Kesin geç kalır diye ahını aldığım Bugi (Öcü demek istemedim yahu sevimli bi çocuk bu), tam vaktinde kapımda belirdi. Ben de tam vaktinde toparlanmışım ki valizleri kapının önüne koyup dışarda bekliyim bari dediğim sırada arabası yanaştı. Şarkılı keyifli bir yolculuğun ardından havaalanının kapısında bıraktı beni Bugi. Havaalanına girer girmez ilk iş olarak valizimi tarttım, 20.2kg çıktı. Benim hakkımsa 20kg. Aman dedim o kadardan bişiy olmaz, olursa da öderim artık napıyım. Çünkü zaten el bagajımda bi damla yer yok. Check-in'de tartılınca 20.5kg çıkmasına rağmen görevli ses etmeyince çok mutlu oldum. Zaten tonla para vermişiz valize 500gr'a da ses etmesinler zaten. Neyse bu mutlulukla alışveriş kısmına gittim, keza çok önemli iki kişinin hediyesi eksikti. Bişiy bulamayınca biraz üzülür gibi oldum ama neyse dedim güvenlik kontrolünden sonra da dükkanlar var. Ve güvenlik kontrolü! 10 Haziran 2011 Cuma
Geliş yolculuğu - 1
Kesin geç kalır diye ahını aldığım Bugi (Öcü demek istemedim yahu sevimli bi çocuk bu), tam vaktinde kapımda belirdi. Ben de tam vaktinde toparlanmışım ki valizleri kapının önüne koyup dışarda bekliyim bari dediğim sırada arabası yanaştı. Şarkılı keyifli bir yolculuğun ardından havaalanının kapısında bıraktı beni Bugi. Havaalanına girer girmez ilk iş olarak valizimi tarttım, 20.2kg çıktı. Benim hakkımsa 20kg. Aman dedim o kadardan bişiy olmaz, olursa da öderim artık napıyım. Çünkü zaten el bagajımda bi damla yer yok. Check-in'de tartılınca 20.5kg çıkmasına rağmen görevli ses etmeyince çok mutlu oldum. Zaten tonla para vermişiz valize 500gr'a da ses etmesinler zaten. Neyse bu mutlulukla alışveriş kısmına gittim, keza çok önemli iki kişinin hediyesi eksikti. Bişiy bulamayınca biraz üzülür gibi oldum ama neyse dedim güvenlik kontrolünden sonra da dükkanlar var. Ve güvenlik kontrolü! Yola hazırım, sanırım

8 Mayıs 2011 Pazar
Güney Afrika'ya Uçuş

24 Ekim 2010 Pazar
Ankara'dan Belfast'a
Nereye gideceğimi bilemediğim yerde bir masa gözüme ilişki, Germanwings'e ait, "Eğer burada size yardımcı olacak kimse yoksa lütfen masada bulunan telefondan xxx'i arayarak yardım isteyiniz." yazıyor. Aradım, aradım, aradım... açan yok. Tabii bir yandan uçuş vakti yaklaşıyor, hafiften tedirgin olmaya başladım. Almanya'ya giriş yapacak olsam gitmem gereken gümrük memurunun yanına gittim ve durumu anlattım. Ne var ki adam benim pasaportumda Almanya vizesini görünce işler daha da karıştı. "Evet Almanya vizem var ama şimdi değil, 2 gün sonra kullanacağım onu, şimdi Londra'ya gitmem gerek" desem de, sınırdan geçerek Germanwings görevlilerine ulaşmamı söylemekten, ve pasaportuma giriş mührü vurmaktan öteye gidemedi yardımı(!). Neyse ki Almanya vizem çoklu giriş çıkışlıydı da sorun olmadı. Belki tek girişli olsa polis o zaman beni sınırdan geçirmeye kalkışmazdı, kim bilir. Neyse, sınırı geçtim ama Almanya tarafındaki Germanwings masaları da boş. Germanwings uçaklarına biniş yapan bir grup görünce gidip oradaki görevlileri buldum ve derdimi anlattım ama nafile. "Ben şimdi bu uçuşla ilgilenmek üzere görevlendirildim, lütfen şurdaki masadaki telefonu kullanarak yardım isteyiniz." Zıkkımın kökü!!! Gittim yine telefon, yine aynı numara, aradım, aradım, aradım, açan yok. Biraz bekledim yeniden aradım, aha! açtı birisi. Bilin bakalım kim?
