4 Eylül 2009 Cuma

pisi pc kop at

Dünya'nın gelişiminin manyakların elinde olduğunu söylersem hiç de yanlış olmaz bence.

9:45'de başlayacak olan toplantıya vaktinde yetişebilmek için sanırım 6'da kalkıyorlar, kahvaltı yapıp 7:45'de servise biniyorlar ve 1,5 saat yol kat edip toplantı yerine varıyorlar. Toplantıda ise birbirlerine sanırım benim gördüğüm ekmek yeşil, bu ayakkabıyı dana etinden yaptık, ilk insanların kıyafetleri çoğunlukla lila rengiydi gibi durum belirten ama açıklamasını kendilerinin de bilmediği ve kesinlikten çok çok uzak cümleler kuruyorlar... Bu insanlar anladığım kadarıyla hayatlarının büyük kısmında sabahın köründe kalkıyorlar; sadece toplum düzeydinde değil bilimsellikten de uzak garip cümlelere gülüyor garip miktarlarda garip yiyecekleri karıştırarak besleniyor, garip şeylere devasa paralar verip hiç aklınıza gelmeyecek eşyaları on yıllar boyunca kullanmaya devam ediyorlar.

Merak ediyorum acaba ben de bir gün bu insanlar gibi olabilecek miyim yoksa ebediyyen onlardan biri gibi görünüp onları hiçbir zaman anlayamamaya devam mı edicem? Ya da bir zamanlar bi manyağın bana dediği gibi belki ben de yıldızımın kuyruğunu kestirip onu pittbull yaptırır, kontess köpekleri gibi pembe elbiseler giydirip pazar sabahları koşuya çıkarım; kim bilir?
Hı? Ne? Bakırköy mü? Eeee, sanırım yakınlarda olucaktı, neden ki?

2 Eylül 2009 Çarşamba

kısa kısa

"Etme bulma dünyası" mı demeli "ilahi adalet" mi bilmiyorum... veya "alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste" de diyebiliriz. Sanırım benim ahım genellikle mazlum ahı kuralına uyuyo, benim başıma gelenler ise ilahi adalet olsa gerek... 

- Bonn ile ilişiğimi kesmek için gerekli yazışmaları yaptım...içim bi garip... nasıl olduğunu anlatmamalı, hatta düşünmemeliyim bile.
- Kendini dev aynasında görüp de canımı sıkanların gerçek dünyaya dönüşlerinin gözlerimin önünde olması çok garip...
- Hayatımdaki insanları hala gereğinden fazla umursuyorum. Herkesi s.ktr edip keyfime bakmayı öğrenmeliyim ACİLEN!

28 Ağustos 2009 Cuma

benim

Etrafıma sinirlenip yazıp yazacağıma lanet ettiğim zamanlardan birisini daha yaşadım. Vakit geçtikçe o kadar özlüyorum ki buraya yazmayı bir kez daha "canımı sıkanların canı cehenneme" diyip yazasım geliyor. O kadar uzun uzun yazacak vaktim de enerjim de yok belki ama yine de ellerim gidiyor işte klavyeye, yazmak istediklerimi yazmamış olsam da, gün içinde girip girip bakıyorum kaç kişi uğramış evime diye. Sanırım Bonn'daki odamdan sonra en benim olan evim/odam/mekanım, her ne ise işte, benim burası.
"Ne kadar söylersen söyle, söylediklerin ancak karşındakinin anlayabildiği kadardır."
Bu sadece karşındakinin anlama kapasitesi ile ilgili bir durum değli aynı zamanda karsındakinin anlayacağı dilde konuşman gerektiğinin de bir ifadesidir aslında ama anlayana.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Nereye?


Dünya dönüyor sürekli ama kafamızı gökyüzüne kaldırmazsak bunu anlamamız imkansız kadar zor.

Bazı gerçekler çok kesin ve net ama farkedebilmek için doğru yere bakmak gerek.