25 Ekim 2009 Pazar

Eş ruhlarımız



Çeşit çeşit bilinir kelebekler; kimisi Akdeniz civarında görülür sıklıkla, kimisi Anadolu'da, kimisi özellikle Çukurova civarlarında. Kimisi kocaman kahverengi, üzerinde turuncu benekleri, kimisi minicik mavi, kimisi minicik beyaz...

Aslında her biri kalbi kadar büyüktür kelebeklerin; kalbi ne kadar büyük, gönlü ne kadar geniş, içinin ne kadar farkındaysa o kadar büyüktür kelebekler.

Ve derler ki kimileri, ömrü üç gündür kelebeklerin; kimileri de bir gündür der. Halbuki ömürleri, eş-ruhları kadardır kelebeklerin. Ama bilmezsiniz siz, kelebeklerin eş ruhlarının olduklarını da. Her kelebek bir insanın ruhunun bir parçası, bence en doğru tabirle, ruhunun bir eşidir, ve fakat her nerede olmak istiyorsa orda olabilenidir. Mesela sevdalıysan Akdeniz'de teni yanık bir esmer güzeline, her sabah oralarda uçuşur kelebeğin, sevdan ne kadar büyükse o kadar kocamandır da. Aklına geçen yaz gördüğün sarı saçlı dilber düştüyse ansızın bir sabah uyandığında, ordadır kelebeğin ama minik ve uçuk sarı kanatlarını çırpıştıra çırpıştıra dolaşır; bir görünür bir kaybolur. İçinden hiç söküp atamıyorsan pamuk tarlasında görüp de vurulduğun elleri nasırlaşmış pamuk işcisi oğlanı, döngele gelip de köye haber verip pamukların olduğunu da oğlan köylüsüyle birlikte inene kadar Çukurova'ya, bekler senin kelebeğin onu orada, kocaman, hem de en kocaman kanatlı, en güzel ve en tutkulu turuncu benekli haliyle bekler. Aklından çıkıp gittiğinde sarı saçlı dilber, uçar gider kelebeğin, geçen gün balkonda görüp de iç geçirdiğin kumralın balkonuna. Kalbindir kelebeğin senin; sen kimin yanında olmak istiyorsan orada ve ne kadar büyük bir aşkla istiyorsan o kadar büyük kanatlarıyla...

30.08.08

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.