17 Ocak 2013 Perşembe

Hastalık sağlık meseleleri


Herşey temmuz ayında sevdiceğin İspanya'ya gözleme gittiği temmuz ayında başladı. Önceleri rahatsızlık verici bir bel ağrısıyken Barselona metrosu merdivenlerinde taşıdığım valizler yüzünden daha da kötüleşti, tahminimce. Sonrasında Armah'a dönünce ev bir tepede gözlemevi de diğer tepede olunca her sabah akşam yürüdüğüm yollar da üstüne tuz biber oldu bu ağrının. 3 gün evde dinlenip "artık işe gidebilirim" dediğim zamanları ne yazık ki ofise varır varmaz dayanılmaz hale gelen ağrılar takip etti. Doktora gidip de "belim ağrıyor" dediğimde ağrı kesici verdiler, "daha çok ağrıyor" dediğimde de daha çok ağrı kesici verdiler. Bu arada da haftada bir gün, pazartesileri, 20 dakikadan ibaret bir fizik tedavi gördüm 4 hafta ama hiçbir işe yaramadı.

Bir sabah uyandığımda değil yataktan kalkmak, solumdan sağıma bile dönemez haldeydim. Kim bilir kaç naproxen ve kas gevşetici sonunda kımıldayabilir hale geldim. Ertesi sabah gayet iyiyim, Murtaza'yı daha fazla dellendirmeden ben işe gideyim diye yola koyuldum ama evden 10 metre uzaklaşmadan yine geldi bindi belime o acımasız ağrı. Zar zor eve döndüm, inanılmaz acılarla yerde uzandım gün boyu. Günün akşamında zar zor kımıldayabilir hale gelince doktora gittik. Doktor bu defa "ancak bugünkü gibi çok şiddetli ağrın olursa al bu ilacı" diyerek yeni bir ilaç yazdı. Bu olaydan sonra gittiğim fizik tedavide elektrotedavinin işe yaramadığına karar verip lazer/ışın tedavisine başlandı. Neyse ki geçici de olsa bu tedavi işe yaradı. Pazartesi günleri olan tedavinin ardından Salı günleri yeni doğmuş bebek gibi kıpır kıpır iken, rahatlığım en fazla Cuma'ya kadar sürdü, Cumartesi ağrılı geçiyor, Pazar'ları ise yine rezil oluyordu halim. 

Doktorun "ancak çok ağrırsa iç" dediği ilacı verdiğinin üzerinden 1 hafta geçti ve o "çok ağrıma" durumu ofiste buldu beni. Eh ben de laf dinleyip içtim ilacı. İlk 10 dakika neler olduğunu tam anlayamadım, Onur gelip de beni bulduğunda ise tabiri caizse "kafam iyi" olmuştu artık. Demek ki bu ilaç da böyle iyi ediyormuş adamı derken önce gözlerim kaşınmaya başladı, sonra burnum uyuştu, derken dudaklarım karıncalandı, ve gözlerim de şişmeye başlayınca alerji olduğum kesinleşti. Eve gidip antihistaminik alsam derken boğazım da şişip yutkunmam zorlaşınca iş ciddiye bindi ve doğru hastanenin yolunu tuttuk. 

Doktorlar artık beni ortopediye sevk etmeye ikna oldular ama Ekim ayının sonunda "ancak Şubat ayında sıra size gelir" dediler! Eh haliyle ben de soluğu Ankara'da aldım. (Bir önceki yazıda bahsettiğim toplantıya da gidemedim haliyle.)

Önce fizik tedaviye gittik, bel MRı çekildi ve başlangıç aşamasında 3 tane fıtık olduğu, fıtıklardan birinin siyatik sinirine baskıda bulunduğu için bel ağrımın bacağa kadar indiği çıktı ortaya. Ancak 4 gün fizik tedavi gördüm ama bu süreç içinde sadece ağrı artmadı aynı zamanda reflekslerde aşırı canlılık ve bacaklarda güçsüzlük de başlayınca nörolojiye gönderdi doktorlar. Muayenesini yapan nöroloji doktoru nöroşirürjiye gönderdi. O da 1 hafta kımıldamadan istirahat ve kortizon verdi =( Zaten ben de bu sırada kaçırdım ya kendi ellerimle organize ettiğim Bilimliler toplantısını. 

1 haftalık kortizonun sonunda bir iyileşme olmayınca,başka bir beyin cerrahına gittik. O da EMG istemiyle bir nöroloğa gönderdi. Nörolog, yaptığı muayene sonucunda "EMG de temiz çıkacak bence, önce sırt ve beyin MRı çekilsin" dedi. Sorduğu sorulardan MS'den şüphelendiğini anladım ama neyse ki temiz çıkan beyin MR'ı bu şüpheyi eledi. Eh böyle olunca ne olur ne olmaz diye EMG çekildi, ama onda da bir gariplik çıkmadı. Doktor 2 seçenek sundu önümüze. Ya sessiz sakin İrlanda'ya gidecek 6 ay sonra geri gelip yeniden test yapacaktık, ya da agresif davranıp ne olduğunu bulmak üzere üstüne gidip testler yapacaktık. Yapılacak test de, belden Beyin Omurilik Sıvısı almak olunca haliyle korktuk tabii ve başka bir doktordan daha görüş almak istedik. GATA'daki bu doktorumuz da SEP testi yapılmasını istedi ki onun da sonucunda kayda değer bir sorun çıkmadı. Hatta garanti olsun diye bel ve sırt MRlarını da yeniledik başka bir MR merkezinde. Ama yapılacak tek şey artık BOS'a bakılmasıydı. 

Biz 6 ay bekleyip öyle gelsek istedik ama "eğer mikrobik bir durum varsa o zaman kalıcı hasara yol açabilir" diyerek risk almaya pek yanaşmadı doktorlar. 

BOS öncesi bir fizik tedavi doktor daha görsün dedik ve bu defa Atatürk hastanesi'ne yollandık. Vücudun çeşitli yerlerinde kasılmalar olduğunu farkeden bu doktor hayatımın en çok acı çektiğim, en çok bağırdığım muayenesini gerçekleştirdi. Gerçi sonunda krampları çözdü ama çektiğim acıyı bir ben bilirim bir de doktorun diğer hastaları. Ama sonunda o da BOS yapılsın da onun sonucuna göre gerekirse bu işlemlere devam ederiz dedi. Eh hal böyle olunca...

Salı günü oldu bitti BOS meselesi. Anestezi olmadan yapılacağı için ödüm koptu ama hiç de korktuğum gibi bir şey olmadı. Belki hiç korkmamış olsam o zaman çok acıdı diyebilirdim ama şu haliyle durum hiç de korkutucu değil, yaptırmanız gerekirse korkmayın sakın. Şimdi BOS'u analiz için verdiğimiz laboratuarladan sonuç bekliyoruz. Bir kısmı sitoloji, bir kısmı mikrobiyoloji laboratuarına giden örneklerden bir tane de Düzen laboratuarı'na gitmişti. Düzen'in sonucu bugün çıktı, şüpheli hastalıklardan "Brusella" elendi. Geri kalan sonuçlar da ayın 22sinde çıkacak diye bekliyoruz. Bu arada doktorum, MEP ve VEP de yapılacağını yazmış dosyama ama bunlar için BOS sonuçlarını bekliyor sanırım. Sözün özü, doktorum harıl harıl MS arıyor üzerimde, sonumuz hayrola.

Şimdilik durum bu. Gelişmelerle yenidne karşınızda oluciiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.