thy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
thy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2009 Çarşamba

Mission Impossible - Vol IV

İstanbul-Atatürk Havaalanı'ndan yola çıkıp Tel Aviv-Ben Gurion Havaalanı'na gelmek hoş bir tesadüftü bence. Çünkü Atatürk bizim için ne ise, Ben Gurion'da İsrail için o. Tel Aviv uçağına giderken havaalanı içinde bindiğimiz minik araçta ve sonrasında da birkaç kere gözgöze geldiğim kişinin Ege'deki hoca olduğu, valizlerin geldiği yerde beklerken yanımıza gelip bizimle konuşması sonunda kesinleşti. Sevdiceğin valizi gelmişti ama benim valiz muamması sürüyordu. Epeyce bekledikten sonra valizlerin başında beklemeye devam eden azmimize rağmen daha fazla valiz gelmiyordu. Sonunda acı gerçeği kabullendim ve kayıp bankosuna gittim, formu doldurdum. Neyse ki ordaki kız da "İstanbul'dan gün içinde bir çok sefer var, eğer valiziniz orada kalmışsa gün içinde gelecektir. Bize adresinizi yazın, biz otelinize göndeririz." gibi iyimser bir yaklaşım sergiledi de ben de fazla gerilmedim. Sonuçta içinde çoook kıymetli şeyler yoktu ama en sevdiğim takılarımı almıştım yanıma ve onları kaybedersem gerçekten çok üzülürdüm. İsrail'de kıyafetsiz kalma kısmı beni çok da üzmemişti, farklı bir ülkeden yeni kıyafetler almak için bundan daha güzel bahane mi olur? :)

Valizimin gelip beni bulacağına inanarak taksi durağının bulunduğunu tahmin ettiğimz yöne doğru ilerlerken bana çok garip gelen bir şey gördüm. Buket çiçek makinesi! Kola makinesi gibi, içinde buket buket çiçekler var, sevdiğiniz istediğiniz çiçeğin numarasını tuşluyorsunuz, karşılığı parayı hazneye atıyorsunuz ve çiçek önünüze düşüyor! Tabii ki fotoğrafını çekmek istedim hemen ama kızın biri gelip tam da önünde durdu. Söylene söylene makinayı daha rahat görebileceğim başka bir açı bulmaya çalışırken adamın biri geldi:
Adamın Biri: Ne yapıyorsun
WOS: Fotoğraf çekiyorum.
AB: Neyin fotoğrafını çekiyorsun?
WOS: Makinenin
AB: Makinenin mi arkadaşının mı?
WOS: Makinenin
AB: Neden?
WOS: Çünkü daha önce böyle bir şey görmemiştim de ondan.
AB: Makinenin fotoğrafını çekemezsin. Arkadaşının fotoğrafını çekebilirsin.
WOS: Makinenin fotoğrafını çekemez miyim? Neden?
AB: Bölgenin fotoğrafını çekemezsin. Neden geldin sen buraya?
WOS: Nasıl yani?
AB: Neden burdasın?
WOS: Uçağım az önce buraya iniş yaptı da o yüzden.
AB: Valizin nerde?
WOS: Kayboldu.
AB: Valizin kayboldu ve sen böyle gidiyorsun yani, öyle mi?
WOS: O_o ?! (Tepinerek ağlasam sakladıkları yerden çıkarıp vereceklerini bilsem hiç vakit kaybetmezdim! Manyağa bak!)
Sevdicek geldi bu sırada, ben de az önce doldurmuş olduğum kayıp formunu çıkarmak üzere çantama davrandım. Adam bir de pasaport istedi bu sırada. Gösterim ikisini de.
AB: Teşekkür ederim ama bu bölgede fotoğraf çekemezsiniz.
WOS: Ne demek bu bölge? Nedir yani sınırı? Bu ülkede fotoğraf çekemez miyim yani? (Ya salak ayağına yatıp adamı deli ederek kendimi sakinleştirecektim ya da manyak mısın be herif diyip dönüp gidecektim ki ben ilkini seçtim :) )
AB: Hayır hayır sadece buranın içinde çekemezsin.
WOS: İyi tamam.

