Belfast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belfast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2010 Salı

Belfast'ta normal bir gün

Kalacağım ve çalışacağım yerle tanıştıktan sonra sıra Belfast'taki üniversiteye gidip kayıt işlerini tamamlamaya gelmişti. Bu arada bir de katılmam önerilen adaptasyon semineri vardı ki gerçekten de keyifli geçti. 

QUB'un hemen karşısında öğrenci birliğine ait bir bina var. Türkiye'de her türlü öğrenci birliklerinin canına okunurken burada öğrenci birliğine ait bir bina!! İşin aslı neredeyse tüm ülkelerdeki üniversitelerde öğrenci birliklerinin güç sahipleri tarafından nahoşlukla karşılanacağını zannediyordum. Sanırım Bonn'da durum böyle olduğu için bu kanıya varmışım. Ne var ki öğrenci binasında minik kafeteryalar, zengin menülü bir öğrenci restorantı, üst katta öğrencilerin kafalarına göre takılabileceği koltuklar kanepeler televizyonlar ve kocaman bir alan. Bu alanda her zaman ne yapılıyor bilmiyorum ama bugünlerde aşırı ucuz poster satışı var. Tabii ki hemen nasiplendik. Mesela ofiste benim masamda benden önce oturmuş olan velet noel baba kılığında azrail posterleri falan asmıştı sağa sola. İlk iş onları indirdim ama yerine ne asacağımı bilemiyordum, işte bana bi dolu seçenek! Kocaman bir dandelion posteri aldım ofis için, evimiz için de kermit ve snoopy posteri. Nedir yani henüz evimiz yok diye, asla olmayacak değil ya, olacak elbet, hem de yakın zamanda olacak ve o zaman mutlaka bu güzel posterleri asacağız!

Belfast şimdilik keşfettiğimiz kadarıyla çok büyük bir yer olmasa da güzel dükkanlar barındırıyor, Disney market mesela! E girip de eli boş çıkmak olmaz. Zaten ben de kendime kupa alıcam diyordum, bir türlü kafam göre birşey bulamıyordum, tesadüfe bak ki birbirinden güzel Eeyore kupaları..ve OnurCUM için de Tigger! Üstelik kupanın içinden bir de peluş çıkıyor!  


25 Aralık 2010 Cumartesi

Belfast'taki ilk günün sonu


N ile birlikte bir yemek yiyip, Starbucks'a gidip de uçuk olmayan fiyatlarla kahve içmenin tadına varıyoruz, hızlı bir market alışverişi yapıyoruz ve ayrılıyoruz...

Hostele çıkıyorum, kalan eşyalarımı yerleştiriyorum, aklımda binbir senaryo ile üzerimi değiştirmeden  ama en azından pantolonun belini gevşeterek biraz uzanıyorum. Uyuyabiliyor muyum..pek değil, etrafı inceliyorum bir süre, televizyonu karıştırıyorum, havaalanında aldığım broşürlere bakıyorum..uykuya dalar da uyuyakalırsam endişesiyle alarmı kuruyorum.

Odaya giriş yaparken gece 4:30'da bir taksinin gelip beni almasını söylüyorum resepsiyondaki adama, tamam diyor, çıkarken buralarda kimse olmazsa anahtarı masaya bırak. Bunları düşünürken kapı çalıyor! Bir an korkuyorum, sonra aklıma geliyor parayı ödemediğim, büyük ihtimalle onun için gelmiştir biri diye düşünüyorum, hızlıca üstüme çeki düzen verip kapıyı açıyorum, doğru tahmin. Gençten bir adam oda parasını soruyor, paramı alıp iniyorum resepsiyona, ödemeyi yapıyorum, taksiyi onaylatıyorum, içim rahat odaya çıkıp biraz kestiriyorum...Alarm sesinden önce uyanıyorum, hemen sonrasında OnurCUM arıyor uyuya kalırsam diye düşünerek, sonrasında da alarm çalıyor. Toparlanıp çıkıyorum dışarı. Sırtımda koca bir çanta, dışarısı ayaz ve saat sabahın 4 küsürü. Bazı taksiler var etrafta ama bilemiyorum ki hangisi benim için geldi. Epeyce bekliyorum, saat 4:50 falan oluyor, sokaktan geçen bir taksiyi durdurup biniyorum. Havaalanına gidiyoruz.

