Friday I'm in love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Friday I'm in love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2009 Cumartesi

Baharın ilk günleri...


Hayat hep yaptıklarımın cevabını verdi bana, istemeden de olsa kırdığım kalpler gibi acı çektiğim kadar, mutlu ettiğim gibi mutlu da edildim. Hiçbir zaman büyük konuşmamayı öğrendim mesela, kimseyi önce kendimi onun yerine koymadan kınamamayı, dinlemeden yargılamamayı, sıra bana gelsin diye değil de anlamak için dinlemeyi öğrendim. Diz çöktüğüm de oldu, önümde diz çöküldüğü de; reddettiğim de oldu, reddedildiğim de; aldattığım da oldu aldatıldığım da... Ve hepsi sırayla oldu. İki alıp bir vermedi hayat. Hep bir aldı, bir verdi; önce aldı, sonra verdi, terazinin kantarı dengeye hep geri geldi. Teker teker gördüm hepsini, sırayla. Ve biliyorum daha bitmedi.

Biliyorum, çünkü o suniliklerle geçen yılların ardından nasıl en doğal haliyle sevmeyi ve sevgi için ne büyük fedakarlıklar, zor da olsa ne büyük dürüstlükler göstermenin gerektiğini öğrendimse, şu son 2 senedir yaşadıklarımdan sonra da biliyorum ki şimdi sıra yeniden güzelliklerde.

Kafatasımı parçalamak için defalarca vurduğum masanın kenarına koyuyorum şimdi kollarımı hayal kurarken. Ve hayal olmadığını, çok yakın bir zamanda gerçek olacak güzellikleri düşündüğümü biliyorum. Dürüst olmanın bedelinin acı çekmek; şeffaf olmanın karşılığının salak zannedilmek; cesurca herşeyini ortaya koyarak sevmenin sonucunun yalnız kalmak olmadığı günlerdeyim..

Demiştim, "acı ektim, yerine, aşk yeşerecek"diye...
Demiştim, gün gelince "coşarız Ay'ın şavkı aşka vurdukça"diye...

Bahar geldi işte,
aşk yeşerdi,
Ay'ın şavkı vurdu tene... daha ne?

5 Aralık 2008 Cuma

TLH

Çocukken okuldan eve gelip kendi anahtarıyla kapıyı açıp mutfak tezgahına yetişmeyen boyuyla kendine yemek ısıtmaya çalışanlardan olmadım hiç, çok şükür ki dünya huysuzu bir anneannem var. Ama yine de hala okuldan eve geldiğimde istiyorum ki odamda beni bekleyen bişiyler bulayım. Son depresif hareketlerimden birini yenme çalışması olarak aldığım balığı masanın üstünden sehpaya indirdiğimden beri bir arkadaştan çok yemeği unutulmaması gereken bir sorumluluk gibi gördüğümü farkettim ve otobüste giderken aklıma geldi odamın ışıklarını açık, pencereyi aralık, playlistte en sevdiğim müzikler ve ekranda inbox'ım olacak şekilde bırakıp çıktığımı. İstiyorum ki odama geldiğimde sanki birisi az önce çıkmış gibi olsun, sanki birisi odayı canlandırmış, benim geldiğimi anlayıp koşarak mutfağa geçmiş bana süpriz hazırlıyor gibi olsun. İstiyorum ki neşeli beklesin odam beni, içeri girdiğimde yalnızlığın soğukluğu ve depresifliği olmasın. O yüzden müziklerle, temiz havayla ve aydınlıkla karşılıyor odam beni. Ama hausmeister denilen adam benim tüm gün ışıkları ve pc'yi açık bıraktığımı farkederse pek hoş olmayacak sanırım. Keza dün akşam öğrendim ki TLH(yurt) satılması düşünülen yurtlar listesinde yerini almış sürekli zarar ettiği için =( Satışa çıkarılmamış henüz ama fazla sürmeden o da olur diyorlar. Ve hatta Erik yurdu satın almayı düşünmüş, aylık masraflarını, m2sini falan hesaplamış, çok güldüm. Ama sonra hüzünlendim. Hadi diyelim ki benim Bonn'daki hayatım en fazla 2009 Nisan'ına kadar, o zamana kadar bizi burdan kışkışlamayacaklarını umuyorum ama seneler sonra yeniden bu şehre gelip kaldığım odayı görmek istesem yerinde yeller esecek, ve ben bunu biliyorum =( Bu salak ülkenin salak kurallarını ve salak insanlarını hiç ama hiç sevmesem de odamı çok seviyorum! Asteroid Z106'nın küçük prensesi ilan etmişken kendimi, bi dolu ilk'imi yaşamışken burda, hayatımın en manyak günlerini bu binanın yıkılmasıyla gömmek istemiyorum yerin bin kat dibine. Evet biliyorum binayı yıkacaklar çünkü çok eski =(

Asteroid Z106'nın da fotoğrafını koyacaktım ama zaten burda bir kısmı görünüyor...


Song of the day: The Cure - Friday I'm in love
Color of the day: olive black
Adj.of the day: Caring
Smiley of the day: