. İyi ki sahtekarların bu vatanı ele geçirdikierine ve çoğunluk olduklarına inanmamışım. İyi ki böyle güzel arkadaşlarım, iyi ki böyle güzel kardeşlerim var...

Bir de eklemeden geçemeyeceğim, artık Türkiye'de TKP'li bir belediye var!



24 Mart 2014 Pazartesi

çift kutup

Yazmak lazım...
Nereye koyacağın, ne yapacağın bilemediğin bu enerji, elini attığın hiçbirşeye konsantre olmana izin vermezken bile yazmak lazım.
Ancak yazmak paklar bu harıl harıl çalışan düşünce makinesini.
Sürekli birşeyler peşinde koşturan birisi olunca insan, bu durmak dinlenmek bilmez hallerini normal sanabiliyor. Ama biraz geriye çekilip takvimler üzerinden izleyince bu dalgalanmayı, işte o zaman görüyorum "normal" değil, manik olduğunu durumun.
Bu defa kesin karar verdim ve tanıyı koydum her ne kadar doktorlar kararsız olsa da. Doktora gidip de bak benim şu şu semptomlarım var, acaba ben şuşu muyum demek yanlış geliyor bana ama söz konusu psikoloji olunca bunu yapmak gerekiyormuş galiba.
Kısaca, "merhaba bipolar hayat"! En azından artık yaşadığım şeyin ne olduğunu, neden olduğunu biliyorum. Bu büyük bir rahatlama. Yoksa insan sürekli "ama herşey yolundayken ben neden böyle rezil bir hissiyattayım? Neden ama neden?" diyerek kendini daha da dellendirebiliyor veya akla uygunmuş gibi görünebilecek nedenler bulmaya çalışırken "ya bu kadar suya sabuna dokunmayan şeyler de sorun olamaz ki" diye kendine kızabiliyor ya da bu sebeplere inanıp pireyi deve yapıp hayatı anlamsız bir çıkmaza sokabiliyor.
Peki bunun tedavisi? Tedavi edilmesi gereken bir durum mu bu gerçekten?

18 Mart 2014 Salı

El işleri - crafting

Son zamanlarda uzunca bir süredir kendimi el işlerine verdiğimi farkettiğinizi tahmin ediyorum şekerler. Eskiden inşaatlardan ytong taşı araklayıp heykel yapardım, sonra fimo ile işin kolayını buldum, derken tahta oymacılığı, takı tasarımı, toka ve kendi t-shirt ve elbiselerimi dikmek gibi geçici uğraşlarım da oldu ama takı tasarımı dışında hiçbiri etamin işlemek ve kart yapmak kadar uzun süre meşgul etmeyi başaramadı beni. 

Başlarda "napıcam ben yeaaa"dan öteye geçemezken Aslı'cımın sayesinde nerden nasıl ilham alacağımı da öğrendim ve öyle bir hale geldim ki artık kendi tarzımı oluşturdum az çok. Herhangi bir kartı görüp beğenip "aynısından" yapmaya kalkışsam bile sonuç mutlaka farklı oluyor, ki bu da beni mutlu ediyor doğrusu. 

Bu ilham süreçlerinde en etkili ortam tabii ki Pinterest ama bloglar da bir o kadar şahane fikirler verebiliyor. Hele ki kayda değer kimselerin bloglarını ve hatta youtube kanallarını takip ediyorsanız ilhamsız kalmanız neredeyse imkansız. İngilizceniz yeterli olmasa bile özellikle Lindsay'in youtube kanalını takip etmenizi öneriyorum. 

Tabii bunca şeyin hep ingilizce olması sinirimi bozmuyor değil. Nedense kaliteli türkçe içerik ya yok ya da ben bulamadım söz konusu kart yapımı olunca. E hal böyle olunca, diyorum ki frugalcrafter gibi ben de videolara başlasam mı acaba? Ne dersiniz? Aklımda binbir fikir var her zamanki gibi ama bu defa eyleme geçmek için biraz cesaretlendirmeye mi ihtiyacım var acaba?