25 Ocak 2009 Pazar

dört

Yaptığım 4 iş:

1. Okumak: Şimdilerde depresif hareketlerim ve sınavlarım nedeniyle normale inmiş olsa da zaman zaman elime geçen herşeyi okuyorum. Bugünlerde dozunda yaptığım bir iş bu. En çok ders notları, bloglar, kitaplar, eskiden kalma notlarım, gazete ve sevdiklerimden gelen mektuplar, kartlar... Bunların her birini haftada en az bir kere okuyorum.

2. Durmak: Durmak bir iş midir demeyin çünkü benim durmaya çok ihtiyacım oluyor. Her gün mutlaka, hep aynı zamanda olmasa da, biraz durmam gerekiyor. Belki kızılderililerin yaptığı gibi ruhum bedenimi yakalsın diye, belki hissetmeye daha fazla vakit ayırabileyim diye, belki kalbim içime kaçmasın ki sonra bulup çıkarması zor olur diye, belki aklım uçup gitmesin ki sonra yakalayamam diye...

3. Şarkı söylemek: Mırıldanmaktan öte, iki-üç günde bir herhangi bir şarkıyı ciddiye alarak, öncesinde biraz hazırlanarak, sözlerini okuyarak, moduna bürünerek, sesimi açarak, şarkıyı kendime katarak...Söylemezsem üstü çizilmiş plak, sayfası katlanmış kitap gibi hissederim.

4. Sevmek: Sevmek nefes almaktan daha önemli bir iş benim için. Sevmediğim, sevgimi etrafımdakilere hissettiremediğim sürece boğuluyorum ben. Sevgiyi sürekli hissetmeliyim etrafımda. Kimi durumlar vardır ki karşımdakinin beni sevmediğini bilsem de onu sevdiğimi ona hissettiririm. Kimi zamanlar vardır ki penceremin önünden uçan papağan sürülerini severim; vardır ki kimi zamanlar, kitaplarımı severim, açıp kitabı kokusunu derince içime çekerim, o da anlar sevildiğini. Kimi zamanlar vardır ki o sevgi çıkmalıdır bir şekilde içimden, sarı tenteli bir dükkana gidip bıraktığım minik kartlarla dünyaya dağıtırım sevgimi: Ankara'ya, İstanbul'a, İzmir'e, Kayseri'ye, İtalya'ya, Hollanda'ya, Polonya'ya, Finlandiya'ya... Senin işin nedir deseler, "sevmektir" diyecek kadar çok severim. Hayatı sevmem, ayrı mesele; sevecek bir insanım varsa katlanılabilirdir hayat, o zaman daha kolay katlanırım, ama ben en çok insanları severim: hayatımdaki erkeği, kitaplarımı, şarkıları, kedileri, kalemleri, renkleri severim mesela, gökkuşağını da severim, dondurmayı ve salıncakları çok severim, ama en çok annemi severim; CAN olduğu için, direndiği için, umutları için, o güzel aklı için, o gerçek kalbi için, nadiren de olsa elimi tuttuğunda hissettiğim o eşsiz sıcaklık için, öpüş öpüş olduğumuz için...


Defalarca izleyebileceğim 4 film:

1. Dogville: Bir Lars von Trier filmi. Sinemanın sadece zaman kaybı olduğuna ve hiç de öyle ciddiye alınacak bir sanat dalı olmadığına inandığım yıllarda, tamamen uykusuz geçen soğuk bir gözlem gecesinin ardından, hiç tanımadığım birisinin evinde, çok sevdiğim bir dostumun kucağında uyuklayarak izlemiştim ilk defa. O zaman karar verdim sinemanın bir sanat olabileceğine. Şimdi defalarca izlemek beni çok yorar her defasında; gerçekleri görmek sinirlerini yıpratır insanın. Hayatın içinde olduğu, hep gözümüze batan ama görmezden gelmeye çalıştığımız şeyler sahnede bu kadar kusursuz bir sanatla anlatılınca, acıtsa da yorsa da izlerim ama kimseye tavsiye edemem, korkarım.. İzlemesini istediğim, yanında ben varken izlemesini istediğim birkaç kişi dışında tavsiye edemem, sıkılırsınız..