Havaalanı görece küçük, dışarıdan sıcak ama otel odasından serin, kalabalık değil ama insanlar normal... e ne varmış ki burada beklesem de hostele boşu boşuna £35 vermesem? E dinlenmiş oldum azıcık işte, bırak söylenmeyi kaç gündür yollardasın zaten be cadı!

Beklenen yazı dizisi devam ediyor: Belfast mecarası

Otobüs gara yaklaştığında ilk gördüğüm şey N. oldu çok şükür. Yoksa o valizleri otobüsten tek başıma indirmemin imkanı yoktu. Hemen el attı, bir nefeste indim, kenara bir yere durdum ve bi dolu teşekkür etim N'ye. Önce valizleri bırakabileceğimiz bir emanetçi arandık minik terminalde ama yoktu öyle birşey, fazla vaktimiz olmadığı için yanımızda taşımaya çabalamak daha kolay geldi ilk anda. Yapılması gereken ilk iş, polis karakoluna gidip ülkeye girişimi tescil ettirmekti. N yanında bir Belfast haritası getirmişti benim için, ondan bakıp bulmaya çalıştık en yakın polis karakolunu ama haritada işaretlenmemiş olduğunu farkedip şaşırdığımızla kaldık. Terminaldeki güvenlikçilere sorduk, adamlar tarif etti, biz de yola koyulduk. Ne var ki gösterdikleri tarafa gidince pek de polis karakoluna benzer bir yer göremedik. Yoldan geçenlere sorma çabalarımız da sonuçsuz çıkınca biraz kendi etrafımızda dönüp durduktan sonra, bize anlamsız gelmesine rağmen terminaldeki adamların anlattıkları binaya gittik. Evet, bir polis karakoluymuş orası ama...
WOS: Ülkeye girişimi tescil ettirmek için geldim
Polis: Ülkeye girişinizi tescil ettirmek için?
WOS: Evet, pasaportumda, yani bana verilen vizede öyle yazıyor. 
Polis pasaportuma bakar ve "giriş yapmışsınız işte burda damga var ya"
WOS: Evet giriş yaptım ama ayrıca bir onay yaptırmam gerekiyormuş poliste o yüzden size geldim.
Polis: Ben öyle birşey bilmiyorum ama arkadaşlara sorayım, bekleyin.
10 dk bekledik.
Polis: Bahsettiğiniz şeyi bulduk sanırım, XXX'deki polis karakoluna gitmeniz gerekiyor.
WOS: Nerede orası?
Polis: XXX polis karakolu
WOS: Anladım da orası nerede?
Polis: Eee, bilmiyorum telefon edip soralım, hem siz de bi konuşun ordakilerle.

Telefondaki ses, "evet kayıt olmanız gerekiyor ama buraya gelmelisiniz. yanınızda £38, 2 fotoğraf ve pasaportunuz olmalı."
WOS: Peki ama benim yanımda fotoğrafım yok kaça kadar gelebilirim?
Telefondaki ses: 4'e kadar gelmeniz gerek.
WOS: Ama saat 15:20!!!
Telefondaki: Acele etmeniz gerekecek, yetişebilecek misiniz?
WOS: Yetişmek zorundayım. Eylül ayı içerisinde ülkeye giriş yapmak zorunda olduğum için bugün geldim ve sabaha karşı 5'te dönüş uçağım var, bugün bunu yapmak zorundayım, bir şekilde yetişeceğim.
Telefon: Tamam, siz çabuk olun ben de sizi bekleyeceğim, sorun etmeyin tamam mı, bekleyeceğim ben sizi, ama siz de hızlı davranın.
WOS: Tamam, fotoğraf işini olabildiğince çabuk halledip taksiyle gelirim, çok teşekkürler.
Tel: Tamam bekleyeceğim, görüşmek üzere.