Dışarı çıktık, taksilerin olduğu yere. Taksi sandığımız şeyin aslında dolmuş olduğunu anladık, neyse ki gideceğimiz yerin kapısına bırakan bir dolmuş! :) (Merak edenler için: Havaalanındaki Dolar-Şekel kuru 3.53 ancak ülke içinde farklı kurlarla karşılaşacağız tabii ki.)

Dolmuşun dolmasını beklerken yine elim birçok defa fotoğraf makineme gitti ama burası da yasak bölgeye dahil mi değil mi, ikinci hatamda çekip vururlar mı emin olamadım. Yola çıkmadan önce okuduklarımıza ve Zerrincim'in de deneyimlerine dayanarak havaalanında çok sıkı aramalarla canımızın sıkılacağını tahmin ediyor ve olabildiğince kendimizi buna hazırlıyorduk ancak hiç böyle bir şey olmadı. Hatta havaalanı çıkışında çantalar taramadan bile geçmedi. Hal böyle olunca mutlaka başka gariplikler olacaktı, mesela elinde kalaşnikof, M3 benzeri aletlerle gezen genç insanlar gibi! Az önce çiçek makinesinin fotoğrafını çektiğin için azarı işit, önünden makineli insanlar gelip geçsin, sen de dolmuş dolsun diye beklerken tavana yapışmış Sünger Bob balonunun fotoğrafını çekmeye kalkış! Yok valla bu defa cesaret edemedim.

Mission Impossible Vol III



Valizin kayıp olup olmadığı belli bile değilken ve bunu öğrenmenin bir yolu olmadığı iddia edilirken ne yapabilirdim ki? Sevdicek, çok sevgili bankalarımızın bize bir kıyak geçip havaalanlarında bize özel Lounge'lar bulundurduklarını ve hatta St.Ziza ile daha önceki deneyimlerini de anlatmıştı ama yine de pek inandırıcı gelmemişti. Madem bolca vaktimiz var, deneyelim bakalım dedik ve Maximum'un VIP Lounge'una gittik. Sadece Maximum'un değil, World'ün, HSBC'nin ve sanırım diğer birçok bankanın da bu şekilde işleyen Lounge'ları var orada. 0.02 TL (benim gibi inanamayacaklar için: iki kuruş) kredi kartımdan çekildi veeee... sevimli koltuklar, açık büfe bir pastane ve hem alkollü hem alkolsüz bir yığın içki! Hepsi sadece 2 kuruşa! Gazeteniz, kahveniz ve hatta televizyonunuz ama daha da önemlisi rahat mı rahat koltuk ve kanepeler! Burda geçen 1 saatin ardından Tel-Aviv uçağına doğru yol adık. Gariptir, her geleni bekleme salonu yerine doğrudan aktarma aracına aldılar. Uçağın kalmasına 1 saate yakın zaman olmasına rağmen hemen uçağa alındık. Daha uçak kalmadan sevdicek tuvalete gitti ben de rüyalar alemine. Ama bu tatlılık pek uzun sürmedi ne yazık ki... Sevdiceğin "Kulaklarım acıyor" demesinin üzerinden 10dakika ya geçti ya geçmedi, çok şiddetli bir acı başladı burnumun içinde. Sanırım grip olmam nedeniyle sinüslerim dolu ve belki de o minik damarlarda sıkışmış bir miktar hava nedeniyle oldu bu, bilmiyorum ama çok korkutucuydu. Sanki minik bir telle damarlarımın içinde ilerliyorlardı, veya The Island'da adamın gözlerinden içeri giren minik şeyler gibi bişiyler yürüyor ve ilerledikçe canımı acıtıyorlardı. Burnumun sağ tarafından yola çıkan acı, gözümün altından sağa saptı ve göz altım boyunca acıtarak devam etti yoluna. Daha fazla devam etmez diye umarken bu defa gözümün içine doğru ilerledi. O kadar korkunçtu ki sanki gözümden kanlar akmaya başlayacak veya bir kanama geçireceğim, beyin kanaması olacak ve felç kalacağım ama hepsinden de öte bu acı ömrümün sonuna kadar asla beni terk etmeyecek sandım... Sevdicek kulaklarındaki acıyı tüm bu olanlardan önce değil de sonra söylemiş olsa beni sakinleştirmek için söylüyor diye düşünebilirdim ama erkenden söylemiş olması beni sakinleştirdi, grip oluşumuzla ilgili bir durumdur diye düşünmeme neden oldu.

