5 Nisan 2009 Pazar

Mission impossible - 2

İstanbul'a inince, her ne kadar valizler dış hatlar üzerinden Ankara'ya ve Kayseri'ye dağılacak olsa da tabii ki başkalarına verdiklerimizi toparlamamız gerekiyordu. Biraz vakit aldı ama valizleri bulduk. Ne var ki, ikimiz de aktarma yapacağımız uçakları kaçırmıştık, üstelik elimizde fazladan iki valiz daha vardı artık. (neye fazladan? sırt çantalarımız, fotoğraf makinesi, tripod, dürbün, gitar ve benim el çantam) "Valizleri emanetçiye bırak, ben aldırırım" dedi Zerrincim. Bu arada sabah 6:45'deki Kayseri uçağını kaçıran yolcular ayaklanınca, Pegasus onları bir otele yerleştirmeyi teklif etti, o sırada kaybettim OnurCUM'u da... o da gitti otele.. Ben de gittim valizleri bıraktım emanete, uçağa yetişeyim diye gittim ki "07:05 uçağı çoktan kalktı hanfendi, çok geç kaldınız" dedi adam bana. Tam cadalozluk yapıp tüm hıncımı adamlar çıkartıyordum "madem rötar yaptırıyorsunuz uçağa, bağlantılı uçuşlarınızı da biz mi ayarlıycaz" diyerek...adam adım ve soyadımı alıp baktı ki beni de 09:55 uçağına aktarmışlar neyse ki.. Bi anda tüm cadılığımı unutum, prenses edasıyla teşekkür edip gittim bekleme salonuna, başladım uyumaya... Malum, tarih 1 Nisan, bizim aile bu mühim günde her sene bi şekilde benim kurbanım olmuş, bu sefer tongaya düşmemek ümidiyle arıyorlar sırayla, "haberin olsun bak bugün 1 nisan" diyor her arayan, yani haberimiz var unutmadık bizi kandıramazsın bu defa, demek istiyorlar. Ben de diyorum ki "Az önce de aramışsınız yetişemedim kusura bakmayın, havaalanında valizlerimi vermekle meşguldüm". "Ha ha ha! Tabii canım!" diyip kapatıyor hepsi :))) Ankara uçağı yarım saat rötar yapıyor, Pegasus yolcuları iyice sinirleniyor...ben uyumaya devam ediyorum :)) Biniyorum uçağa, uyumaya devam ediyorum, iniyorum, Zerrincim karşılıyor beni; geleceğimden onun dışında kimsenin haberi yok..Anneannem çığlıklarla karşılıyor, dedem tam onun çığlıklarına kızacakken beni görüp sarılıyor gücü kalmamış kollarıyla olabildiğince sıkı, ağlıyor... Oturup konuşuyoruz biraz... Sonra teyzeme gidiyorum, yolda çıkıyorum karşısına habersiz, "düştüm bayıldım da hayal mi görüyorum acaba" diyor, inanamıyor... Eniştemin de yola çıkıyorum karşısına, o koca cüssesiyle koşmaya başlıyor beni görünce :) Küçük teyzemin iş yerine gidiyoruz baskına, beni görünce çığlığı basıyor... Akşam oluyor, bizim eve geliyor kuzenlerim, eşkiya ben uyuken baskın yapıyor, odada beni görünce üstüme atlamasıyla uyanıyorum. Prensesim ÖSS koşturmasına erken başlayanlardan, dersaneden geliyor; Zerrincim diyor ki "bir arkadaşım geldi, seni onunla tanıştırayım", ben çıkıyorum ortaya, sımsıkı sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlıyor benim minik prensesim..daha 17 yaşında...
Gece oluyor artık... OnurCUM'un inmesi gerek, haber vermesi gerek... Zerrincim de ben de telaşlanmaya başlıyoruz... Ziza'yı arıyoruz, o da merakta... Biraz vakit geçiyor, sonunda çıkıyor ortaya ama valizi kaybolmuş :))) olsun diyoruz, kendisi sağ salim gelsin de valiz kaybolsa da olur...

4 yorum:

  1. :) ayy ne güzel sanki bana gelmişsin gibi sevindim okuyunca.. ne mutlu :)
    şımarsaydın kocaman kocaman :)

    YanıtlayınSil
  2. okurken yoruldum adiyim :) hep mi aksiyon olur bea

    YanıtlayınSil
  3. Valizin kaybolması, son belediye otobüsünü kaçırmak(!), cepte taksiye yetecek kadar para olmaması, "belki o giden son değildir" ümidiyle ıssızın önde bayrak taşıyanı bi durakta otobüs beklemek gece gece, telefonsuz olmak...

    Hikayenin benim tarafının ana başlıkları bunlar. Tabi Kayseri ayağı... Bir de İstanbul macerası var.

    Bunlar da bi ara benim blogda efem...

    YanıtlayınSil
  4. E tabii biz anlattığınız kadarını biliyoruz; o yüzden de özetleyince ancak bu kadar bahsedebiliyoruz, kusura bakmayınız. Yazarsanız, biz de okur öğreniriz inşallah "kayda değer bi durum yok"ların arkasını.

    YanıtlayınSil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.