Oh..doğru yeri bulduk, kadın bekleyecek ama fotoğraf lazım..

Polislere sorduk, fotoğrafçı var mı buralarda diye, eczaneyi tarif ettiler. 

Çıktık sokağa, dükkanlar dükkanlar dükkanlar..fotoğrafçı yok. Eczane var ama fotoğrafla ilgili birşeyler yok.. biraz daha yürüdük, ellerimizde valizler, ağır ve çok...çekiştire çekiştire eczane arıyoruz. Karşıma opera binası çıktı, koşarak gidip gişedeki adama sordum, karşı kaldırımdaki eczaneyi söyledi o da. geçtik karşı kaldırıma, eczane, tamam. Hah, eczaneyi gösteren bir levha Polaroid fotoğraf diyor, tamam! Girdik, saat 15:40 oldu bile. Acelemiz var ama önümüzde yaşlıca tontiş ve güleryüzlü bir teyze, tezgahın ötesinde, görünmezden gelen bir sesle ilaç içeriği hakkında konuşuyor uzaktan uzağa. Konuştuğu kişinin eczacı olduğunu varsayıyor ve bekliyoruz, bekliyoruz..5 dk'dan fazla bekliyoruz. ben iyice panikliyorum. Sonunda birileri çıkıyor ortaya, ne istediğimizi soruyor, epeyce garipseyerek fotoğraf çektirmem gerektiğini anlatıyorum ve eczane bir anda fotoğrafçı oluyor! Beni bir sandalyeye oturtuyorlar, arkama bir perde çekiliyor, biyometrik özelliklere göre bişiyler yapıyor hatun ve şıp! fotoğraf çekiliyor, 2 dakika içinde hazır! Fotoğrafları alıp koşarak sokağa atıyoruz kendimizi, acilen taksi bulmamız gerek! Taksiciye yazıp veriyoruz gitmek istediğimiz polis istasyonunu, olur da yanlış anlar başka yere götürür sonra uğraş dur. Yaklaşık 10 dk taksiyle gidiyoruz. Saat 4'e 5 var! buluyoruz sonunda, N arabada bekliyor beni, giriyorum karakola. Görüşmek istediğim kişi Fiona, geliyor, bir odaya geçiyoruz, çok kocaman ve sevimli bir kadın. Anlatıyorum olanları, bir yandan formları dolduruyor. Aslında üniversitede kayıt zamanı masa açıyorlarmış benim gibi öğrenciler için ama kayıtlar gelecek hafta. Bir yandan işleri hallederken bir yandan da epeyce sorular soruyor. Onur'un da ona gitmesi gerektiğini öğreniyorum, randevu almamız için numarasını veriyor ve ordan çıkınca ne yapacağımı soruyor. Biraz şehirde gezindikten sonra havaalanına gidip uçağımı bekleyeceğimi söylüyorum, tedirgin oluyor. Şehrin güvenli olmayabileceğini, havaalanında o kadar saat beklememin uygun olmayabileceğini, en iyisinin bir hostele gitmem olduğunu söylüyor. O saate kadar geceyi havaalanında geçireceğim için keyifli ve heycanlı olan beni tedirgin etmeyi başarıyor. E karşımdaki polis tedirgin olunca ben de tedirgin oluyorum haliyle... 3 farklı hostelin adını ve telefon numaralarını bulup getiriyor bana. Ayrıca cep telefonunu da yazıp veriyor eğer başıma birşey gelirse onu aramam için. Güleryüzlü insanlar ülkesinde hissettiğim güvenin yerini tedirginlik alıyor. İnsanlar aslında çok mu sahtekar? O yüzden mi hep gülümsüyorlar? Benim gibi yabancıları kandırmak için mi böyle yapıyorlar? Güleryüzle yaklaşıp güven kazanıp sonra neler yapıyorlar? vs. vs. vs.

