neler yaşadık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neler yaşadık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2010 Pazar

Azıcık sohbet

+ Kiramı kaybettim. Aslında kaybettiğim benim kiram değildi ama bu aydan itibaren ben de kira ödeyeceğim için bi bakıma benim kiram. Daha aslında, sanırım 1,5 aydır kesik olan doğalgaz faturamızı ödedik sonunda! Kış boyu bir bakıma zorunlu tasarruf olduğunu düşünüyorum şöyle ki:
 - sıcak su olmadığı için banyo yapma sıklığımız yarıya indi
 - bulaşıkları ve kendimizi yıkamak için gerekli sıcak suyu elektrikli ısıtıcı sayesinde sağladık. Su elektrikle ısınınca mı ucuz yoksa kombi ile ısınınca mı bilmiyorum ama böyle olunca çok çok daha az su harcadığımız kesin. 
 - kombiyi çalıştıramadık, ev soğuk olduğunda bazı acımasızlar elektrikli ısıtıcıyı kullandı ama bunun miktarını ancak elektrik faturası gelince anlıycaz.
 - doğalgaz olmayınca ocak denilen alet de bi işe yaramadı. Neyse ki elektrikli ocak var evde.
 - Şimdi yazınca farkettim ki elektriğe gerçekten çok abanmışız. Tanrım sen bizi büyük faturalardan koru!
Neyseciğim, doğalgaz faturasını ödemek için yeltenince kenara koyduğum parayı bulamadığımı farkettim. Koskoca 90 TL kayboldu evin içinde yahu! Herkes bi yerden çıkacağından çok emin ama çıkabileceği her yeri aradım ben, o yüzden artık sinirlerim bozuluyor aklıma geldikçe! Bi tek çöpe bakmadım, ki ona da bakamam artık çünkü attık gitti. 

+ "The Last Temptation of Christ" - "Günaha Son Çağrı" filmini izledik az önce. Kötü diyemem aslında ama çok iyi de diyemem. Kafamı karıştırdığı kesin. 

+ İçki içmeyecek kadar müslüman olduğunu iddia eden insanların porno izlemesini şiddetle kınıyorum. Hatta buna hakları olmadığını düşünüyorum. Nerden çıktı diye sormayın, ne zamandır aklımdaydı, bugün yine aklıma gelince dellendim. Müslüman kimsenin pornoyla işi ne?!

+ Kafamı kurcalayan bir dolu şeyin cevabının psikolojide olduğuna inanıyorum. Mali olarak kocaman bir özgürlüğe kavuştuğum zaman ilk işim yeniden ikinci üniversite meselesine başvurup psikoloji bölüme kaydolmak olacak. Ahlak, ego, tevazu gibi konular ilk sırada yer alıyor ve ben bunları herhangi bir kitaptan okumak değil bilimsel halleriyle anlamak istiyorum. 

+ Çatal uyum sağladı gibi görünüyor yeni evine. Gerçi St.Ziza'nın arkadaşlık girişimleri pek başarılı olamadı bugün ama zamanla gelişeceğini düşünüyorum. Pencereye tel alabilirsem sürekli özgür olmasından yanayım ama zibidi kafesin içinde daha rahat sanki :)

+ Tezde ilerlemeler var, Allah nazarlardan saklasın, maşallah falan diyin dua edin de bitsin bi an önce.

+ Hala bitirmem gereken başvurular var. Elimi çabuk tutmam gerek. İçim dışım motivation letter oldu ama eğer  bunları şimdi yazmazsam kabus gibi bir Ekim-Kasım-Aralık ve devamı beni bekliyor olacak. 

+ ve inanılmaz haber! İlk defa devam etmekte olan bir süreç içerisindeyken itiraf ediyorum: diyete başladım! Bununla ilgili yorum yapasınız diye değil, tarihe not düşmek adına yazıyorum, tek laf edenin kabusu olurum ona göre!