Mission Impossible Vol II

UÇAK 1
Cumartesi gecesi 04:35'deki uçağa binmek üzere 01:45de evden çıktık. Zerrincim ve Ü bıraktı bizi havalimanına ama yollar o kadar sisliydi ki acaba İstanbul uçağı rötar yapar mı diye düşünüp ya Tel-Aviv uçağına yetişemezsek diye de dertlendik. Ne var ki hem 2 gündür grip olmanın verdiği aşırı yorgunluk hem vize stresi hem de ömrümden ömür götüren poster hazırlama telaşı nedeniyle uykuya yenik düştüm yolda. Ü ve Zerrincim, planları uçağımız kalkana kadar bizimle beklemek olmasına rağmen dönüş yolundan tedirgin olup gittiler, biz de biraz etrafta dolanıp, erkenden check-in yapıp uçağa biniş kapımıza gittik ve uykumuza orda devam ettik. Uçağa binmemize az kala telefon geldi Zerrincimden, meğer dönüş yolunda o yoğun sisin üzerine bir de sokak lambaları sönmesin mi?! Neyse ki uzun sürmeden düzelmiş ve sağ salim gitmişler eve.

UÇAK 2
İstanbul uçağına bindiğimizde hayatımın bir ilkini yaşadım: ilk defa uçakta adım anons edildi "Sayın Cadaloz, lütfen uçağın ön kısmına geliniz, sayın Cadaloz lütfen uçağın ön kısmına geliniz." Önce kendim olduğuma pek ihtimal vermedim ama sonra baktım ki giden gelen yok,  amanın! Pasaportumu elime alıp gittim hemen. Uçağa binilen yerde bir görevli, yerde duran bir valizi göstererek "Sayın Cadaloz, bu valiz sizin mi?" diye sordu. Seksen bin defa uyuyup uyanmanın verdiği sersemlikle uzun uzun baktım valize, sonra benim olmadığını söyleyip neden sorduklarını sordum.
"Valizinizin üzerindeki etiket düşmüş de o yüzden sorduk."
... ?!? ...
"E bu değil tamam ama benim valizim nerde peki?"
"İndiğiniz zaman valizinizin gelip gelmediğini öğrenebilirsiniz, şimdi yapabileceğimiz birşey yok."
Hım.. E peki madem, naapalım...
Salak Witchie! Ne demek peki? Ne demek?!!! Sanki İstanbul'a gidiyorsun da orada kalacakmışsın gibi, "peki". İner inmez hemen havaalanı görevlilerine anlattım durumu. Ne deseler beğenirsiniz? "Aktarmalı uçuş olduğu için şimdi göremeyiz bunu, ancak Tel Aviv'e indiğiniz zaman belli olur. Eğer valiziniz çıkmazsa kaıp formu doldurabilirsiniz" Of Allah'ım of!

22 Aralık 2008 Pazartesi

Şaka gibisin THY!

