Onca zaman uğraşıp sonunda Tr'deyken Gökhan'la çözdüğümüz Sextractor sorunsalı şimdi vb kodları olarak devam ediyor. Vb kodlarını yazmakta sorun yok da, uzun zamandır (yaklaşık 4 yıl) bu işlerle ilgilenmeyince unutmuşum tabii, haftasonu oturup onu halledicem ama önce Dr.Erben'e bi sorayım hele dedim, tüm haftasonu bunla uğraştıktan sonra adam buna gerek yoktu derse çok sinirlenirim. Bugün gittim yanına, adam benden hala geçen dönem yaptığım analizleri istiyor. E yaptık onları dedim, yok yapmadın dedi, allahtan yanımdaydı önceki rapor da çıkardım gösterdim, "yapmadımsa bu ne ulan dümbük?" bakışı attım bi de adama, utandı tabii gerzek, ha evet yapmışız ama bu şimdi yaptıklarını neden yapıyosun ki, dedi. Şaka gibi yaa, adam benden tonlarca analiz istiyo sonra da unutuyo istediklerini, allah bilir onu unuttuğu için bana aptal muamelesi yapmaya çalışmıştı mailinde "iki satırlık analiz istedik hala bitiremedin" tavrı vardı çünkü. Neyse, şimdi istediği analizleri niye istediğini hatırlattım şapşal adama, sonunda hatırladı anladı da yarım saat öncesinde başladığım noktaya gelebildi. Geçen sefer verdiği formüldeki eksileri artı olarak anlattı bu defa. E hani eksiydi bunlar dedim, farketmez dedi, sonra bi kaç işlem yaptı benim bulduğum sayıları kontrol etmek için ama sayılar tutmadı tabii, adama artı ile eksinin farkettiğini anlatamadım da sonunda excel'i açıp gösterdim, "bak şimdi eksi işareti kullanarak yapıyoruz işlemleri...böyle çıkıyo; şimdi artı kullanıyoruz ve senin bulduğunla aynı buluyoruz, yani eksi ile artı böyle garip(!!) bir değişiklik yaratıyor, formül eksi ile mi olacak artı ile mi" diyince "e artı yap o zaman formülün yanlışmış senin" dedi bana. formülün yanlışmış dedi yaa! Hasbinallaaah! İyi tamam dedim benim formülüm yanlış, şimdi ben gidiyim de yapıyım şu işlemleri bitsin bi an önce, tam kapıdan çıkıcam yine sordu, tezini kimle yapacağın belli mi?. Bu beşinci soruşu, belki de altıncı artık bilemiyorum. Benimle çalışmak isteyip de çalışamayanların içine bi oturuyo ki bu durum hayrete şayan bi vaziyet yani. Umarım bu adam diğeri gibi başıma işler açmaz da ya benimsin ya toprağın edebiyatına girmeyiz. Hadi hayırlısı.
Neyse efenim, ordan çıktım alışverişe gittim, iki haftadır inatla kahvaltılık almıycam diye direniyodum ama aldım sonunda. Bu lanet ülke ne kadar pahallı yarabbim yaa! Her seferinde sinirden kuduruyorum! İşin kötüsü bu ay normaldekinden de feci sıkı olmam gerek, Şubat'ın 10'unda viz uzatma işlemleri için para göstermem gerekecek bankada, tabii kalırsa.
Alışverişi de yaptık, odamıza geldik, kapıyı açtım, koşar adım elimdekileri yatağa bıraktım, üstümü çıkarıp fırlattım sandalyenin üstüne, anahtarı kapıya takmak için geri dönünce gördüm ki yerde beyaz bi zarf. Eğilip aldınca anladım ki bi zarf değil üç zarf, en üsttekine girince basmışım bi güzel, ayakizim var üstünde, ama zarfların içleri boş. Çok da güzel davetiye zarfı kılıklı şeyler, anlamadım ne olduğunu. Bi zamanlar, bana platonik aşık olan çocuğun postakutuma bırakacağı isimsiz postaları beklerdim dört gözle, ha böyle bi çocuk yoktu o ayrı mesele :))) şimdi kafam karıştı, artık var ve içi boş beyaz zarflarla bana bişiyler mi anlatmaya çalışıyor yoksa? Yok canım! E ne bunlar peki? Anlayan varsa beri gelsin..
Sextractor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sextractor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Ocak 2009 Perşembe
29 Ekim 2008 Çarşamba
Hayat Beklemez!
Belki mutlu belki kafası karışık ama kesinlikle kendinden emin bir sabah bu!
Güne sabahın ışıksız bir vaktinde bir umutla uyanarak başlayıp sonra yarı uyur yarı uyanık başım hala yastıkta, göz kapaklarımın altında hayallerle devam ederken gelen saçma bir sms ve son zamanların en vahşi en sinirli cadısı olarak yataktan kalkış... Sinirden saçımı başımı yolmak isterken içimdeki kocaman ilkel benlik, tüm kontrolü ele aldı cadının huriye kayan huzurlu yanı ve açtı bilgisayarı, internete bağlandı, youTube akıllısı son zamanlarda en sevdiğim müzikle merhaba dedi bana, "Hayat Beklemez"!
Ve hemen ardından süper bir Sezen, ve tabii ki sonuç: ayna karşısında kırıtarak şarkı söyleyen bir cadı =) Kahvaltı! Süper! ama nutelle ekmek ve süt üçlüsü MFÖ kadar rağbet görmüyor bünyemde, Ptesi günü sınav öncesi test etmiştik bunu... O zaman... hele bi mutfağa gidelim, meyve suyumuzdan bir yudum alalım... Heyooo, Elena mutfakta! Hemen hızlı bir sabah dedikodusu ve boğazı daha kötü olmuş olan, artık burnu da tıkalı canım arkadaşıma kendi usülü bir kahve, birlikte minicik bir kahvaltı...ımmm, meyve suyu da çok güzel!
Odaya geldim, sertab'ın şarkılarından akıllı bir playlist yaptırdım iTunes'a, bula bula 20 şarkı buldu ama olsun o da bişiydir, veeee sıradaki şarkı: "Kendime Yeni Bir Ben Lazım".
Hmm, naapsam? Ptesi akşamından beri aşırı bir enerji yoğunluğu var üzerimde. En iyisi çıkıp biraz koşayım, enerji harcayayım, kaloriler gitsin, temiz hala gelsin, güzel manzara, kuğular, papağanlar, kargalar, güvercinler ve adını bilmediğim bi dolu kuş türü daha çıksın yoluma... Elena da derse gidiyor, aynı zamanda kitliyoruz kapılarımızı.
E. "Koşuya mı?"
WOS: "koşuya mı yürüyüşe mi bilmiyorum ama dışarı işte"
E. "koşarsın koşarsın sen bu enerjiyle" =)
Evet koşuyorum, ama onunla her zaman gittiğimiz kadar ileri gitmiyorum, koşu işi ne kadar güzel olsa da tedirgin ediyor beni tek başıma giderken, her an düşüp bayılabilirim veya bi terslik olabilir gibime geliyo, ve böyle bişiy olursa 1st floor family'den uzak olmak istemiyorum. Neyse, kimseyi geçmemeye çalışarak biraz koşup biraz yürüyorum, durup biraz esneme hareketi yapıp geri dönüyorum. Bir bisikletli geliyor...geçmiyor..yanımda sürüyor bisikletini, yüzüme, gözüme gözüme bakıyor, bakmıyorum, az ilerleyip yine gözümün içine içine bakıyor, bakmıyorum, kaşlarım çatılıyor, zaten gereğinden fazla taviz verdiğim için insanlara tepeme çıkıyorlar bi de yoldan geçenlere sevimlilik yapacak halim yok, yerimde sayarak devam ediyorum koşu hareketine, bozulup basıp gidiyor, bir süre daha yerimde sayıyorum, yeterince uzaklaştığına kanaat getirince hafif tempo devam... Bayaa koşuyorum, ne zamandır koşmadığım için aralıksız koşuda zorlanmıyorum fazla ama yine de ciğerlerim pek kolay kaldıramıyor bunu, eklemlerimdeki oksijen sıkıntısını hissedebiliyorum. Hızlı tempo yürüyüşe geçiyorum yurda yaklaşınca, hem vücut soğusun diye hem de nefesim düzene girsin odaya gelene kadar diye, çok sevimli minicik beyaz bişiy geliyo ilerden, pıt pıt pıt pıt pıt duyuluyor sesi, kaniş değil de öyle sevimli bişiy, birbirimize bakıp gülümsüyoruz, sahibi tontiş amca hemen yetişiyor "morgen!" komik bir gülümseme suratında, "morgen" diyorum tebessüm ederek, ve işte TLH kapısı...giresim yok, yolu uzatıp 50 m kadar, diğer kapıdan giriyorum, pencerelere bakıyorum, hmm bu İran'lı çocuğun odası, bu bilgisayar okuyan çocuğun odası, aa, fasülye gibi ince süs biberlerinden yetiştiriyormuş penceresinin önünde bak seeennn...