+ iPod'u hiç beklemediğim kadar sevdim. Alırken aklımdaki şey video izlemek ve müzik dinlemekti ama sonradan tüm maillerini bir arda kontrol edebilme meselesi acayip cazip hale geldi. Facebook'ta da artık sadece notificationları kontrol eden biri haline geldiğim için ve yüklediğim mini uygulama da bu konuda gayet başarılı olduğu için bir artı daha kazandı. Gereksiz maillerle gelen linklere tıklayıp açılmalarını beklemeye üşendiğim için artık o linklere de tıklamıyorum. Hepsi bir araya gelince internette geçirdiğim "anlamsız" vakit neredeyse %80 azaldı. Ha ama bunun yanı sıra artık ben de sıkı bir twitter takipçisi olduğumu söyleyebilirim sanırım. Çok sık yazmasam da çok sık okuyorum. Geriye deviantart, sözlük ve formspring kalıyor ama bu hesaplara tek tıkla ulaşabildiğim için kayda değer bir şey yoksa üçü toplamda 1 dakikamı ancak alıyor. 

+ 400 yıldızın uzaklığının hesaplanması için gerekli olan parametrenin hatalarını bulmam gerekiyor. Bugün 102 tanesini buldum. Hepsini bulunca X-ışın parlaklığındaki hataya ulaşmamda hiçbir engel kalmayacak. Sonrasında yıldızlararası kızarma meselesini halletmem gerek. Aslında Aralık ayı falandı, hesaplatmıştım hepsini bi internet sitesine ama bi sorun olmuştu, ne olduğunu hatırlamıyorum şimdi, yarıda kalmıştı. Şimdi onu bulup halletmem gerek. Sonrası kolay zaten, grafiklere denklem fiti yapılacak ve yeni grafikler çizilecek. Tezi tamamiyle bitirmem için son 2 hafta! Bunları önümüzdeki hafta halledersem sonraki hafta da metindeki son düzeltmeleri yaparım, oldu da bitti maşallah. Tezin jüriye gönderilmesi, jüriden dönen hataların düzeltilmesi ve tez savunması derken yaz gelir zaten. 

+ Mayıs'ın 9'una kadar da iki tane bildiri özeti hazırlamam gerek bu yaz gerçekleşecek olan kongre için, bakalım nasıl yetişecek hepsi birden. Büyük ihtimalle bu 9 Mayıs deadline'ı daha öteye çekilecektir ya belli de olmaz. 

+ Yaz için kongre vb. tarihleri belirlenmeye başladı yavaş yavaş. Şimdiden 3 tanesi kesin. Bunlardan birinde sadece uslu katılımcı, birinde sunum sahibi, birinde de düzenleme komitesi üyesi olduğum düşünülürse kesinlikle yoğun bir yaz olacak. Gökyüzü gözlem şenliği tarihleri belirlenince burdan haber vereceğim hepinize, Cadı'nın ağzından yıldız hikayesi dinlemek ve bir haftasonu tatili yapmak isteyen varsa hazırlıklı olsun. 

+ Belki başka gelişmeler de olmuştur ama şimdilik bu kadar, keza yatmadan önce bi bölüm House izlemek gibi bir planım var.

Herkese süpper bir haftasonu diliyorum! 


24 Aralık 2009 Perşembe

Duruşma, Destek, Süpriz, Elçilik

Yine aşırı yoğun bir döneme girdim. Yazmak istediğim, mutlaka not etmek istediğim ayrıntılar ve şaşkınlıklarım var ama fırsatım olmuyor. Vakit geçtikçe yazılamıyorlar. O yüzden bir kez daha kısa kısa...