2. The Island: Farklı bir tür olsa da Dogville ile benzer duygular uyandırır bende. İzleyip de sevmeyen olmadı sanırım şimdiye kadar.

2, 5. Beynelmilel: Gecenin üçünde Mutluluk izlerken Özgü Namal'ı görüp, ulen ben nasıl olur da Beynelmilel'i unuturumi paniğiyle filmi durdurup yazılan edittir, o nedenle 2,5 numara olmuştur, kusura bakmayınız. Beynelmilel'i izleyiniz, mutlaka ve mutlaka izleyiniz.


3. Madagaskar: Animasyon meraklısı olduğum söylenemez ama defalarca izledim, defalarca da izlerim. Çok seviyorum yahu! I like to move it, move it!

4. Truva: İzlerim...



Yaşadığım 4 yer:

1- Annemin kalbi: O olmasa yaşayamam biliyorum, yaşamam hatta.
2- Ankara: Anneannem, dedem, annem... Şişkolar ailesi, kuzenler, anaokul, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite...
3- Kayseri: Yüksek lisans... Yaşadım denir mi bilmiyorum, 1 sene boyunca her hafta en az 2 günümü geçirdim. Pek fazla güzel anım olmasa da şimdiye kadar orda, hayatımın dibinde vurduğum günleri orada geçirdim; Kayseri-Ankara arasındaki yolda aldım belki de en önemli kararlarımı. Artık bunlara güzelleri ekleme zamanı :)
4- Bonn: Bi yüksek lisans daha... Beterin beteri gerçekten varmış gördüm; tek başıma ayağa kalkmayı öğrendim; Uzaktan sevmeyi öğrendim, uzaktan sarılmayı...

İzlediğim 4 TV Programı:

1- Türkiye'nin Nabzı: Buraya geldiğimden beri izlediğim tek TV programı. Ece'nin sunuculuğunu yaptığı, haftada bir Habertürk'te yayınlanan bir program. Karşıt görüşteki insanları yanyana görebilmek ve zıt kutuplardan iki insanın yönettiği bir tartışmayı izlemek zevk veriyor bana. Uzakta olunca insan daha bi sahip çıkmak istiyor, daha bi korkuyor ülkesini örümcek kafalılara kaptırmaktan; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz diye, iyisini de kötüsünü de, sevdiğimi de sevmediğimi de bilmeye, dinlemeye, anlamaya çalışıyorum elimden geldiğince,internet izin verdiğince.

2- Heroes: Zerrin'cimle gecede 2şer 3er tane izlerdik, artık tek başıma izlemeyi sevmiyorum.

3- The Big Bang Theory: Tek başıma izlemeyi sevdiğim bişiy bu sanırım, çünkü şimdiye kadar birlikte izlediğim kimse ile aynı tadı alamadım. Keşke birlikte izleyebileceğim birisi olsa, süper olurdu.

4- Komedi Dükkanı: Bi ara youtube'dan sürekli izliyordum ama son zamanlarda hem vakit darlığından hem de aşırı dozda alındığında biraz ara vermek gerektiğinden pek izlemiyorum; en kısa zamanda yeniden!

Tatil için gittiğim 4 yer:

1- Antalya-Saklıkent: Son yıllarda işleri tatillerle birleştirdiğim için, ve işimi diğer insanların hobilerini sevdiği gibi çok sevdiğim için, özellikle gözlem şenlikleri benim en büyük tatillerim sanırım. Pırıl pırıl bir gökyüzü, yeni insanlar, yeni dostluklar...

2- Anamur: Şişkocumların yazlığına giderdim eskiden, artık o eski kalabalık aile tatillerine dayanamıyorum o yüzden pek gitmiyorum.