Beni sınırdan geçiren polis memuru! Germanwings yardım numarasını arıyorum ve karşıma çıkan adama bakın yahu, şaka gibi! Benim gibi 2 kişi daha varmış, onlarla beklersem daha iyi olurmuş, oraya geri gidebilirmiymişim. Bi de bunu o kadar sevimli bir eziklikle söylüyor ki adama kızamıyorum bile! Geri gittim, sınırdan çıkış kabinindeki polis başka birisi tabii. Giriş tarihime baktı, durumu anlamlandıramadı doğal olarak. Biraz anlatmaya çalıştım ama kafası karıştı, sanırım halime acıdı ki daha falza kurcalamadan çıkışı yaptı ve yeniden kimsesiz alana geçtim. Almanya'ya girişimi yapan memura gittim, dedim "nedir hoca durum?", telefonda söylediklerini tekrarladı. Benim gibi 2 kişi daha varmış, onları gösterdi, gittim ben de onlarla beklemeye. Karı-koca mı yoksa adam ve metresi mi bilemedim valla biraz garip ama gayet namuslu görünümlülerdi. Biraz bekledikten sonra baktık ki yakınımızdaki biniş kapılarından birinde bizim uçağın kodu yazıyor. Gidip oraya sorduk, meğer doğrudan oraya gitsek olacakmış ama kimse bize bunu söylemediği için ben gereksiz yere bi dolu dolanmışım. Daha fazla sorun yaşamadan bindik uçağa.
Tabii ki hiç vakit kaybetmeden gidip bir donat ve güzel bir kahve ısmarladım kendime. Bunlar güzel de, kullandığınız paranın sentini poundunu bilmeyince insan kendini çok fena hissediyormuş bunu farkettim. Almanya'ya gittiğimde böyle olmamıştım. Nedenini bilmiyorum ama hiç zorlanmadan alışmıştım Euro'ya. Burada paralar da bir garip aslında ya... Kahvemi içtim, biraz gazete okudum, donat yedim derken, check-in açıldı, gidip valizlerimi aldım emanetten.

*TR'de orjinal parfüm fiyatları gerçekten de çok feci. Avrupa'da biraz daha normal, hele ki kampanyalara denk gelirseniz gayet iyi, ama UK'da gayt makul olan fiyatların yanısıra bir de kampanya varsa çok ucuza alabiliyorsunuz. Zaten bu da UK'da şimdiye kadar gördüğüm yegane ucuz şey. Adamlarda ekmek de pahallı balık da. Elbet bir bit yeniği var bu işin içinde ya... En çok şaşırdığım şeyi daha sonra anlatacağım size.
17 Ekim 2010 Pazar
Macera devam ediyor: Uçuş planı
14 Temmuz 2009 Salı
istanbul'u öğreniyorum gözlerim kapalı
İstanbul'u öğreniyorum gözlerim kapalı seanslarında ÇAPA'yı öğrendim. Bir de Tünel'in aslında dünyanın ilk metrosu olduğunu. İlk günü kendimize ayıralım diyip gezmeye karar verdik yorgunluğumuzu unutup. Yerebatan sarnıcına girecekken vaz geçtik ama sonra yolumuz Topkapı'ya düştü. Ne zamandır aklımızda olan müzekartlarımızı aldık sonunda. Eskiden müzeler öğrencilere ücretsizdi ama artık değil. Müzesine göre değiştiğini tahmin etsem de sanırım 10 TL ödemek gerekiyor her seferinde. Ama müzekartınız varsa bir defasında 10 TL ödeyip bir yıl boyunca sınır defa gezebiliyorsunuz müzeleri. Birkaç istisnai müze var ama
Topkapı'dan sonra yolumuz Gülhane Parkı'ndan geçti. "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda, Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında" diye mırıldanarak gezindik biraz, oturduk çimler üzerinde, sonra da Taksim'in yolunu tuttuk. Biraz alışveriş biraz yemek derken vakit epeyce geç oldu; neşeli bir eve doğru çevirdik yönümüzü. Projeksiyonla duvara yansıtılan filmler izleyeceğimiz bir film gecesi olacağına dair duyumlar almıştık ama eve vardığımızda vakit o kadar geçti ki filmler izlenmiş, misafirler gitmiş, evsahibi de yorulmuştu artık. Yine de neşeli kurabiyeler yememize engel değildi bu durum :) çok geçmeden uykuya daldık zaten.