Çarşamba:
Şurada bahsettiğim olay için mahkemeye gitmem gerekti. Beni arıyorlarmış fellik fellik. Fransa'da bile aramışlar ki hiç alakam yok Fransa ile. İlla ki Numune Hastanesi'ne gidip ruh ve beden sağlığım hakkında rapor alacakmışım. Geçen yaz Ankara'da Adli Tıp'a gittiğimde başıma gelenlerden sonra (ki bu ayrıca bir yazı konusu) bir daha hiçbi yere gidip muayene falan olmak istemediğimi belirten bir dilekçe vermiştim ama kimse oralı olmamış. Neyse işte ben de hazır Kayseri'deyken, yakın zamanda yurtdışına çıkmam gerekecekken ve mahkeme beni ararken gidip şu hakim bey amca ile görüşeyim dedim ama mümkün olmadı. İlla ki duruşmaya geleceksin diye tutturdular. Ben adamın yüzünü unutmadım ama o adamın da beni bilmesine gerek yok, neden yüzleşeyim ki adamla? Ama yoook, adamlar zaten geçen duruşmaya da gelmemişlermiş, bu duruşmaya da gelmezlermiş. Neyse yapcak başka bişiy yoktu, elimiz mahkum gittik Kayseri Adliyesi'ne. Önceden sırf hakimi görmek için gidişimizde bile epeyi kötü olmuştuk, hem ben hem de sevdicek. Bu defa bir de adamla karşılaşmak falan olunca tam takım düştük yola; Sevdicek, St.Ziza, Karakuş, JLP ve tabii ki Zerrincim! İşte o zaman çok iyi anladım, düğün vs gibi mutlu günlerde yanımızda olup göbek atan insanlara asıl adliye yollarında ihtiyaç duyuluyormuş ve ben gerçekten de çok şanslıymışım. Hayatımda ilk defa bir davada bulunmanın heycanı dışında çok kayda değer bişiy olmadı. Ankara'dakinin aksine Kayseri Adli Tıp'ında çok düzgün ve aklı başında bir doktor ile psikolojikimsi bir konuşmanın ardından başka bir yere sevkim vs. gerekmeden kurtuldum. Bundan sonra duruşmalara gitmem de gerekmiyor, sonucu adresime göndereceklermiş.

Perşembe:
Otel ve katılım masraflarının organizasyon tarafından karşılandığı ama yol masraflarının üstümüze kaldığı bir kış okulu var gündemimizde. İsrail'de gerçekleşecek. TÜBİTAK'a başvurmuştuk ki destekleyeceklerini açıkladılar! Bakalım gerçekten de destek çıkacaklar mı, dönüşte göreceğiz. Gerçi parayı harcadıktan sonra verilen destek ne kadar destek olur bilmiyorum ya...

Cuma & Cumartesi:
1 aydır uğraştığımız süprüz parti oldu da bitti sonunda. Çoğu kimse güzel anılarla döndü evine sanırım. Sevdiceğe erken doğumgünü partisi düzenledik, gerçek doğumgününde İsrail'de olacağımız için! Ankara'dan trenle, İzmir'den otobüsle ve İstanbul'dan uçakla gelen süperötesi arkadaşlarla süper bir süpriz yaptık. Kafamızda "Heykeli dikilecek adam Onur" şapkalarımız, üzerinde sevdiceğin Scorpions'la aynı sahnede gitar çaldığı fotoğrafın(!) olduğu pastamız bile hazırdı.



Bugün:
İsrail Büyükelçiliği'ndeki macrea! En kısa zamanda readerınızda! =)


17 Eylül 2009 Perşembe

4 koca hafta

Sevdiceği yolcu edip eve döndüm; on kaplanlık kocaman bu boşluğu olabildiğince az hissetmek adına kendimi nete verdim bende, naapiyim. Olanları özetliyim bari...

