23 Haziran 2014 Pazartesi

Şimdilik böyle

Hayat, kesinlikle imadan anlamayan bir mahlukat. "Ah daha beteri olamaz heralde" diyip de tüm o rezilliklerle hayata adapte olup kendine yeni bir "normal" yarattığın anda karşına daha da pis sıkıntılar çıkartıyor. Bak, yeni sıkıntılar demiyorum, daha da pis, daha da zor sıkıntılar diyorum. Ve ne komik ki seninle birlikte hayata maruz kalan diğer canlılar senin "yeter ulan" deme hakkını elinden almış durumda. Komik mi, traji komik mi bilmiyorum ama hayat denilen bu zıkkımın tirajı yüksek, o kesin! Yoksa neden hala çocuk doğursun ki kafası çalışan insanlar? Belki de ben çok fazla kimsenin kafasının çalıştığını zannediyorum da aslında o kadar kimsenin kafası çalışıyor değildir?

Çocukken, "deli" tanımlaması yapılarak tımarhaneye konulan ve ilaçlarla etkisizleştirilen insanların "asıl akıllı" insanlar olduklarından, ve onlar ayılıp da "gerçekleri" görüp de diğerlerini de ellerinden geldiğince uyarmaya çalıştıklarında, üstün akıllı bir sınıf olan "doktor"ların, bu "deliler"in herkese gerçeği yayacağından korktukları için, "deliler"i kapattıklarından şüphelenirdim. Sanırım bu yüzden "The Island" filmi pek etkiler beni. İzlemedinizse izleyin. Cümle çok uzun mu olmuş? Bölerek okuyun, belki o zaman anlarsınız. Hayır, hiçbir anlatım bozukluğu yok!

Sinirlerim tepemde, evet! Bir süredir böyle. Ve ben yine her zamanki gibi her ne hikmetse, yazdıkça rahatladığımı unutmuşum. Yalnız kalamamak, unutturuyor insana kendisini. Fazla yalnız kalınca da ayrı bir dert. Ben yine çocukken, "sevgilim olunca ayrı evlerimiz olacak" derdim, valla akıllı kızmışım ha! Şimdiyse "ama aynı şeyi o söylese ben ne kadar kırılırım" diye düşünüyorum. Tabii bir de hormonlar falan devreye girince, "beni seviyo mu?" "demin seviyodu ama hala seviyo mu?" "şimdi de seviyo mu?" durumu var ki... of!

2 yılı geçti belim ağrıyor. MS de değil, bel fıtığı da. Yapmadıkları test kalmadı. Üstüne bir de kuyruk sokumu kemiği çatlaması olduğundan şüphelendiğim yeni bir rezillik eklendi. Tam öğrendim bisiklete binmeyi, gözlemevi-ev arasından başka bir mesafeye gidebilir oldum, bisiklete binmem yasak hale geldi sağlık sorunları nedeniyle. Ulan İrlanda'dayız ama ne arabamız var, ne bisiklete binebiliyoruz, ne de paramız var etrafı gezebilecek. Gel de küfretme şimdi!

Hadi gezme, otur oturduğun yerde de işine bak, doktor ol; olur da birinin yıldızı hastalanırsa onu tedavi edersin diycem kendime, diyemiyorum! Neden? Eh kuyruk sokumu kemiğim oturmama izin vermiyor da ondan! Oturamıyorum!

Oturamıyorum! Yürüyemiyorum! Bisiklete binemiyorum! Camış gibi yatarak da astrofizik doktorası vermiyorlar canım burada. Murtaza "yattığın yerden okursun" diyerek 15cm kalınlığında makaleler öbeği verdi bana. "Ulan hıyar, canım acıyo be ne makalesi!" diyemiyorsun tabii. Neden diyemiyorsam.

Ha bu arada, ben depresyonda falan değilim diyordum da bipolar çıktım, siklotermia imiş benimkinin adı, söylemiş miydim? Heh, işte durum böyle olunca anti-depresenlar durumu daha da kötüye götürür diye ilacı kesti doktor. E zaten işe yaramıyordu sıkıntı yok. Ama onun yerine vermesi gereken ilacı vermedi, bunu napıcaz? Aklınızdan geçenleri biliyorum, deli etmeyin beni! "En doğurgan zamanındasın, hamile kalırsan cenin için zararlı bu ilaç" diyerek vermedi kadın, gerek olmadığından değil. Ayrıca manyak mıyım ben ki ilaç içmek isteyeyim gerek olmasa? Çocuk falan doğurmayacağım dedimse de dinlemedi kadın. Kendimi kesersem eğer bir gün zıvanadan çıkıp, o zaman dava açarız artık kendisine, naapalım! Tahammül etmek kolay değil bu hayata. O kadar ki, bunu söylemek bile sakıncalı. "Ama neden öyle diyorsun tatlııııım" "sus allahaşkına" lar gelir hemen. Kolay mı lan hayat? Bunca bokluk içinde çok mu keyif alıyosunuz siz? alıyorsanız eğer, maşallah size, aman yaklaşmayın da bulaşmasın bendeki boklar size de. Keza hiç de "oh ya hayat ne güzel" değil hayat. Katlanmaya çalışıyoruz işte. elimden geldiğince aranızda kalmaya çalışıyorum. Ama bunu da söylemesem daha iyi olacak di mi? Sonra da birileri kendisini köprüden falan atınca arkasından "ay çok hayat doluydu, hiç böyle birşey yapacak birine benzemiyordu" dersiniz güzel güzel, olur biter di mi? Yok canım, öyle değil işte. Benim köprüden atmaya falan niyetim yok ama işte arada kısa devre olunca olanlar oluyor, napalım? İsteyerek değil yani, en azından benim için değil.

