artık etiket yazmayı sevmiyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
artık etiket yazmayı sevmiyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Ağustos 2009 Cuma
benim
Etrafıma sinirlenip yazıp yazacağıma lanet ettiğim zamanlardan birisini daha yaşadım. Vakit geçtikçe o kadar özlüyorum ki buraya yazmayı bir kez daha "canımı sıkanların canı cehenneme" diyip yazasım geliyor. O kadar uzun uzun yazacak vaktim de enerjim de yok belki ama yine de ellerim gidiyor işte klavyeye, yazmak istediklerimi yazmamış olsam da, gün içinde girip girip bakıyorum kaç kişi uğramış evime diye. Sanırım Bonn'daki odamdan sonra en benim olan evim/odam/mekanım, her ne ise işte, benim burası.
Labels:
artık etiket yazmayı sevmiyorum,
benim
12 Mayıs 2009 Salı
aklımda mim
Voodoo Girl ve stZiza'nın iki mimi var üzerimde, yüzyıllardır bekliyor...
Takip ettiğim blog yazarlarının neye benzediği ve hangi yıllarda yaşamak istediğim hakkında iki mim... yazmaya kıyamamak böyle oluyor işte. Daha önce yazmaya kıyamadığım mim de en sevdiğim kitaplarla ilgiliydi.
Mimlerimi unutmadım, aksine sık sık aklıma geliyor, haber vereyim dedim :)
Takip ettiğim blog yazarlarının neye benzediği ve hangi yıllarda yaşamak istediğim hakkında iki mim... yazmaya kıyamamak böyle oluyor işte. Daha önce yazmaya kıyamadığım mim de en sevdiğim kitaplarla ilgiliydi.
Mimlerimi unutmadım, aksine sık sık aklıma geliyor, haber vereyim dedim :)
Labels:
artık etiket yazmayı sevmiyorum,
mam mim mom,
mim,
yaz
20 Nisan 2009 Pazartesi
Yaz dostum
Yahu 2-3 gün internetsiz kaldım yine yazıp durmuşsunuz bloglara! Eskiden haftasonu girince araya millet gezip tozmaktan falan fazla yazmazdı bloglara, şimdi o da yok, anlamadım ki :))) Tamam yazın yazmasına da yetişemiyorum artık, durum vaziyet feci bir hal aldı. Malumunuz, artık yurttaki odamda geçirdiğim depresif günlerdeki gibi sabahtan akşama kadar pc karşısında an be an blgo okuyamıyorum. Ha geldiğimden beri okumam gereken iki makaleden de ancak birini okuyabildim; hasta oldum, sınav vardı, ödev çıktı bık bık bık tık tık tık nedenleriyle ama yani yine de böyle olmaz ki! Geçen hafta okunmamış yazı sayısı reader'ımda 1000+ idi, neyse ki önce 989'a sonra 723'e sonra da 300 küsürlere düşürmüştüm ama şimdi yine bi baktım ki 530 olmuş! Tamam "zilyon tane blog takip edersen sonu böyle olur" diyebilirsiniz ama, başladım mı bırakamıyorum, bi de hali hazırda takip ettiklerim yetmezmiş gibi hala daha yeni bloglar keşfedip onları da ekliyorum ki oy anam oy... Ya siz biraz daha yavaş yazın ya da ben bi an önce organize olayım ve hızlı hızlı okuyayım hepsinizi. Evet evet en iyisi bu... Çünkü yazmayın diyemem yani merak ediyorum, keyifle okuyorum... Amaaan, siz bana bakmayın, yazın anacım. Ben okurum, siz yazın yeter ki.
Bakalım yarın erkenden okula gidip orda çalışma hayalim gerçek olabilecek mi?
Kıssadan hisse: yorum yazmayan takipçilerinizi takip etmiyor gibi düşünmeyin, okumaya yetişemiyor olabilirler tıpkı benim gibi. Yorumları da içimizden yapıyoruz artık naapalım...
Bakalım yarın erkenden okula gidip orda çalışma hayalim gerçek olabilecek mi?
Kıssadan hisse: yorum yazmayan takipçilerinizi takip etmiyor gibi düşünmeyin, okumaya yetişemiyor olabilirler tıpkı benim gibi. Yorumları da içimizden yapıyoruz artık naapalım...
8 Mart 2009 Pazar
İnsanlar ve ilişkiler ve bir cadı...