Evet postakutusu kontrolü...Geçen seneden alışkanlık, ama bu sene bana kart atan yok...ben atmadığım için kimseye...neden hep ben atıyorum ilk adımı? aklıma gelmiyor o an, hıh, diyip giriyorum içeri...
Bu sabah böyle işte... Kendimi savaş takımlarımı kuşanmışım gibi hissediyorum, tavizlere son! Merhaba Sextrator! Öğrenmem gereken çoook şey var çook! Biraz dinlenip, bol bol su içip, biraz uzanıp, kahvemi alıp çalışmaya başlamam gerek...
Sertab Playlistim:
Kendime yeni bir ben lazım: "hep içime atmışım, anlatmam gerek, hepsini bi kazana atıp toptan kaynatmak gerek"
Satılık kalpler şehri: "gözlerin silah gülüşün kurşun"
Büyü de gel: "büyü de gel çocuk büyü de gel"
Aldırma deli gönlüm: "her gün bir şey daha biter, giderek acı vermez biten şeyler"
Ateşle barut: "ateşle barut, yan yana durmaz"
Elele: "ellerinizde gelecek günler"
O, ye: "Aman be herkes herşeye nane!"
Oyun Bitti: "söndürdüm ben yangınları, külleri savrulup gitti"
Sakin Ol: "ya uzak herkes birbirine ya ilişkiler vıcık vıcık"
Vurulduk: "ne çok hata yaptık ne çok hırpalandık"
Suçluyum: "bitmiyor ki bu hesaplaşma"
Unutamadım: "bir aşkın bittiği yerde biri başlar, elbet onun da diner sancısı"
Yalnızlık Senfonisi: "sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak" (benim şarkım...benim...)
Kera: "Ay yay yay yaaaaayyy"
Zor Kadın: "acı bitti, aşk bu defa!"
Yavaş Yavaş: "Zamanı bir kenara atsak isimlerimizi unutsak"
Güne sabahın ışıksız bir vaktinde bir umutla uyanarak başlayıp sonra yarı uyur yarı uyanık başım hala yastıkta, göz kapaklarımın altında hayallerle devam ederken gelen saçma bir sms ve son zamanların en vahşi en sinirli cadısı olarak yataktan kalkış... Sinirden saçımı başımı yolmak isterken içimdeki kocaman ilkel benlik, tüm kontrolü ele aldı cadının huriye kayan huzurlu yanı ve açtı bilgisayarı, internete bağlandı, youTube akıllısı son zamanlarda en sevdiğim müzikle merhaba dedi bana, "Hayat Beklemez"!
Ve hemen ardından süper bir Sezen, ve tabii ki sonuç: ayna karşısında kırıtarak şarkı söyleyen bir cadı =) Kahvaltı! Süper! ama nutelle ekmek ve süt üçlüsü MFÖ kadar rağbet görmüyor bünyemde, Ptesi günü sınav öncesi test etmiştik bunu... O zaman... hele bi mutfağa gidelim, meyve suyumuzdan bir yudum alalım... Heyooo, Elena mutfakta! Hemen hızlı bir sabah dedikodusu ve boğazı daha kötü olmuş olan, artık burnu da tıkalı canım arkadaşıma kendi usülü bir kahve, birlikte minicik bir kahvaltı...ımmm, meyve suyu da çok güzel!Odaya geldim, sertab'ın şarkılarından akıllı bir playlist yaptırdım iTunes'a, bula bula 20 şarkı buldu ama olsun o da bişiydir, veeee sıradaki şarkı: "Kendime Yeni Bir Ben Lazım".
Hmm, naapsam? Ptesi akşamından beri aşırı bir enerji yoğunluğu var üzerimde. En iyisi çıkıp biraz koşayım, enerji harcayayım, kaloriler gitsin, temiz hala gelsin, güzel manzara, kuğular, papağanlar, kargalar, güvercinler ve adını bilmediğim bi dolu kuş türü daha çıksın yoluma... Elena da derse gidiyor, aynı zamanda kitliyoruz kapılarımızı.