Ertesi gün kalktığımızda herkes bir yerlere dağılmıştı çoktan. Hızlı bir kahvaltının ardından biz de Kültür Üniversitesi'ne doğru yola koyulduk..İKÜ'deki çalıştay, sonrasında gittiğimiz Kilyos tesisleri ve dahasını ilk fırsatta yazıcam ama şimdi yeniden yola çıkmak üzere son hazırlıkları yapmam gerek :) Bu seferki rotamız Ankara üzerinden Antalya-12. Gökyüzü Gözlem Şenliği!
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Yol...
Bu defa hayırlı bir iş için düşüyoruz yollara. Sevdiceğin ailesi ile tanışmaya gidiyorum Rize'ye. Bi
Rize'den İstanbul'a geçicez, sevdiceğin eski dostları ile buluşup, Amatör Astronomi Sempozyumu'na katılıp, akşam da Starfest'09 kapsamında Kilyos sahilinde yüz teleskop ile gökyüzüne bakıcaz. Bir yandan da Ajda dinleyecekmişiz.
İstanbul'dan Ankara'ya geçicez. Planda bir gece konaklamak vardı Ankara'da ama sevilmeyen misafirler nedeniyle büyük ihtimalle gittiğimiz günün akşamı yeniden yola koyulup Kayseri'ye dönücez.
Döndüğümüzde sanırım gelecek hafta salı veya çarşamba olacak. Tam okumadığım bloglarla aradaki farkı kapattım derken yine uzaklara gidiyorum. Umarım döndüğümde anlatacak güzel hikayelerim olur. Heycanlıyım sanırım :)
5 Haziran 2009 Cuma
Yolcu yolunda gerek
23:47'de Ankara'ya doğru yola çıkıyoruz, eğer trenimiz vaktinde kalkarsa. Ve eğer rötar yapmazsa sabah Zerrincim'le buluşuyoruz, ikmal'e gidiyoruz, gün boyu uslu uslu çalışıyoruz.
Pazar günü mezun olduğum lisesnin mezunlar günü toplantısı var, OnurCUM'la oraya gidiyoruz 17 civarlarında, gecesinde de muhtemelen 23:30 civarında yine binip trenimize İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. Pazartesi sabahı İstanbul'a merhaba diyip İstanbul cahili bana İstanbul gezdiriyor OnurCUM, sonrasını bilmiyorum taa ki Salı gecesine kadar... Salı gece 22:45'te Köln'e doğru kalkıyor uçağımız, boş valizlerle...
Pazartesi günü Almanya'daki yabancılar ofisine mail atmam gerek randevuma gidemeyeceğim için, ve haftaiçi bir gün examination board'daki prof. ile bir randevu ayarlamam gerek. Köln'den gelirken veya başka bir fırsatta yeniden Köln'e giderek geçen defa arkamda bırakmak zorunda kaldığım valizi almam gerek. Bonn-Berlin arası kargo mu daha ucuz yolculuk mu diye araştırıp ona göre birkaç paket göndermek veya iyi bir ihtimalle günü birlik Berlin'e gitmek gerek. Odadaki kitaplıkların sökülmesi, artan eşyalardan kurtulmanın bir yolunun bulunması zaten bu gidişin asıl nedeni. Gözümü en çok korkutan da duvara yapıştırdığım boy aynası...
Bi süre haber alamazsanız bilin ki en geç 15'inde dönmüş olacağız, 15'inden sonra hala sesim çıkmazsa düşmüş uçak haberlerini kontrol edin :P
Sağlıcakla kalın, bol bol yazın :)
1 Haziran 2009 Pazartesi
Araf ki ne araf!
