17 Eylül 2009 Perşembe

4 koca hafta

Sevdiceği yolcu edip eve döndüm; on kaplanlık kocaman bu boşluğu olabildiğince az hissetmek adına kendimi nete verdim bende, naapiyim. Olanları özetliyim bari...

4 hafta öncesiydi, İstanbul Kültür
Üniversitesi'nde düzenlenen iraf yazokuluna katılmak üzere İKÜ'nün yurtlarına yerleştik. Eşyaları yurtlara bıraktıktan sonra peder bey ile buluştuk, Miniatürk'e gidip mini bir Türkiye turu yaptık, çıkışta GoKart'a bindik sevdicekle (onun ilk defa bindiğini bilmeden, bir ilki daha birlikte yaşamış olmanın keyfini sonradan tadarak ama büyük bir zevkle), Dolphinarium'a gidip yunusların gösterisini izledik, yunuslarla birlikte fotoğraf çekildik, çok kısa zaman öncesinde ameliyat olup Çin'den henüz gelmiş olan peder beyi epeyce gezdirip yorduktan sonra babaanneme gidip orada yaptık iftarı. Ramazan da başlayalı daha çok yeniydi tabii. Haftaiçi gündüzleri boğuk bir bilgisayar odasında geçirdikten sonra, iftarlarda kimi zaman kız yurdunun alt katında hazır çorbalarımızı içtik, kimi zaman dışarı çıkıp bişiyler yedik. İKÜ'nün yanındaki GoKart'a ancak bi kerecik binebildik ama neden bilmem benim içim çok fena oldu bu defa, sanki her an kaza yapacakmışız gibi tedirgin oldum, gözümün önüne hep kaza sahneleri geldi. Nefesim daraldı, içim boğuldu, verilen süre bitmeden sağa çektim aracı. Sonrasında sevdicek birkaç defa daha binmek istedi ama ya maddi durum ya vaktisizlik ya da işletmecinin salaklığı nedeniyle tekrarlayamadık bi türlü. iraf yazokulu bittiğinde biz de bitmiştik gerçekten, sinirlerimiz o kadar yıpranmıştı ki... O gerginlikle peder bey ile çıktığımız alışverişin suyu da çıktı; sonrasında alınanlara bakıp bakıp dellendim ama olan olmuştu artık. Zaman ve yeni mekan bize iyi geldi; Sabancı Üniversitesi'nin Tuzla-Orhanlı'daki yurtlarına yerleştik. ASTRONS Çalıştayı nötron yıldızları ile ilgiliydi, geçen sene mikrokuasarlarla ilgili çalıştayda tanışmış olduğum bi dolu ünlü astrofizikçi ile yeniden karşılaştım, samimiyetimiz gözle görülür olmasa da içimden içimden çok sevdiğim bir iki arkadaşımı da görüp mutlu oldum vs. derken...her sabah Tuzla'dan Bakırköy'e 1,5 saat yol gittiğimizi söylemeyi unuttum galiba? Yol boyu sevdicek yeni gözdesi Plants vs. Zombies oynarken ben de dünyanın en rahat yastığına koyup başımı uyudum bi güzel. Gündüzleri uyuklamayı engellemek adına da oruç meselesini rafa kaldırdık bir süre, kahveye dadandık... Akşamları peder bey ile buluşup değişik atraksiyonlara da kalkıştık tabii; beni en çok eğlendiren Feshane gezisi oldu. Feshane'de macun yedim ilk defa, çok güzel bişiy ama fazlası insanın içini yakıyor çok feci şekilde; bi de balon aldı peder bey bana :) Balon da ister misin? diye şaka yapmıştı aslında ama ben fırsattan istifade edip de tutturunca balon isteriiiim diye, naapsın zavallıcık :))) A bi de İKÜ'de kaldığımız akşamlardan birinde Taksim'deki ramazan eğlencelerine de tanıklık ettik. Standlardan birisinde nazar boncuklu bi kolye görmüştüm ama o anki imkansızlıklar nedeniyle alamamıştık; sonradan bi çok yerde bakındık ama aynısını bulamadık, hala aklımda :(