" Dünya Kadınlar günün Kutlu olsun" yazdı, " :) teşekkür ederim" yazdım ama içimden de çok gıcık oldum. Sonra yazdığı cümle tüm düşüncemi alt üst etti, kutladığı şey aslında ne kadar anlamsız da olsa, utandım gıcıklığımdan; "bugün bir annemi birde seni kutladım hepsi bu :)" dedi... bunu diyen bi başkası olsa bu kadar umrumda olmazdı da, 45 yaşlarında bi adamdan duyunca etkilenmemek elde değil...
Kimi insanlar için özel olmayı çok iyi beceriyorum. Ya da daha doğru bir cümle kurmak gerekirse, kimi insanlarla o kadar iyi anlıyoruz ki birbirimizi, özellikle de samimiyet ve saygısızlık arasındaki ince çizgiyi, ve sonra buna dayanarak oluşan güven öyle kocaman bi sevgiye yol veriyor ki...yaş, cinsiyet, kimlik..hiçbirşey ayırdetmeden büyüyüp kocaman oluyor. Herhangi bir gece, başım sıkıştığında arayıp herhangi bir derdimi anlatmak istesem, dünyada o anlamsız derdimden çok daha mühim bi dolu işi olmasına rağmen beni tüm dünyadan ayrı bir yana koyup benimle "tüm dünya"ymışım gibi ilgileneceğini bildiğim insanlar olması ne güzel, ne eşsiz, ne özel bir şey...
Diğer yandan da hayatımdan çıkan insanları düşündüm bugün. Benim çıkardıklarımı değil de, kendisi çıkanları. Hani filmlerde falan hep "kapıyı suratına çarpıp" çıkanlar olur ya, benim hayatımdan çıkanlar hep sessizce çıktı.. Hep dediğim de zaten saysam sanırım...en fazla 3 olur...Hangi gidene kal dedim diye düşünüyorum? Kal dedim mi herhangi birisine bilmem ama hepsine de bir kez olsun "neden?" dedim, hiçbiri de cevap vermedi. Cevap veremedi diyemem, bir cevapları olmasa beni hayatlarından çıkarmazlardı, hepsi de hayatlarının çok içine koymuşlardı beni.
Nerden aklıma geldi? Birisi çok taze de ordan... Burda hep bahsettiğim Elena... Nedenini bilmiyorum, bu defa açık açık da bişiy sormadım... Yaşının küçüklüğüne ve yanlış anladığı şeyleri bilmeme ve düşünce tarzına verip susuyorum..önyargılarıyla davranıp, anlamadığı davranışlarımı bana sormadığı için de kızıyor muyum, bilmiyorum... beni hayatına o kadar sokmuş birisi nasıl bana yakıştıramadığı birşeyi gelip bana sormaz bilmiyorum ama bunu yapmadan beni hayatından çıkartıyorsa gidene kal demem..çünkü kaçanı kovalama oyunlarını sevmem, kovalanmak için kaçmam, kal densin diye gidiyorum demem...
Olur da dersem ki gitmek istiyorum, bırakmak gerek beni, döneceksem döner gelirim zaten. Ama inadına kolumdan tutup kal denirse de, kalırım...Her zaman için bir şans daha veririm kal diyene, bir kez daha durup bakarım, ama yine de gitmek istiyorsam ve yine de inatla tutulursa kolumdan, ancak kalmış gibi yaparım, fazlasını yapamam.. Gitmek istiyorsam zaten hayrım kalmamış demektir....
İşte bu yüzden ben, gidene kal demem...İçimden gitme diye ölüp ölüp dirilsem de, demem gitme diye. Sorarım sadece nedenini ki o da bencilliğimden, bi hatam varsa farketmeden yaptığım, bana ders olsun da bi daha yapmayayım diye. Yoksa zaten beni doğru tanımış herkes bilir; dünyamı ancak sevdiğim insanlar yaşanılabilir kılır, o yüzden de herşeyden çok değer veririm o özel insanlarıma. Hassasiyetim de sevgimden gelir zaten. Bir lolipop tutuşturup elime deseler ki "görünce sen aklıma geldin, bilmem ki sever misin" dünyalar benim olur. 25 yaşında bi hatunu sevindirmek bu kadar mı kolay olur? Kolay işte.. ama bu yüzden belki de, üzmesi de kolay...
Neyse, bunlar ayrı mesele de..beni tanıyan insan buları bilir de, bi şekilde beni hayatından çıkarmaya karar verirse, ben zaten kolundan tutup illa kal demeyeceğime göre, yine de nedensiz cevapsız çekip giderse...ne diyim? Allah yolunu açık etsin, mutlu olursun umarım derim..ha geri gelirse de kapım açıktır yine...