4 hafta öncesiydi, İstanbul Kültür
Üniversitesi'nde düzenlenen iraf yazokuluna katılmak üzere İKÜ'nün yurtlarına yerleştik. Eşyaları yurtlara bıraktıktan sonra peder bey ile buluştuk, Miniatürk'e gidip mini bir Türkiye turu yaptık, çıkışta GoKart'a bindik sevdicekle (onun ilk defa bindiğini bilmeden, bir ilki daha birlikte yaşamış olmanın keyfini sonradan tadarak ama büyük bir zevkle), Dolphinarium'a gidip yunusların gösterisini izledik, yunuslarla birlikte fotoğraf çekildik, çok kısa zaman öncesinde ameliyat olup Çin'den henüz gelmiş olan peder beyi epeyce gezdirip yorduktan sonra babaanneme gidip orada yaptık iftarı. Ramazan da başlayalı daha çok yeniydi tabii. Haftaiçi gündüzleri boğuk bir bilgisayar odasında geçirdikten sonra, iftarlarda kimi zaman kız yurdunun alt katında hazır çorbalarımızı içtik, kimi zaman dışarı çıkıp bişiyler yedik. İKÜ'nün yanındaki GoKart'a ancak bi kerecik binebildik ama neden bilmem benim içim çok fena oldu bu defa, sanki her an kaza yapacakmışız gibi tedirgin oldum, gözümün önüne hep kaza sahneleri geldi. Nefesim daraldı, içim boğuldu, verilen süre bitmeden sağa çektim aracı. Sonrasında sevdicek birkaç defa daha binmek istedi ama ya maddi durum ya vaktisizlik ya da işletmecinin salaklığı nedeniyle tekrarlayamadık bi türlü. iraf yazokulu bittiğinde biz de bitmiştik gerçekten, sinirlerimiz o kadar yıpranmıştı ki... O gerginlikle peder bey ile çıktığımız alışverişin suyu da çıktı; sonrasında alınanlara bakıp bakıp dellendim ama olan olmuştu artık. Zaman ve yeni mekan bize iyi geldi; Sabancı Üniversitesi'nin Tuzla-Orhanlı'daki yurtlarına yerleştik. ASTRONS Çalıştayı nötron yıldızları ile ilgiliydi, geçen sene mikrokuasarlarla ilgili çalıştayda tanışmış olduğum bi dolu ünlü astrofizikçi ile yeniden karşılaştım, samimiyetimiz gözle görülür olmasa da içimden içimden çok sevdiğim bir iki arkadaşımı da görüp mutlu oldum vs. derken...her sabah Tuzla'dan Bakırköy'e 1,5 saat yol gittiğimizi söylemeyi unuttum galiba? Yol boyu sevdicek yeni gözdesi Plants vs. Zombies oynarken ben de dünyanın en rahat yastığına koyup başımı uyudum bi güzel. Gündüzleri uyuklamayı engellemek adına da oruç meselesini rafa kaldırdık bir süre, kahveye dadandık... Akşamları peder bey ile buluşup değişik atraksiyonlara da kalkıştık tabii; beni en çok eğlendiren Feshane gezisi oldu. Feshane'de macun yedim ilk defa, çok güzel bişiy ama fazlası insanın içini yakıyor çok feci şekilde; bi de balon aldı peder bey bana :) Balon da ister misin? diye şaka yapmıştı aslında ama ben fırsattan istifade edip de tutturunca balon isteriiiim diye, naapsın zavallıcık :))) A bi de İKÜ'de kaldığımız akşamlardan birinde Taksim'deki ramazan eğlencelerine de tanıklık ettik. Standlardan birisinde nazar boncuklu bi kolye görmüştüm ama o anki imkansızlıklar nedeniyle alamamıştık; sonradan bi çok yerde bakındık ama aynısını bulamadık, hala aklımda :(


