3 Haziran 2009 Çarşamba

that's not my game!


Şşşş!
Tamam, sakin...
Herkesin mutlu olması için gereken ne ise yapıldı,
şimdi huzurla devam edebilirsiniz hayatlarınıza...

Teyzem laf etmesin ve yirmi lira fazladan ödemeyelim diye benim bu gece huzursuz olacak olmam veya birilerine minnet etmemin bi önemi yok. Yeter ki çocukça davranılmasın, yeter ki mantıklı olan yapılsın. Mantıklı olan sevdiğin, değer verdiğin insanın huzurlu olacağı şekil ne ise onu seçmek değil zaten. Mantıklı olan bizim ailede her zaman için fedakarlık etmek, başkalarının hayatlarını yaşamak. Teyzem yıllardır der ki: "biz anneannenler rahat etsin diye kendi tatilimizden feragat ettik onca yıl, şimdi sıra sizde." ben de derim ki hep vefasız çocuk olarak: "fedakarlık etmeseydiniz." ve bunu dediğim için de vicdansız ilan edilirim. Yıllardır böyle oldu bu; şimdi sıra bana geldi. Kendi hayatlarını yaşayamayanlar şimdi başkalarının hayatlarını yaşamak istiyorlar, sırada ben varım. Şimdi benim kendi hayatımı kurban etmem gerekiyor çünkü onların hayalleri var benimle ilgili mutlulukları var. İnsanlar kendilerine başkaları üzerinden mutluluklar ürettikleri sürece üzerimde bu olacak hep. Sevilmenin getirdiği sorumluluk derdim ben ama bu defa söz konusu olan kendi hayatını feda etmiş olan insanların kendilerine yeni hayat edinme çabası. Daha geçen ayki kriz konum da aslında buydu: düğün ve nikah meselesi. BENİM düğünüm, TEYZEMİN, ANNEANNEMİN, BABAANNEMİN, HALAMIN, DEDEMİN, vs'nin istediği şekilde olmalı, çünkü onlar kendi düğünlerini organize edemedikleri için hayalleri hep torunlarının/çocuklarının/yeğenlerinin/bilmemnelerinin düğüne kaldı; kendilerini başkalarının hayallerine kurban etmişlerdi, şimdi kurban alma sırası onlarda. Kan davası gibi bişiy bu. Ben hayatımı feda etmiştim, o yüzden şimdi seninkini alıcam. Sen kendininkini feda edeceksin ve bir çocuk bulup/doğurup onunki üzerinde gerçekleştireceksin hayallerini.

Üzgünüm, ben bu oyunda yokum. Bu oyunu sizinle son oynayışım olacak bu gece. Bu gece öyle olacak çünkü fazla hazırlıksız yakalandım. Bundan sonra gardımı indirmem; canımı sıkmanıza izin vermem, sizin de canınızı sıkmam merak etmeyin. Herkesi mutlu etmek için tek yok kendi hayatımı feda etmem değil. Efendim? Duyamadım? Alt tarafı bi gece istemediğim bişiy yapacağım diye olay hayatımı feda etmeye döndü, amma trajedi yaratıyorum, süper tiyatro oynuyorum di mi? Öyle valla, süper oyuncuyumdur, bekliyorum ne zamandır Broadway sahneleri beni ne zaman keşfedecek diye, belli mi olur, nasip bugünedir belki de!?!

Üzerimdeki emeklere ve beni sevenlere saygısızlık olarak adedilir bu yazı şimdi de. Saygısızlığımdan mı, yoksa istediğiniz şey ne ise o olsun diye mi oturdum oturduğum yerde? Üzerimdeki emekleri umursamamakla ilgisi yok bunun. Ben hala çocukça şeyler istiyorum ya hani; bu da işte o ergenlik çağındaki çocuklarınki gibi, "Ben mi dedim size bana bu kadar emek verin diye? Ben istemediğim halde bana iyilik yapıp sonra da "ben sana onca iyilik yaptım şimdi sen de buna karşılık.... yapmalısın. Değil yapmamak, yapmamayı düşünmen bile vefasızlığın, saygısızlığın önde gideni olur" diyemezsin şekerim" düşüncesindeyim. Bu da ne kadar çocukça di mi? Bir celallenme anında yazılmış olsa da bu yazılar, düşündüklerimin dışında birşey ifade etmiyor. Sadece her zaman aklımda olan ama "aman kırılıp incinmesinler" diye sustuklarımdan ibaret şeyler. Şimdi mi? Şimdi beni kırmaya çekinmeyen insaların kırılmaya hakları olmadığını düşünüyorum hepsi bu. yoksa kimseyi kırmak veya kızdırmak için yazmıyorum. Sadece yazıp kafamdakileri boşaltmak, aklımdakilerden kurtulmak için yazıyorum. Evet, herkesin mutlu olacağı şeyi yapıp sonrasında da düşündürdükleriniz nedeniyle kendimi suçlu hissetmiyorum, öyle mi hissetmeliyim? Ben sizin istediklerinizi yapıyorum ama bu, düşüncelerimi değiştirmiyor, yapcak bişiy yok. Küstahça mı buldunuz bu tarzı? Terbiyesice mi? Hayır, tüm efendiliğimle sizlerin arzularını sizin mantığınıza uygun gelenleri yerine getirdim işte; daha hala söyleyecek sözünüz varsa da bravo yani! Ama siz yine isteklerinizi iletmeye devam edin, ben hem sizi mutlu eder hem de bildiğimi okurum, üstelik bu ikisi aynı zamanda olur, ve siz de mutlu olursunuz ben de. Ama işin içinde ne kadar dürüstlük kalır ona söz veremem işte. Önemli olan istedikleriniz gerçekleşmesi değil mi? Tamam o zaman sorun yok, hepsi gerçekleşecek. Hep söylemişimdir, aldatılanın suçudur aldatmak; yalan söylenmişse birisine, hak etmiştir mutlaka, yoksa kimse durup dururken kendini yalanlar silsiletine sokmak istemez.

Benim beynimin içi böyle işte şu sıralarda. Benim satırlarım, sadece bana, sadece kendime, sadece kendimi sakinleştirmek için.. Sürekli "siz" demiş olsam da kimseye bir sesleniş, kimseye bir serzeniş sözkonusu değil. Yazıyorum işte öyle aklıma estiğince. Alınganlık kırılganlık malzemesi olacak şeyler değil bunlar kimseye. Niyeti öyle olanbilecekler neyse ki bu blogdan haberdar bile değiller.

2 yorum:

  1. Ağacın ağırına giden
    kesilmek değil
    baltanın sapının kendinden olmasıdır

    YanıtlayınSil
  2. Ağzına sağlık Zerrincim, ben de aynen bunu diyorum işte.

    YanıtlayınSil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.