Havaalanına otobüsle gitmeyi planladığım için 16:55'deki uçak için 13:45 gibi evden çıkmayı planlıyordum ki saat 14 civarında kendimi Mark'ın anne-babasının arabasında buldum, havalanına vardığımda saat 14:20 idi. Bu kadar erkenden orda olmak sıkıcı değilmiş gibi bir de uçak 17:45'e ertelendi uçağın kalkışı ise 18:20 yi buldu! 4 saat bekleyiş! Neyse ki havaalanında beklerken 1,5 saat kadar uyudum biraz da bu sayede vakit hızlı geçti. Artık şehirlerarası yolculuklarda yanıma oturan garip insanlarla muhabbet etmemenin yolunu biliyorum ama uçak için henüz o kadar tecrübe kazanamadım sanırım, yine de bu seferki çok da kötü değildi, daha kötülerini de tercübe ettiğim hatta salaklığıma doymayıp abuk insanlara telefon numaramı vermek zorunda kaldığım da olmuştu. Hostesin de salaklıkları bir başkaydı, önce yaptığı hata başına iç açmasın diye yanlışlıkla fazladan doldurduğu sprite'ı içtim, sonra üstüme birisinin tereyağı çöpünü üstüme döktü, en az 2 kere omuz atarak yanımdan geçti, duty free satışı sırasında fiyat barkodları olan bi dolu kağıdı kucağıma düşürdü vs. vs. vs. Tabii bi de yanımda oturan süper anlayışlı(!) ve sakin(!) amcanın atraksiyonlu hareketlerine katlanmam gerekti ama neyse geçti bitti, indik derkeeenn... Amanın! Ne kadar çok insan var dış hatlar çıkışında! Kendimi Britney Spears gibi hissettim. Hani böyle NTV müzik ödüllerini almaya gelir havalı havalı kırmızı halıda yürürler, metal parmaklıkların ardında da hayranlar ve basın vardık tıklım tıkış, aynen öyle! Güvenlik önümden ilerliyor, açılın yol verin diye diye. Ben de bi havalandım, salına salına yürüyorum tıkır tıkır, derken o da ne! Bi dolu karafatma! Yanlarında da karamemet! Efenim Hac'dan mı geliyolarmış Hacca mı gidiyolarmış öyle bişiyler işte. Neyse koşa koşa iç hatlara geçtim, ilk iş kontor aldım kendime, trcell 100 kontor 18ytl olmuş, zaten yanıma 20 ytl harçlık ayırmıştım, kontoru de alınca sap gibi kaldım ortada. Yok aç falan değilim, kredi kartımda da limit var az biraz ama insan yine de bi huzursuz oluyo öyle cebinde 2 ytl ile. Neyse geçtim oturdum 105 no'lu kapının bekleme yerine ama bir yandan sürekli rötar anonsları yapılıyor bir yandan da bizim boarding vaktimiz geldi ama kapıya ne gelen var ne giden, görevli bulabilene aşk olsun. Diğer yolcular da benim gibi huzursuzlandı tabii ve sonunda beklediğimiz haber geldi. Hobareeeey! TK168 sefer sayılı Ankara uçağına 50dk rötar! Evet şimdi tam tahmin ettiğiniz gibi 105no'lu kapının bekleme salonunda bi dolu sinir küpü insanla birlikte bekliyorum. İşin ilginç yanı Barselona'dan vs. gelen dış hatlar uçaklarında da rötar olmuş bugün. A bi de yanımdaki amca ile farkettik ki uçağımız havaalanına geldiği halde bi tur atıp öyle indi, nedenini anlamadık ama heralde havaalanında işler bayaa karışmış bugün. Daha önce de bildiğim ama bu sabah ruh-u müdafaa'da duyup bir kez daha vurulduğum ve hemen mp3ünü bulduğum muppet show şarkılarından mahna mahna eşliğinde kafamı bıt bıt bıt sallayıp parmaklarımla tık tık not tutarak yazıyorum bu yazıyı, sağ salim Ankara'ya varsam ne güzel olacak ne güzel... Ben akıllı biz kız olsam da bunları yazmak yerine sunumumla uğraşsam daha da güzel olurdu pek de güzel olurdu ama aaaah ah!

22-12-2008 00:07