Sabancı maceramızın arından bir gece de peder beyin evinde konakladık; söz vermiş olduğum üzere bir yaşpasta yaptım: çikolatalı-muzlu; sanırım sevmiştir. Bir de sevdicekle birlikte hiç zorlanmadan içine sığabileceğimiz büyüklükte bir valiz verdi peder bey bize; bence valizin kendisi, içine konulacaklardan daha ağır ama sevdicek de peder bey ile hem fikir olunca, üstelik valizin taşınmasını ve Kayseri'deki evdeki muhafazasını da üstlenince tamam dedim artık ne diyim. Tamam dedik ama ertesi sabah Adana uçağına valizleri verirken oldu asıl olanlar. Valizin aşırı kilosu nedeniyle bagaj kısmına alınması uygun olamadı; THY kargo ile göndermek durumunda kaldık. O zaman gördüm ki kargo ile gerçekten de uygun fiy
ata gidiyormuş. Bagajdaki her ekstra kg için 5TL ödemeniz gerekirken, kargo ile göndereceğiniz kg başına ~1,2 TL ödüyorsunuz. Ama benim bahstızlığım şu oldu; Bonn'dan dönerken bir türlü kargosu olan bir havayolu firması bulamamıştım. Sahi eşyalarını nasıl taşıdığını soracaktım PilliCadı'ya, bunca zaman oldu hep unuttum hep unuttum!
Adana havaalanına vardığımızda kargo kısmından gelecek olan valizin akibetinden şüpheliydim doğrusu ama hiç sorunsuz teslim aldık. Adana'daki ilk salaklığımız, uçaktan iner inmez gözümüze ilişen Mersin 20TL dövizleri oldu taksilerin tepesindeki. E o zaman taksi burda ucuzmuş, diye düşünüp Çukurova Üniversitesi'nin sosyal
tesislerine taksi ile gidebileceğimizi zannettik. Ha gittik gitmesine ama 45 TL tutan taksiye 35 TL verip, bir kez daha çulsuz kalarak... Halbuki MEÖ beni defalarca arayıp defalarca ısrarla teklif etmişti gelip bizi havaalanından almayı ama ah kafam ah!.. Neyseki ÇÜ'nün sosyal tesislerini çok sevdik; SÜ yurtlarında buzdolabı olmadan geçirdiğimiz bir haftanın ardından odadaki mini buzdolabı ve klima o kadar mutlu etti ki bizi! Hele ki balkondan görülen göl manzarasının güzelliği... ne var ki o manzaranın fotoğrafını çekmedik sanırım :( Tuzla-Bakırköy mesafesinin ardından bu defa her sabah kat ettiğimiz Adana-Tarsus yolu o kadar da uzun gelmedi bana, sevdicek yine oyununu oynadı, ben yine uyukladım... WK ile geçirdiğimiz bir hafta öyle derin bir hasret rüzgarı estirdi ki taa Bonn semalarından Adana'ya; anlatmamın imkanı yok sanırım. Adana'da geçen bir haftayı ise Nemrut gezisi ile noktaladık. Nemrut'taki gündoğumu ile Saklıkent'tekini kıyaslama cesaretini bulup, Saklıkent'i seçecek kadar da anormal olabilirim ama çok sağlam bir nedenim var, kendime saklıyorum; size önerim ise nerede olursa olsun gittiğiniz her yeni yerde mutlaka bir kez gün doğumunu izlemeniz. Nemrut'ta gündoğumu değil ama tarihi kalıntılar gerçekten de etkiledi beni. Nemrut sonrası ise, Adana'da da artık çalacak bir kapımız var diyebildiğimiz, ve kısa zamanda çok çok sevdiğimiz Nuriciğimizin evine misafir olduk iftar için. Ardından da terminale kadar yolcu etti bizi; istikamet: Anamur!

