28 Aralık 2009 Pazartesi

Mission Impossible Vol I

Ayrıntılarını anlatma işini bir kez daha sevdiceğe bırakarak kısaca pasaport uzatma sürecini bir şekilde hallettiğimizi belirterek bir an önce bu hikayeyi yazmalıyım artık. Yoksa asla yazamayacağım gibi, gündelik gelişmeleri de atlayacağım.

ELÇİLİK 1-Çarşamba
Her telefon ettiğimde telefonun açılması pek de alışıldık bir durum değildi Alman büyükelçiliği ile olan deneyimleri düşündüğümde. Hele ki her seferinde tatlı bir ses ve tüm sorularıma sabırla cevap veren birisi... Aradık, önceden randevu almamız gerekmediğini öğrendik, Çarşamba sabahı düştük yola. Elçiliğin 10:30 açılacağını bildiğimizden biraz erkenden orda olalım da sıra kapalım dedik. İlahi biz! İsrail'e gitmek isteyen kaç kişi olur ki bi de sıra kapmamız gereksin? Elçiliğin olduğu sokağın başında kulağında telsizi olan bi adam kesti yolumuzu. Derdimizi anlattık hızlıca, yolun kenarına çekti bizi, bir yandan fısır fısır telsize laf anlattı bir yandan da evraklarımıza baktı. Bina zaten neredeyse kurşun geçirmez durumda parmaklıklarla çevrili, gayet ürkütücü bir görünüşe sahip, bir de sokakta böyle muamele görmek iyice gerdi bizi. Paltomuzu, çantamızı, cep telefonumuzu ve hatta cüzdanımızı bile kapı önündeki minik bekçi kulubesine bırakıp "teker teker" girdik içeri. Üst baş araması hadi tamam da, elimizdeki pasaportun her bir sayfasının minik minik incelenmesi biraz aşırı geldi ama "savaşta olan bi ülke ne de olsa" diyerek, ve telefondaki sevecenliklerini kendimize hatırlatarak çok da önemsemedik. İlk ben girdim içeri, ardımdan sevdicek geldi. Bekleme salonunda 45 dk'ya yakın bekledikten sonra görevli kadın bankoya geldi, gerekli evrakları koyduk, aldı, hepsini tek tek okudu! Görevlinin kendisine verilen evrakları tek tek okuması kadar doğal ama bir bu kadar da nadir bir şey daha yok sanırım. Üstelik güleryüzlülüğünden de hiç ödün vermedi bu sırada. Sonra sevdicek verdi evraklarını, yine aynı şekilde. Ertesi gün (Perşembe) günü 15:30 16:30 arası telefonla bilgi alabileceğimizi söylediler. Uçağın cumartesi günü olduğunu söylediğimizde, "garanti veremeyiz ama yetiştirmek için elimizden geleni yaparız" bile dediler, hatta bekleme masasına koydukları İsrail'i tanıcıtı dergilerden almamıza da izin verdiler. Ortamın garipliğine rağmen öyle keyifli ayrıldık ki ordan...

ELÇİLİK 2 - Perşembe
Posterlerimizi yetiştirme derdiyle Milli Kütüphane'de geçirdiğimiz günün öğleden sonrasında vakit geçmek bilmedi bir an önce 15:30 olsa da güzel haberi alsak diye. 15:30 olur olmaz telefona sarıldık, aradık ama kurul toplantıdaymış, biriken pasaportları inceliyorlarmış, saat 4'te tekrar arayalımmış. 4'te aradık ama bu defa bant kaydı elçiliğin kapandığını, acil durumda şu numarayı aramızı söyledi. Şu numarayı aradığımızda karşımıza çıkan kişinin elçilik sokağı başında bizimle görüşen güvenlik görevlisi olduğunu tahmin ettik, bizi başka birisine yönlendirdi, başka birisi de 16:30'da aramamızı söyledi. 16:30'da doğrudan o başka birisini aradık, ama kurulun hala toplantıda olduğunu, kendisinin de az sonra ordan çıkacağını, en iyisi yarın (Cuma) sabah 10:30'da aramamız olduğunu söyledi. Yüzümüzden düşen bin parçaya rağmen, "elimizden geleni yaparız" cümlelerini aklımıza getirip içimizi serin tuttuk.

ELÇİLİK 3 - Cuma
Sabah 10:30'da aradım tabii ki. Şimdiye kadar tatlılığından yenmeyen kadına nooldu bilmem ama cırlak bişiy çıktı bu defa telefona.
Wos: Pasaportlar çıktı mı diye sormak için aramıştım.
Cırlak: Evet çıkmış, Pazartesi sabah 10:30'da gelip alabilirsiniz.
Wos: Ama bizim uçağımız yarın akşam
Cırlak: Neden iki gün önce başvurdunuz o zaman? Böyle işlere en geç 1 hafta önce başvurulur.
Wos: Daha erken alamaz mıyız peki?
Cırlak: Hayır! Daha erken alamazsınız!
Wos: Peki sevdicek?
Cırlak: O da daha erken alamaz!
Wos: Ona da çıktı mı yani vize?
Cırlak: Evet, çıktı ama daha erken alamazsınız.
Wos: İyi peki!
ELÇİLİK 4-Cuma
Saat 11:30, sevdiceğin telefonu çalar, arayan İsrail Elçiliği!!!
Sözün özü: pasaportlarınız hazır, gelin alın!
Apar topar gittik tabii ki elçiliğe.

ELÇİLİK 5-Hala Cuma
Yine bir sokak başı sorgusunun ardından bu defa pasaportları dışarı getirdiler ve birkaç defa üst üste "iyice kontrol edin herşey doğru mu?" sorusunun ardından hataları bulduk. Çok da önemli hatalar değilmiş aslında, mesela adım yanlış yazılmış, sevdiceğin de doğum tarihi!!! Yine bıraktık çantaları, üst baş taramasının ardından yine aynı yere geçtim, bu defa gelen kadın tam da telefondaki cırlak kadındı! "Aslında çok bi sorun olmaz ama çok istiyosanız değiştireyim." "E bi zahmet!" Adım yanlış yazılmış ama sorun olmaz di mi? O zaman neden herkese üzerinde Abdülcambaz yazan pasaportlardan vermiyorlar acaba? Aynı laflar sevdiceğin yanlış yazılmış doğum tarihi için de sarfedildikten sonra yine bir miktar bekleyiş ve sonunda doğru vizelere kavuşma! Kendimizi çok kötü hissedebilirdik aslında geç gittiğimizi düşünerek ama tüm haftanın pasaportlarını perşembe akşamı değerlendiriliyorsa pazartesi gitmiş olsak ne farkederdi ki?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.