Sabancı maceramızın arından bir gece de peder beyin evinde konakladık; söz vermiş olduğum üzere bir yaşpasta yaptım: çikolatalı-muzlu; sanırım sevmiştir. Bir de sevdicekle birlikte hiç zorlanmadan içine sığabileceğimiz büyüklükte bir valiz verdi peder bey bize; bence valizin kendisi, içine konulacaklardan daha ağır ama sevdicek de peder bey ile hem fikir olunca, üstelik valizin taşınmasını ve Kayseri'deki evdeki muhafazasını da üstlenince tamam dedim artık ne diyim. Tamam dedik ama ertesi sabah Adana uçağına valizleri verirken oldu asıl olanlar. Valizin aşırı kilosu nedeniyle bagaj kısmına alınması uygun olamadı; THY kargo ile göndermek durumunda kaldık. O zaman gördüm ki kargo ile gerçekten de uygun fiy
ata gidiyormuş. Bagajdaki her ekstra kg için 5TL ödemeniz gerekirken, kargo ile göndereceğiniz kg başına ~1,2 TL ödüyorsunuz. Ama benim bahstızlığım şu oldu; Bonn'dan dönerken bir türlü kargosu olan bir havayolu firması bulamamıştım. Sahi eşyalarını nasıl taşıdığını soracaktım PilliCadı'ya, bunca zaman oldu hep unuttum hep unuttum!
Adana havaalanına vardığımızda kargo kısmından gelecek olan valizin akibetinden şüpheliydim doğrusu ama hiç sorunsuz teslim aldık. Adana'daki ilk salaklığımız, uçaktan iner inmez gözümüze ilişen Mersin 20TL dövizleri oldu taksilerin tepesindeki. E o zaman taksi burda ucuzmuş, diye düşünüp Çukurova Üniversitesi'nin sosyal
tesislerine taksi ile gidebileceğimizi zannettik. Ha gittik gitmesine ama 45 TL tutan taksiye 35 TL verip, bir kez daha çulsuz kalarak... Halbuki MEÖ beni defalarca arayıp defalarca ısrarla teklif etmişti gelip bizi havaalanından almayı ama ah kafam ah!.. Neyseki ÇÜ'nün sosyal tesislerini çok sevdik; SÜ yurtlarında buzdolabı olmadan geçirdiğimiz bir haftanın ardından odadaki mini buzdolabı ve klima o kadar mutlu etti ki bizi! Hele ki balkondan görülen göl manzarasının güzelliği... ne var ki o manzaranın fotoğrafını çekmedik sanırım :( Tuzla-Bakırköy mesafesinin ardından bu defa her sabah kat ettiğimiz Adana-Tarsus yolu o kadar da uzun gelmedi bana, sevdicek yine oyununu oynadı, ben yine uyukladım... WK ile geçirdiğimiz bir hafta öyle derin bir hasret rüzgarı estirdi ki taa Bonn semalarından Adana'ya; anlatmamın imkanı yok sanırım. Adana'da geçen bir haftayı ise Nemrut gezisi ile noktaladık. Nemrut'taki gündoğumu ile Saklıkent'tekini kıyaslama cesaretini bulup, Saklıkent'i seçecek kadar da anormal olabilirim ama çok sağlam bir nedenim var, kendime saklıyorum; size önerim ise nerede olursa olsun gittiğiniz her yeni yerde mutlaka bir kez gün doğumunu izlemeniz. Nemrut'ta gündoğumu değil ama tarihi kalıntılar gerçekten de etkiledi beni. Nemrut sonrası ise, Adana'da da artık çalacak bir kapımız var diyebildiğimiz, ve kısa zamanda çok çok sevdiğimiz Nuriciğimizin evine misafir olduk iftar için. Ardından da terminale kadar yolcu etti bizi; istikamet: Anamur!

Teyzem ile değil evinde, sokakta bile uzun süre onunla hem fikir olarak, didişmeden, sakin sakin yaşamak benim için zor olsa da, bu kadar zor geçindiğim birisini nasıl bu kadar sevdiğimi de bilmeden(aslında biliyorum sanırım; onun o eşsiz saflıktaki iyi niyeti ve gerçekten sevgi dolu kalbi sayesinde herşey), tam bir deli cesareti ile sevdiceği de alıp yanıma, teyzemin yazlığına geldik... Tam tahmin ettiğim gibi zamanla iyice açılıp beni deli eden uyarılarına başladı; hatta kendisini dinlemediğimi farkedince zavallı sevdiceğe de yüklendi, "bak bu beni dinlemiyo ama sen dinle bak şimdi şunu şöyle şöyle yaparsanız sonra bölye bölye olur o neden sakın bik bik bik..." diye. Efenim bu 5 günlük tatilden öğrendiklerimiz içinde en baskın geleni iç çamaşırları, nevresimleri ve havluları olabilecek en yüksek sıcaklıkta, mümkünse 60oC'de yıkamak gerektiği oldu. Kendimi tutup tutup da ani patlamalarım dışında gayet uyumlu günler geçirdik aslında. Bol bol yüzdük sevdicekle, hem de benim sevdiğim koya gittik özellikle. Sevdiceğe dönüş bileti almak için Anamur merkeze indik bir kaç kere; arabada dinlemek için müzik CD'si hazırlamak üzere boş CD'ler aldık ama çok adi çıktıkları için beceremedik (amanıııın, Zerrincim den boş CD getirmesini isteyecektim, unuttum leeeen) , bilmem ki başka neler yaptık, böyle işte. Ama en güzeli sevdicek ile denizde geçirdiğimiz vakitler oldu. Suyun altında öpüştük yahu, daha ne olsun :D Uzaklara açıldık, sırt üstü sarılıp yattık, daldık, çıktık, takla attık, balıkları izledik, okaliptüs-koala ikilisi oluşturduk; çok eğlendik! Ama az önce işte, sevdicek bindi otobüse, Ankara'ya doğru yola koyuldu... Kaç gündür aldığımız nefes bile birlikteydi, nefessiz kaldım sanki o gidince, ama biliyorum ki böylesi iyi oldu. Neyse bu konuda yazmak istemiyorum; çünkü soğuyor ve katılaşıyorum o zaman.
Peki ya şimdi? Şimdi bu yazın en güzel olayı oluyor, Zerrincim yazlığa geliyor! Üstelik bu yılın en güzel haberini de geçtiğimiz haffta yine Zerrincim vermişti bana; o haberi kutlamanın en iyi yolu da bu tatil olacak işte. Bi de bunca zamandır görmediğim için o kadar çok özledim ki! Ben artık Zerrincim'le de, teyzemle de, arkadaşlarımla da öyle eskisi gibi uzun uzun telefonda konuşmayı hiç ama hiç beceremiyorum..nedenini bilmiyorum ama sanki bir el çıkıp o telefondan, boğazımı sıkıyormuş gibi geliyor. Hal böyle olunca da, bunca ayrılığa rağmen pek rahat konuşamadık Zerrincim'le. Ha şimdi de evdeki curcunadan sıyrılıp yine kafamıza göre takılabilecek miyiz, meçhul...ama olsun, en azından yanyana olucaz. Teyzemin bir tas çorba veya 5 tane sinek için kendini paralamasının stresini aşabilirsek ve dedem de fazla huysuzluk etmezse aslında çok da keyifli bir tatil olabilir.