Teyzem ile değil evinde, sokakta bile uzun süre onunla hem fikir olarak, didişmeden, sakin sakin yaşamak benim için zor olsa da, bu kadar zor geçindiğim birisini nasıl bu kadar sevdiğimi de bilmeden(aslında biliyorum sanırım; onun o eşsiz saflıktaki iyi niyeti ve gerçekten sevgi dolu kalbi sayesinde herşey), tam bir deli cesareti ile sevdiceği de alıp yanıma, teyzemin yazlığına geldik... Tam tahmin ettiğim gibi zamanla iyice açılıp beni deli eden uyarılarına başladı; hatta kendisini dinlemediğimi farkedince zavallı sevdiceğe de yüklendi, "bak bu beni dinlemiyo ama sen dinle bak şimdi şunu şöyle şöyle yaparsanız sonra bölye bölye olur o neden sakın bik bik bik..." diye. Efenim bu 5 günlük tatilden öğrendiklerimiz içinde en baskın geleni iç çamaşırları, nevresimleri ve havluları olabilecek en yüksek sıcaklıkta, mümkünse 60oC'de yıkamak gerektiği oldu. Kendimi tutup tutup da ani patlamalarım dışında gayet uyumlu günler geçirdik aslında. Bol bol yüzdük sevdicekle, hem de benim sevdiğim koya gittik özellikle. Sevdiceğe dönüş bileti almak için Anamur merkeze indik bir kaç kere; arabada dinlemek için müzik CD'si hazırlamak üzere boş CD'ler aldık ama çok adi çıktıkları için beceremedik (amanıııın, Zerrincim den boş CD getirmesini isteyecektim, unuttum leeeen) , bilmem ki başka neler yaptık, böyle işte. Ama en güzeli sevdicek ile denizde geçirdiğimiz vakitler oldu. Suyun altında öpüştük yahu, daha ne olsun :D Uzaklara açıldık, sırt üstü sarılıp yattık, daldık, çıktık, takla attık, balıkları izledik, okaliptüs-koala ikilisi oluşturduk; çok eğlendik! Ama az önce işte, sevdicek bindi otobüse, Ankara'ya doğru yola koyuldu... Kaç gündür aldığımız nefes bile birlikteydi, nefessiz kaldım sanki o gidince, ama biliyorum ki böylesi iyi oldu. Neyse bu konuda yazmak istemiyorum; çünkü soğuyor ve katılaşıyorum o zaman.
Peki ya şimdi? Şimdi bu yazın en güzel olayı oluyor, Zerrincim yazlığa geliyor! Üstelik bu yılın en güzel haberini de geçtiğimiz haffta yine Zerrincim vermişti bana; o haberi kutlamanın en iyi yolu da bu tatil olacak işte. Bi de bunca zamandır görmediğim için o kadar çok özledim ki! Ben artık Zerrincim'le de, teyzemle de, arkadaşlarımla da öyle eskisi gibi uzun uzun telefonda konuşmayı hiç ama hiç beceremiyorum..nedenini bilmiyorum ama sanki bir el çıkıp o telefondan, boğazımı sıkıyormuş gibi geliyor. Hal böyle olunca da, bunca ayrılığa rağmen pek rahat konuşamadık Zerrincim'le. Ha şimdi de evdeki curcunadan sıyrılıp yine kafamıza göre takılabilecek miyiz, meçhul...ama olsun, en azından yanyana olucaz. Teyzemin bir tas çorba veya 5 tane sinek için kendini paralamasının stresini aşabilirsek ve dedem de fazla huysuzluk etmezse aslında çok da keyifli bir tatil olabilir.

Oyh, amma uzun oldu... Son birkaç yazıyı da uzunca yazmıştım ama en uzunu bu oldu sanırım. Yeterince kendimi oyaladım galiba ki, uykum geldi bile. Sabah telefonun sesi ile uyanıp sevdiceğin "sağ salim vardım" diyişini duymak ve Zerrincim'e sımsıkı sarılmak üzere, yatağa gidiyorum şimdi...

----------

Teyzemin yatak odasındaki işleri bitmediği için yatamıyorum. Bari fotoğraf ekliyim diyip de arşive bakınca gördüm ki bi dolu şey unutmuşum:

- Yminik'le hasret giderdik çok güzel, çok ama çok çok güzeldi.
- Adana'ya özgü bir tatlı varmış adı BiciBici, öyk bişiy!
- Adana'da etnoğrafya müzesine ve bir kiliseye gittik.
- Sevdiceği Bostancı'daki Yaşar Usta'ya götürdüm, dünyanın en mükemmel dondurmasından tattık!
- Tanrım nasıl unuturum; Dolmabahçe'yi gezdik! Saray dediğin budur işte!
- Vildan ablayla bir akşam geçirdik, bir başka akşam Nermin teyzeyi ziyaret ettik.

*yazlıkta çektiğimiz fotoları henüz aktarmadım, şimdi de çok uykum geldiği için uğraşamıyciiim aktarmakla, bi vakit onları da upload ederim umarım.

** Chrome ile açınca bu blog edit şeysi çok abuk sabuk çalışıyo! Grrr!

*** Fotoları upload ederken link veriyodu, ben de target=_blank yapıyodum eğer istersem ama şimdi link falan vermemiş, anlamadım nedenini. Bu yüzden de cücük kadar kaldı fotolar. Fotoların picasa web albümdeki linklerini bulup onlara link vermek dışında daha kolay ve kısa bir çözümü var mıdır acaba? Mesela firefox ile edit etmeye kalkışsan çözülür mü kü? denemek gerek =/