Sonrasında sevgili Serpil YILDIZ ve arkadaşı Cüneyt GÖKSU'nun Küba notlarından oluşan KÜBA "Sarı Sıcak Bir Pencere" kitabına başladım. Hem Küba ile ilgili hem de genel kültür bakımından birçok şey öğrendim, öğreniyorum; ama pek düzgün bir ritimle okuduğum söylenemez ne yazık ki. Para kazanma derdine düşünce insan, asıl yapması gereken işi de, hobilerini de, sevdiklerini de ve hatta sağlığını da ihmal edebiliyor pek duraksamadan. Bu kitaba da öyle oldu ne yazık ki. Ama bugün itibariyle büyük bir iş yükünü attım omuzlarımdan, geriye kalan o kadar da kabus dolu olmayacak sanırım.
Gerçi yine de yoğun olacağa benziyor hayat her zamanki gibi: OnurCUM'un vize işlemleri için Ankara'ya gidiş geliş derken hafta bitecek ve umarım ki Pazartesi akşamı yola çıkabileceğiz Almanya semalarına doğru... Almanya'da yapacaklarımdan bahsetmek istemiyorum...dilimin ucuna geliyor geliyor geri kaçıyor, düşünmek de istemiyorum aslında... uf... bilmiyorum hiçbişiy, beynimden cızırtılar geliyor, kısa devre oluyor... sadece keyifli kısmını düşünmeye çalışıyorum ama onda da hayal kurmama refleksim işin içine giriyor. Halbuki OnurCUM'la gidicez, Elena ve Ruxy'e yüzüklerimizi göstericez, Elena'dan nikah şahidim olması sözünü alıcam, geceleri nehir kenarında yürüycez, sabahları sandviçlerimizi alıp son bir kez nehir kenarında kahvaltı edicez, hem belki kim bilir, tren fiyatları kargodan daha ucuzsa belki bir günlüğüne Berlin'e gidip hem Apo'yu görücez hem de bir-iki parça da olsa valiz yükünden kurtulucaz, mutlaka Köln'e gidicez birkaç parça eşyayı bırakmak adına ki bu defa mutlaka Dom'a çıkmak için fırsat yaratıcaz kendimize, bir aralıkta üniversitenin bahçesinde oturcaz belki... ama bunları düşünmek bile istemiyorum ben. sevmiyorum hayal kurmayı. hayal kırıklıklarını yaşamayı sevmediğim için hayal kurmanın zevkinden mahrum kalmayı tercih ediyorum. Boşa dememiş Şebo "uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin" diye. Düşmeyi bilmek istemediğim için uçmaktan feragat ediyorum, ama sadece bu bağlamda; yoksa ben aşktan uçuyorum bol bol düşmeme rağmen :) herkesin cesareti farklı şeylerde demek ki...
22 Mayıs 2009 Cuma
Dün
tren 00:05'de kalkacaktı ama gara geldiğinde 01:30 civarıydı, garda uyuduk o zamana kadar.
Tren çok yavaş gitti, sıkıldık yolda, ama uyuduk bol bol, güzeldi. Tren yolculukları hep güzeldir zaten. Aslında yavaş gitmesi iyi de oldu bi bakıma, sabahın kör karanlığında varmamış olduk. Zerrincim geldi karşıladı bizi, teyzemlere bıraktı, kahvaltı yaptık. Ankara simidi gerçekten Ankara'ya özgüymüş artık kabullendim. Süper bişiy bu simit! Ankara'dayken kıymetini bilmemişim.. Mac'imizi aldık, artık bi ayağı sakat... teyzemlere geri döndük, biraz çalıştık, ben biraz dedikodu yapayım teyzemle derken çalışma odasından bir kaplan sesi gelince anladım ki OnurCUM uyuya kalmış. O uyudu, ben ortalığı karıştırdım biraz, dayım geldi, OnurCUM uyandı, biraz daha çalıştık sonra Ankara'yı özlememe neden olan şeylerden birini gerçekleştirdik Şişkolar ailesi olarak, Uludağ kebapçısına gittik. Seviyorum ben burayı yahuuuu! Sonra sonra.... Şenliklere girelim dedik ama öğrenci kimliğin yoksa 10 YTL'cik bayılmamız gerekiyordu ve fakat kimliğini kullanarak giriş yapabileceğimiz hiçbir(!) arkadaşımız yoktu. Neyse ki anarşik damarı kabardı teyzemin de prof.luk forsunu kullanıp arabayla geçtik kapıdan. Sohbet, muhabbet, azıcık bira, bol bol özlem gidermeler, eski dostlar, garip arkadaşlar, anlamsız tribal enfeksiyonlu kimseler, gereksiz kalp kırmalar, balerinin etekleri, pamuk şeker, dostlar, gülümsemeler... (Allahından bul e mi OnurCUM) MFÖ öncesi garip grup, (kapa çeneni OnurCUM), ama yine de güzel şarkılar, merdiven üstü soğuk beton, soğuk bira, sevimli sevgili, MFÖ, şarkılar, şarkılar, şarkılar, şarkılar, şarkılar, şarkılar, şarkılar, şarkılar...