3- İstanbul: Geçen yaz nasıl oldu da olduysa İstanbul'u sevdim sonunda. E tabii altında hem araba hem şöför olunca seviyor insan. Hele ki nazının geçtiği bi dolu güzel insan da varsa =) Haftasonu tatil mekanım oldu İstanbul son 2-3 yıldır.

4- İzmir-Balıklıova: İlkgençlik yıllarımın en güzel, en eşsiz tatillerini geçirdiğim mekan... Umarım yakın zamanda yeniden gidebilirim...


Sevdiğim 4 yemek;

1- Hamsi: Kızartması da olur, buğlaması da, hamsili pilav olursa pek bi daha güzel olur, ama reçeli olsa yemem heralde =)
2- Muhlama: En son OnurCUK yapmıştı, tadı hala damağımda!!
3- Karnıyarık: Mitko süper yapar bunu. Aslında menemen'i de çok güzel yapar ama karnıyarık daha bi süper sanırım.
4- Mercimek köftesi: Her defasında nasıl yapıldığını bilmediğini iddia edip sonra benim kendimden geçene kadar yiyeceğim kadar güzel yapar canım anneannem..yapsa da yesem.. bu gidişimde yine istedim ama bu defa yapmadı, aslında yapmasına fırsat verecek kadar evde durmadım da ondan oldu sanırım =)

Hemen şimdi olmak isteyeceğim 4 yer:

1- Şimdi olduğum yerde ama yanımda Zerrincim'le birlikte olmak isterdim
2- Balıklıova'daki iskelenin üstünde, ben, rakı, balık, şarkı, aşk...
3- Foça'da bir iskelede, elimde dondurmamla :)
4- Gözlemevindeki kubbede, "Muku tamaaaam" diyecek neşede

Bir yağmur damlası olsaydım düşmek isteyeceğim 4 yer:

1- An itibariyle çok sinirlenmiş ya da üzülmüş, ağlamak üzere olan, ama erkekler ağlamaz diye kendini kasan bir erkeğin yanağına düşmek isterdim. Karşısındaki beni göz yaşı sansın, o erkek telaşlansın, açıklamaya çalışsın, açıklayamasın, koyversin kendini ağlasın, ağlamanın insani bir şey olduğunu anlasın ve bir daha asla utanmasın duygularından diye.

2- Ağlamak isteyip de ağlayamayan bir kızın yanağına düşmek isterdim; ben ne zaman ağlayamasam yağmur yağar, "bulutlar benim yerime ağlıyor" derim ben, o kız da öyle desin diye...

3- Susuzluktan kuruyup ölmek üzere olan papatyanın dibine düşmek isterdim, kurumasın, canlansın, her gece kendisine göz kırpan arkadaşı Ay dedeyi hiç ama hiç yalnız bırakmasın diye...

4- Sevdiğimin bardağındaki suyun içine düşmek isterdim, kana kana içsin beni, bir damla da olsam hep içinde biryerlerde ben olayım diye...



Şimdi siz anlatın bakalım: Angie, Zehr-i Aysun-i, Oğuz Marangoz ve Pencere Çiçeği

4 yorum:

  1. 2.5 beynelmilel:):):)
    witchiem güldürdün beni yaaA:D:D

    YanıtlayınSil
  2. nutkum tutuldu !
    yaşamak güzel şey be kardeşim !

    YanıtlayınSil
  3. bi dakka bi dakka yaa
    yaşadığım 4 yerden 3sünde bi haksızlık mı var ne?
    Son Kayseri seferi geyik meyik doluydu ama çok sıcacık bakışlı çok güzel insanlarla çok da hoş geçmişti.
    Her ne kadar Kayseri li değillerse de Kayseri yi güzel hatırlatırlar diil mi ama ?????
    Şamşırtmışsın cadıcım şamşırtmışsın

    YanıtlayınSil
  4. Şekerim dedik ya "Artık bunlara güzelleri ekleme zamanı" diye, daha ne diyim...

    YanıtlayınSil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.