E. "Koşuya mı?"
WOS: "koşuya mı yürüyüşe mi bilmiyorum ama dışarı işte"
E. "koşarsın koşarsın sen bu enerjiyle" =)
Evet koşuyorum, ama onunla her zaman gittiğimiz kadar ileri gitmiyorum, koşu işi ne kadar güzel olsa da tedirgin ediyor beni tek başıma giderken, her an düşüp bayılabilirim veya bi terslik olabilir gibime geliyo, ve böyle bişiy olursa 1st floor family'den uzak olmak istemiyorum. Neyse, kimseyi geçmemeye çalışarak biraz koşup biraz yürüyorum, durup biraz esneme hareketi yapıp geri dönüyorum. Bir bisikletli geliyor...geçmiyor..yanımda sürüyor bisikletini, yüzüme, gözüme gözüme bakıyor, bakmıyorum, az ilerleyip yine gözümün içine içine bakıyor, bakmıyorum, kaşlarım çatılıyor, zaten gereğinden fazla taviz verdiğim için insanlara tepeme çıkıyorlar bi de yoldan geçenlere sevimlilik yapacak halim yok, yerimde sayarak devam ediyorum koşu hareketine, bozulup basıp gidiyor, bir süre daha yerimde sayıyorum, yeterince uzaklaştığına kanaat getirince hafif tempo devam... Bayaa koşuyorum, ne zamandır koşmadığım için aralıksız koşuda zorlanmıyorum fazla ama yine de ciğerlerim pek kolay kaldıramıyor bunu, eklemlerimdeki oksijen sıkıntısını hissedebiliyorum. Hızlı tempo yürüyüşe geçiyorum yurda yaklaşınca, hem vücut soğusun diye hem de nefesim düzene girsin odaya gelene kadar diye, çok sevimli minicik beyaz bişiy geliyo ilerden, pıt pıt pıt pıt pıt duyuluyor sesi, kaniş değil de öyle sevimli bişiy, birbirimize bakıp gülümsüyoruz, sahibi tontiş amca hemen yetişiyor "morgen!" komik bir gülümseme suratında, "morgen" diyorum tebessüm ederek, ve işte TLH kapısı...giresim yok, yolu uzatıp 50 m kadar, diğer kapıdan giriyorum, pencerelere bakıyorum, hmm bu İran'lı çocuğun odası, bu bilgisayar okuyan çocuğun odası, aa, fasülye gibi ince süs biberlerinden yetiştiriyormuş penceresinin önünde bak seeennn...
Evet postakutusu kontrolü...Geçen seneden alışkanlık, ama bu sene bana kart atan yok...ben atmadığım için kimseye...neden hep ben atıyorum ilk adımı? aklıma gelmiyor o an, hıh, diyip giriyorum içeri...
Bu sabah böyle işte... Kendimi savaş takımlarımı kuşanmışım gibi hissediyorum, tavizlere son! Merhaba Sextrator! Öğrenmem gereken çoook şey var çook! Biraz dinlenip, bol bol su içip, biraz uzanıp, kahvemi alıp çalışmaya başlamam gerek...
Sertab Playlistim:
Kendime yeni bir ben lazım: "hep içime atmışım, anlatmam gerek, hepsini bi kazana atıp toptan kaynatmak gerek"
Satılık kalpler şehri: "gözlerin silah gülüşün kurşun"
Büyü de gel: "büyü de gel çocuk büyü de gel"
Aldırma deli gönlüm: "her gün bir şey daha biter, giderek acı vermez biten şeyler"
Ateşle barut: "ateşle barut, yan yana durmaz"
Elele: "ellerinizde gelecek günler"
O, ye: "Aman be herkes herşeye nane!"
Oyun Bitti: "söndürdüm ben yangınları, külleri savrulup gitti"
Sakin Ol: "ya uzak herkes birbirine ya ilişkiler vıcık vıcık"
Vurulduk: "ne çok hata yaptık ne çok hırpalandık"
Suçluyum: "bitmiyor ki bu hesaplaşma"
Unutamadım: "bir aşkın bittiği yerde biri başlar, elbet onun da diner sancısı"
Yalnızlık Senfonisi: "sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak" (benim şarkım...benim...)
Kera: "Ay yay yay yaaaaayyy"
Zor Kadın: "acı bitti, aşk bu defa!"
Yavaş Yavaş: "Zamanı bir kenara atsak isimlerimizi unutsak"
Labels:
Hayat Beklemez,
iTunes,
jogging,
postakutusu,
sabah koşusu,
sertab,
Sextractor,
sezen,
taviz,
yürüyüş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)