"OŞ arabada kalsa olur mu acaba?" "/@&%+^+é'^+&é" "İyi be tamam, gıcık şey!"
Zerrincim'le sohbet, balkon sefası, kavun peynir ekmek, sohbet, sohbet, sohbet, uyku, sohbet, mır....
30 Nisan 2009 Perşembe
içim genişliyo'
Eskiden facebook'ta çok fazla vakit geçirirdim, artık en fazla 3-5 dk duruyorum, sonra sıkılıyorum. Takip ettiğim blogları okurken de sıkılıyorum. Belli başlı birkaç on tane blog var günü gününe okuduğum ama onun dışındakilerden sıkılıyorum artık. İnternete neden o kadar bağımlıydım eskiden anlamıyorum bugünlerde. Sürekli ve hep kontrol etmek istediğim tek şey e-mailim çünkü başıma gelecek belalar da süprizler de ordan geliyor, gerisi boş. Peki ya internette eğlendiğim zamanlara nooldu? Yoksa bunlar büyümek mi oluyor? off... bu ne demek biliyo musun? Artık kuzenlerim için eskisi kadar ilgi çekici olmıycam demek... bu yılbaşı zamanı "witchie'cim, artık senin yanında da sıkılıyorum ben, büyüdün mü nedir" diyen kuzenimin haklı olması demek... ben nelerden zevk alırdım peki çalışmak dışında? gerçi çalışmaktan da süper zevk aldığım söylenemez, iş bitirmeyi seviyorum ben; "bu da bitti oh süper oldu" demeyi seviyorum. başka? bilmiyorum... insanın kendine gıcık olması çok sinir bozucu bişiy. içim içime sığmıyor ama iyi anlamda değil, daralıyorum gibi bişiy bu. Ama ben daralmıyorum, içim genişliyor sürekli, patlıycam sonunda sanki... dışarı çıkmalıyım belki de... ama dışarı çıkmak için giyinmek gerek, onu bile istemiyorum... buraya gelirken bir sinirle çıkınca evden, sevdiğim herşeyimi evde bırakmış olduğum için ve şimdi de giydiklerimi sevmediğim için, için için için için.... giyinmek de istemiyorum, dışarı çıkmak da istemiyorum... halbuki biliyorum, çıksam biraz, ne güzel olacak...
yarın gece eve doğru yola çıkıcam, cumartesi sabah Ankara'da olucam yeniden... Karakuş ve Zerrin'cimle güzel bir sabah kahvaltısının ardından teyzemler ve anneannem ve dedeme gidicem. güzel ev yemekleri yiycem, kesin anneannem sevdiğim bişiyler yapmıştır bana. hatta son zamanlarda teyzemle yarışıyorlar, hangisinin yaptığını daha çok sevicem diye, ben de şımarıyorum. sonra biraz birikmiş harçlıklarım varsa onlarla hemen euro alıp Bonn'daki birilerine göndericem ki banka hesabıma yatırsınlar, hesap yine eksiye geçti.... muhtemelen kuzenler falan da gelirler bizim eve cumartesi günü... akşam da kocaman sülale yemeği... pazar sabahı uyuşuk bi kahvaltı, akşam 5 gibi Başken oda orkestrasının konseri, konser sonrası gözlemevine gidiş. Sahi Ankara'da olup da gökyüzüne meraklı olan kimse varsa, bu Pazar günü Ankara Üniversitesi Gözlemevi halk günü adı verilen bi etkinlik yapıyor, herkesi davet ediyor, giriş ücretli mi bilmiyorum ama 2-3 TL olabilir, fazla olacağını sanmıyorum. Teleskoplarla Ay'a ve gezegenlere bakıyorsunuz. Gelirseniz haber edin mutlaka...gökyüzünü size bizzatihi ben anlatıcam! Aha bu da bu haftasonu için etkinlik bilgisi:
3 Mayıs 2009, HALK GÜNÜ ETKİNLİĞİ
Etkinlik Başlama saati: 19:30
Teleskoplarla İzlettirilecek Gök Cisimleri: Ay, Satürn, NGC2264, NGC2632, Mizar-Alcor, Albireo
Sunum: Astrofotoğrafçılık ve uygulaması (M57 Yüzük Nebulası + M27 Dumbbell Nebulası)
Belgesel: Deep Space (Derin Uzay)
Gökyüzü Tanıtımı: Mevsim itibariyle görülebilen takımyıldızların mitolojik hikayeleriyle birlikte tanıtımı
Yazmak iyi oluyo, aklımın içinde dönüp duran düşünceler hem biraz şekillenmiş oluyo hem de aklımı terk ediyorlar ki yeni şeyler düşünebileyim, işime dönebileyim...