Kaç gündür tutuyordum içimde, artık kabullendim sanırım ki gidişini yazabildim bunları. Bi anda boşalıverince de işte pek bi günlüğümsü oldu bu yazı...nerden nereye gelip, neler anlattım yahu...
Kimi insanlar için özel olmayı çok iyi beceriyorum. Ya da daha doğru bir cümle kurmak gerekirse, kimi insanlarla o kadar iyi anlıyoruz ki birbirimizi, özellikle de samimiyet ve saygısızlık arasındaki ince çizgiyi, ve sonra buna dayanarak oluşan güven öyle kocaman bi sevgiye yol veriyor ki...yaş, cinsiyet, kimlik..hiçbirşey ayırdetmeden büyüyüp kocaman oluyor. Herhangi bir gece, başım sıkıştığında arayıp herhangi bir derdimi anlatmak istesem, dünyada o anlamsız derdimden çok daha mühim bi dolu işi olmasına rağmen beni tüm dünyadan ayrı bir yana koyup benimle "tüm dünya"ymışım gibi ilgileneceğini bildiğim insanlar olması ne güzel, ne eşsiz, ne özel bir şey...
Diğer yandan da hayatımdan çıkan insanları düşündüm bugün. Benim çıkardıklarımı değil de, kendisi çıkanları. Hani filmlerde falan hep "kapıyı suratına çarpıp" çıkanlar olur ya, benim hayatımdan çıkanlar hep sessizce çıktı.. Hep dediğim de zaten saysam sanırım...en fazla 3 olur...Hangi gidene kal dedim diye düşünüyorum? Kal dedim mi herhangi birisine bilmem ama hepsine de bir kez olsun "neden?" dedim, hiçbiri de cevap vermedi. Cevap veremedi diyemem, bir cevapları olmasa beni hayatlarından çıkarmazlardı, hepsi de hayatlarının çok içine koymuşlardı beni.
Nerden aklıma geldi? Birisi çok taze de ordan... Burda hep bahsettiğim Elena... Nedenini bilmiyorum, bu defa açık açık da bişiy sormadım... Yaşının küçüklüğüne ve yanlış anladığı şeyleri bilmeme ve düşünce tarzına verip susuyorum..önyargılarıyla davranıp, anlamadığı davranışlarımı bana sormadığı için de kızıyor muyum, bilmiyorum... beni hayatına o kadar sokmuş birisi nasıl bana yakıştıramadığı birşeyi gelip bana sormaz bilmiyorum ama bunu yapmadan beni hayatından çıkartıyorsa gidene kal demem..çünkü kaçanı kovalama oyunlarını sevmem, kovalanmak için kaçmam, kal densin diye gidiyorum demem...
Olur da dersem ki gitmek istiyorum, bırakmak gerek beni, döneceksem döner gelirim zaten. Ama inadına kolumdan tutup kal denirse de, kalırım...Her zaman için bir şans daha veririm kal diyene, bir kez daha durup bakarım, ama yine de gitmek istiyorsam ve yine de inatla tutulursa kolumdan, ancak kalmış gibi yaparım, fazlasını yapamam.. Gitmek istiyorsam zaten hayrım kalmamış demektir....
İşte bu yüzden ben, gidene kal demem...İçimden gitme diye ölüp ölüp dirilsem de, demem gitme diye. Sorarım sadece nedenini ki o da bencilliğimden, bi hatam varsa farketmeden yaptığım, bana ders olsun da bi daha yapmayayım diye. Yoksa zaten beni doğru tanımış herkes bilir; dünyamı ancak sevdiğim insanlar yaşanılabilir kılır, o yüzden de herşeyden çok değer veririm o özel insanlarıma. Hassasiyetim de sevgimden gelir zaten. Bir lolipop tutuşturup elime deseler ki "görünce sen aklıma geldin, bilmem ki sever misin" dünyalar benim olur. 25 yaşında bi hatunu sevindirmek bu kadar mı kolay olur? Kolay işte.. ama bu yüzden belki de, üzmesi de kolay...
Neyse, bunlar ayrı mesele de..beni tanıyan insan buları bilir de, bi şekilde beni hayatından çıkarmaya karar verirse, ben zaten kolundan tutup illa kal demeyeceğime göre, yine de nedensiz cevapsız çekip giderse...ne diyim? Allah yolunu açık etsin, mutlu olursun umarım derim..ha geri gelirse de kapım açıktır yine...
Kaç gündür tutuyordum içimde, artık kabullendim sanırım ki gidişini yazabildim bunları. Bi anda boşalıverince de işte pek bi günlüğümsü oldu bu yazı...nerden nereye gelip, neler anlattım yahu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)