Oyh, amma uzun oldu... Son birkaç yazıyı da uzunca yazmıştım ama en uzunu bu oldu sanırım. Yeterince kendimi oyaladım galiba ki, uykum geldi bile. Sabah telefonun sesi ile uyanıp sevdiceğin "sağ salim vardım" diyişini duymak ve Zerrincim'e sımsıkı sarılmak üzere, yatağa gidiyorum şimdi...

----------

Teyzemin yatak odasındaki işleri bitmediği için yatamıyorum. Bari fotoğraf ekliyim diyip de arşive bakınca gördüm ki bi dolu şey unutmuşum:

- Yminik'le hasret giderdik çok güzel, çok ama çok çok güzeldi.
- Adana'ya özgü bir tatlı varmış adı BiciBici, öyk bişiy!
- Adana'da etnoğrafya müzesine ve bir kiliseye gittik.
- Sevdiceği Bostancı'daki Yaşar Usta'ya götürdüm, dünyanın en mükemmel dondurmasından tattık!
- Tanrım nasıl unuturum; Dolmabahçe'yi gezdik! Saray dediğin budur işte!
- Vildan ablayla bir akşam geçirdik, bir başka akşam Nermin teyzeyi ziyaret ettik.

*yazlıkta çektiğimiz fotoları henüz aktarmadım, şimdi de çok uykum geldiği için uğraşamıyciiim aktarmakla, bi vakit onları da upload ederim umarım.

** Chrome ile açınca bu blog edit şeysi çok abuk sabuk çalışıyo! Grrr!

*** Fotoları upload ederken link veriyodu, ben de target=_blank yapıyodum eğer istersem ama şimdi link falan vermemiş, anlamadım nedenini. Bu yüzden de cücük kadar kaldı fotolar. Fotoların picasa web albümdeki linklerini bulup onlara link vermek dışında daha kolay ve kısa bir çözümü var mıdır acaba? Mesela firefox ile edit etmeye kalkışsan çözülür mü kü? denemek gerek =/

5 yorum:

  1. chorome'un öyle bir cinsliği var. benim de iş yerinden eklediğim resimlerin hiçbiri büyük resme bağlantı vermiyor.

    YanıtlayınSil
  2. ne demiştin sen? kıskandığım için yazıyı okuyamadım mı? hıh! nemrut'ta gün doğumu demek... tüm "grrr"lar sana geliyor cadı hanım!

    YanıtlayınSil
  3. ne demiştin sen? kıskandığım için yazıyı okuyamadım mı? hıh! nemrut'ta gün doğumu demek... tüm "grrr"lar sana geliyor cadı hanım!

    YanıtlayınSil
  4. Yazı çok güzel de bir şeyi unutmuşsun. O da şu:

    "Bu süre zarfı içerisinde sürekli Serkan görüşelim diye laf attı. Fakat cadı olduğum için görüşmedim kendisiylen."

    :(
    Hele o şişko var ya yanındaki. Ona diyecek hiçbir şey bulamıyorum.

    YanıtlayınSil
  5. Tuzla - Bakırköy mü? Tuzla - Karaköy olmasın o:)))

    Uzun yazılar iyi de yorum yazmaya karar verince aklına bişiy gelmemesine yol açtığından kötüymüş gibi gelebiliyor bana bazen:)

    YanıtlayınSil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.