Bu yazıya resim falan yok, müzik de yok, içim genişliyo zaten...
Pffff....
6 Mart 2009 Cuma
Ümitle aşkla...
Kayseri...
Yollarda geçen bir yıl...
Soğuk misafirhane odalarında, kucağımdaki notebooktan gelen sıcaklıkla ısındığım günler...
Sokakta kalıp, halı saha maçından henüz dönmüş bir hocanın "sen gel hele elbet bi yer buluruz" diyişine uyup karanlıkta kaybolduğum, bilmediğim yollarda bata çıka yürüdüğüm yollar...
İçime kadar ıslandığım yağmurlar...
Kendime en yakışmayanları yaptığım en yanlış gecelerim...
Dostlukların en sahteleri...
Aşkların en palavraları...
Ama bir sekil.. ama bir düzen..
Kötünün, yanlışın, zorun düzeni...
2008...
Bonn...
Minicik bir odaya tıkılıp kafatasını parçalamakla uğraştığım ilk geceler...
İlaçlar...
Hastalıklar...
Yanlış ilaçlar...
Yeni hastalıklar...
Ambulans sesi...
Hayatımda hastanede geçirdiğim ilk gece, üstelik yalnız, üstelik bilmediğim bir dilde...
Sevmediğim insanlar...
Kültürsüzlükler...
Yozlaşmışlıklar...
İmrenilenin akılda değil bacakarasında olduğunu zannedenler...
Küçük çocuklar ama bidolu yanlışlar...
Çeşit çeşit ülkeden yep yeni arkadaşlıklar...
Kocaman kütüphaneler...
Kocaman amfiler...
En ünlü profesörler...
En ünlü teleskoplar...
En erişilmez laboratuvarlar...
En zorlu sınavlar...
İnsanlıktan çıkmış robotlar...
Kalpsiz bedenler...
Ruhsuz aşklar...
Heycansız karlar...
Bitişler...
Başlangıçlar...
Yalanlar...
Suskunluklar...
Kıskançlıklar...
Terk edişler...
Ve şimdi...
2009...
Yine gidiyorum...
Ne Kayseri'de başıma gelecekleri biliyordum ne Bonn'da... Ama şimdi planlarım var, şimdi tahmin ediyorum en azından neler olabileceğini... Sanırım ilk defa planlarla çıkıyorum yola. Kul kurar kader güler derler ya... Ben planlar kurdukça bi yandan da düşünüp korkuyorum, acaba kader bunun neresine gülüyor diye... Umarım çok eğleneceği bir planı yoktur kaderin bu sefer. Çünkü dedim ya daha önce; terazim er ya da geç dengeyi bulur sonunda. O yüzden işte şimdi artık iyiliklerin ve güzelliklerin ağır basma zamanı...
Korkuyor muyum? Sanırım biraz... Ama ne mutlu bana ki, gerçekten danışabileceğim insanlarım var hayatta. "Ben şöyle bir karar aldım, ne dersiniz?" dediğimde "Olmaz Cadı, bu hiç sana yakışmamış" dedikleri kadar "Bu konuda en doğruyu sen bilirsin, ben hep destekçinim" de diyen insanlarım var, ne mutlu bana. Onlardan birisiyle konuştum bugün... "İyi düşünmüşsün" dedi, içim rahatladı, su serpildi derler ya, işte gerçekten öyle ruhuma damla damla çiy düştü sanki...