Çıkıyorum, saat 16:45! Epeyi bekletmişim taksiyi, biniyorum, tam gidicez, şöför arabadan inip yoldan geçen başka bir arabayı durduruyor. Akıllı adam beni beklerken radyoyu ve farları açık bırakmış, aküsü bitmiş. Arabayı şarj edip yola koyuluyoruz tekrar. Bu arada ben de elimdeki telefon numaralarını arayıp makul fiyatlı ve boş odası olan bir hostel bulmaya çalışıyorum. Almanya hattını kullandığım için fazla debelenmek yerine aradığım ikinci hosteldeki odayı ayırtıyorum ve oraya gidiyoruz. Valizleri odaya bırakıyorum, N ile etrafta gezmeye, biraz birşeyler yemeye ve bir kahve içmeye vaktimiz oluyor sonunda. Sonrasında N Europa Bus Center'a dönüyor, ben de hostele. Neyse ki valizleri yanına alabiliyor N, böylece bana sadece Almanya'da lazım olacak birkaç parça eşya kalmış oluyor. 

25 Ekim 2010 Pazartesi

Belfast'a varış


Varış yerimiz bu defa Belfast-Uluslararası Havaalanı. Belfast'a indikten sonrası apayrı bir hikaye. Ne kadar makul olduğunu bilmesem de Almanya'dan aldığım faturalı O2 hattını kullanmaya başladım iner inmez, her durumda olabildiğince az masraf yaratmak niyetindeydim ama o masraf da nakit olmazsa pek memnun olacaktım pek tabii ki.  Arkadaşım N.'nin telefon numarasını önceden almıştım zaten. İner inmez kendisine mesaj attım. Binmem gereken otobüsü ve inmem gereken durağın adını gönderdi sms'le. Onca valizle ilerlemek pek kolay olmadı ama trolleyi icad edenden Allah razı olsun. En azından belirli bir yere kadar kolaylaca ilerleyebildim. Otobüs durağına benzer yeri buldum, evet otobüs durağı. Doğru otobüs durağı olup olmadığını anlamak da pek zor olmadı. Hem insanların aksanları da biraz farklı olsa bile yine de anlaşılır durumda. Durakta benden başka 2 kişi daha var. Birisi belli ki hostes. "Belfast'a mı gidiyorsun?" diye sordu. Evet, dedim. İneceğin yeri biliyor musun dedi, "Europa sanırım dedim, peki sonrasında nereye gideceksin dedi, arkadaşım gelip alacak, teşekkür ederim? dedim. Gözlerini kocaman kocaman açmışsın yabancı olduğun pek belli oluyor dedi kocaman bir kahkaha atarak, elimden geldiğince gülümsedim ben de, o kadar da gergin olduğumun farkında değildim doğrusu.
Asıl gerginlik kaldırımın solunda durarak otobüs beklemekteydi sanırım. Hele ki otobüs gelip de önümde durunca, arkada kapısı bile olmayınca, öndeki kapı tam da solda, şöför yerinde olunca, ama şöför yerinde olmayıncaaaaaarghhh! UK! trafik! Sağ! Sol! Nerden bincez bu lanet şeye?! Tamam bineceğim yeri buldum, bilet aldım, ama otobüsün içi bile ters sanki! Sanki değil, ters işte, şöförün yeri sağda! Sanki her an kaza yapacakmışız gibi, sanki şöför sarhoş gibi! Üstelik bir de valizler... Ah Tanrım! İneceğim yeri nerden bilicem? Son durak demişti N. ama ya bi aksilik olursa, ne biliyim işte...bi an önce gelse şu son durak, insem ve N. karşılasa beni... lüüüüüüüüüüüüüütfeeennn!