Fazla karışık oldu bu yazı. Yani okuyunca öyle gelecektir muhtemelen, yazarken bana çok normal geldi, hatta sakin bile, sürekli kafamın içinde olup bitenlere kıyasla.

Her şey aslında Ece'nin Makbule denilen hatunla röportajını izlememle başladı. Ne uyuz oldum o Makbule'ye ha! Ah onun yerinde ben olsam noolurdu sanki! Ne pis kıskandım var ya! Neyse o röportaja bilahare yazı yazıyım ben artık.

Şimdilik böyle. Uslu bir kız olup da daha okunası şeyler yazarım ben yine ama şimdilik böyle işte.

4 yorum:

  1. The Island filmini ben de severim (2005 yapımı olan bilim kurgudan bahsediyorsun değil mi?) Ewan var olm! Nasıl bir insan evladı sevmez o filmi?

    Zevzekliği bir kenara bırakacak olursak... Geçmiş olsun. Bipolar olma durumun için değil. Kendinle yaşamayı öğreniyorsun bir noktadan sonra. Böyle genel bir geçmiş olsun diyorum ben. Bütün hayatını kaplayacak kadar. Onu hak ediyor çünkü. Senin başardıklarınla, zorlanarak geldiğin yerle hak ediyor. Neden başarmak istediklerini başardığı halde mutlu olamaz insan?

    Silver Linings Playbook'u okumadığına neredeyse eminim. Karakterlerin hiçbirini sevmediğim halde bütünde oluşturdukları dünyayı ilgi çekici bulduğum çok az kitap var benim. Bu kitap da fena değil. Bazen inançlarımız (ama kendimize ama dünyaya) asıl bizi boka batıran şey oluyor. Daha güzel bir geleceğe inanıyor musun? "Sorry sis, but that's not gonna happen." Entropi artma eğiliminde çünkü ideal bir dünyada yaşamıyoruz. her şey kötüye gidecek; her gün, her saat, her dakika ve her saniye... Hatta iddia ediyorum: bir dünyanın yıkılması en fazla bir saniye sürer.

    Düşününce... Ben o köprüden atlayan insan olabilirdim ama dediğim gibi; kendinle yaşamayı öğreniyorsun bir noktadan sonra. Alışıyorsun kendine (ve bunları hiç aşık olmadan, hiç aşık olunmadan yapınca bütün dünyadan umudu kesiyorsun sevilesi bir insan olmadığına inanmaya başlayarak alışıyorsun kendine ki sende bu olmadığından şanslısın da). Eee? Nolmuş yani? Mal bu; ister oyun hamuru ister kaya... Dilediğin gibi şekillendirmek senin elinde. Kolay, güvenli yolu seçip sızlanmak yerine dilediğini yapan bi insansın da... Mutsuz olmak için nedenin yok demiyorum, aksine şu gezegende mutlu olmak için nedeni olan insanlar o kadar az ki şaşırılacak şey mutsuz olmak için nedeni olmayan insanlar olur. Bir çıkış yolu var diyorum. Sağlık dert... Ne olduğunu bir türlü bulamayan doktorlara sıkıntını anlatmaya çalışmak yorucu olmalı...

    Yapsın senin büyük kuzen bi Altın Kalp de galaksiler arası yolculuğa çıkalım bence. Sonsuz ihtimalsizlik dahilinde hiper uzayda kaybolalım!

    Ya sormayayım diyorum ama... O kuyruk sokumu kemiği nasıl kırıldı? (ya da ne oldu da kırıldığını düşünüyorsun?)

    Şununla da kapanışı yapalım:

    http://www.youtube.com/watch?v=YUPA0C60YDE

    Ben seni seviyorum!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. basima bu isin nasil geldigini mektubunda yazdim sekerim. aslinda bu yaziyi da sana maktup yazdiktan sonra yazdigim icin biraz benzerlikler oldu, bari kalanini kagittan oku. ask meselesinda konusacaklarimiz var, seninle skype seanslari duzenlemeyi dusunuyorum. ama tabii bununla birlikte bi dolu sey dusunuyorum. ah ben hep dusunuyorum zaten.

      kapanisi ben de onur da pek sevdik. seni de pek cok seviyoruz zaten!

      Sil
  2. söyle bir yazı görmüştüm belki yardımı olur. geçmiş olsun!

    http://sosyal.hurriyet.com.tr/Yazar/152/%C4%B0zzet-capa/15860/Kobay-%C4%B0zzet-in-maceralari-bolum-3-Manuel-terapi

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Link için teşekkürler. Yazıdaki kişiyle iletişime geçmeye çalışacağım. Bir gelişme olursa ben de yazarım artık. Teşekkürler.

      Sil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.