13 Ocak 2010 Çarşamba

İsrail Günlüğü - 7. Gün

Bugün Cumartesi olmasına rağmen Masada-Ein Gedi-Lut Gölü gezisi için sabahın köründe kalktık. Bizim için Cumartesi ama İsrailli'ler için Pazar gibi.



Erkenden ve hızlıca yaptığımız kahvaltının ardından otobüse doluştuk 45 kişi. Rehberimiz Dany'nin anlattığı şeyleri elimizden geldiğince fotoğraflamaya ve fırsat buldukça da fotoğrafların üzerine ses kaydı olarak kaydetmeye çalıştık. Gezdiğimiz yerlerin detaylarını anlatabileceğimi pek sanmıyorum ama aklımda kaldığı kadar özetlemeye çalışayım.


- Masada  ibranice kale anlamına geliyormuş.
- Herod adında bir kral yaşamış Masada'da, ve bu kaleyi yaptırmış. Mimarlara göre, çok mükemmel olan bu kaleyi yaptırdığı için çok iyi bir mimar ama psikologlara göre ise tam bir paranoyak. Niye mi? Çünkü kalenin düşmanlara dönük yanı tam üç sıra sur ile çevrili. Kralın aklında "ya bu suru aşarlarsa?" sorusu her daim diri olduğundan, "bari bunu aşamasınlar" diye diye iki sur daha yaptırmış adam.
- Kalenin en büyük sorunu suyun getirilmesi meselesini, Kudüs civarında görece daha fazla yağış alan bölgelerden Masada'ya doğru akan kanallar yaptırarak çözmüş. Bu fikir günümüzde de büyük hayranlık uyandırıyor. (Ne var ki ben o kadar da etkilenmedim bu düşünceden. Pek de öyle "kırk yıl düşünsem aklıma gelmez" dediğim bir fikir değil. Benim de böyle bir derdim olsa, biraz düşünüp bulabileceğim bir düşünce.)
- Ne var ki kralın tüm tedbirine rağmen sonunda Romalılar kalenin kapısına dayanmış. Önce demir topuzlarla saldırmışlar fakat yahudiler bunu farkeder etmez kapılara ekledikleri tahtalarla esneklik verince ucu ateşli oklar kullanmış Romalılar. Kapıları yıkıp içeri girmeleri an meselesiyken Romalılar geri çekilmiş ve ertesi sabah geleceklerini bildirmişler bir şekilde.
- Romalıların tavrı garip ama bu duruma yahudilerin verdiği tepki daha da garip. "Romalılar gelip de kalemizi ele geçirince bizi ya öldürecekler ya da çocuklarımızla birlikte köle yapacaklar, karılarımızın ırzına geçecekler. Romalılara boyun eğerek, namusumuza leke sürdürerek yaşayacağımıza özgürlüğümüzle ölürüz daha iyi" demişler ve topluca ölüme karar vermişler. Tabii intihar dinlerinde yasak olduğu için buna da şöyle bir çözüm bulmuşlar: Her erkek kendi karısı ve çocuklarını öldürecek. Seçilen 10 erkek diğer erkekleri öldürecek. Seçilen son bir kişi de diğer erkekleri öldürdükten sonra kendini öldürecek. Böylece 960 kişi içinden sadece 1 kişi intihar etmiş olacak. Tabii rehberimiz Dany öykü böyle anlatmadı, çok daha güzel ve Yahudi Savaşı'nı yazmış olan Josephus'un da satırlarından alıntılarla anlattı. Şimdilerde Josephus'un Yahudi Savaşı'nı anlattığı kitabını arıyorum. Güzel bir baskı bulabileceğimden şüpheliyim ama en azından bir pdf kitap buldum şimdilik. Bi de anlamadığım bir nokta var; intihar suç da adam öldürmek suç değil mi, bu kısımda aklım biraz karıştı doğrusu.
- Ertesi sabah kaleye dalan Romalılar yerlerde cesetlerle karşılaşınca işin heycanı kaçtı diye mi nedendir bilinmez, aman istemeyiz biz bu kaleyi diyip çekip gitmişler. Kale de sonraları bilmemne kraliçesi bilmemkim tarafından keşfedilmiş.

Masada gezisinden hemen sonra Ein Gedi civarında dolaştık bir süre, ordan da Lut Gölü'ne gittik. Lut Gölü bir zamanlar denizlerle birleşikmiş ama sonradan ilişkisi kesilmiş. Rakımı deniz seviyesinden 422 metre aşağıda olan bu göl günümüzde de her yıl 1 metre yükseklikte su kaybedecek derecede buharlaşmaya maruz kalıyormuş. Buharlaşma nedeniyle Dünya'da ikinci en yoğun sıvıya (su demeye bin şahit gerek, jel gibi bişiy) sahip olan Lut Gölü, Tuz Gölü olarak da biliniyor. En büyük atraksiyonlarından birisi de içinde yüzmek yerine rahatlıkla gazete okumanıza olanak tanıması. Gözünüze sıçrayacak bir damla suyun hayatınızın 2-3 dakikasını cehenneme çevirmesi ise bu keyfin bedeli olsa gerek.

Biz akıllıları önceden haber verilmesine ve teyzemin tüm uyarılarına rağmen mayolarımızı Türkiye'de bıraktığımız/unuttuğumuz için Lut Gölü'ne gidince ve havanın güzelliğini de görünce tutuştuk tabii. Neyse ki bizim gibi gerzekleri yolmayı akıl edecek tüccarlar oraya güzel(!) bir dükkan açmışlar da mayo vs. satıyorlarmış. Olabilecek en hızlı şekilde mayolarımızı ve 400 şekeli geçsin de ülkeye dönerken Tax Fund alabilelim diye seçtiğimiz birkaç hatıra eşyasını satın alıp denize doğru yollandık. Denizin 1985'deki kıyısından şimdiki kıyısına yürümek yaklaşık 20 dk. sürdü; tahmin edin artık buharlaşma ne denli önemli. Kollarımız ayaklarımız havada pozlarımız verdikten, biraz yüzmeye çabalayıp başarısız olduktan ve biraz da suyun içinde oynadıktan sonra çıktık, duş aldık ve kalkmak üzere olan otobüsü yakalamak için hızlı hızlı yol aldık. Ne var ki Lut Gölü'nün tek özelliği aşırı tuzlu ve deniz seviyesinin altında olması değil aynı zamanda dibinin ve civarının aşırı keskin ve sert tuz kayalarıyla kaplı olması. Çıktığımda ayaklarım o kadar yara bere içindeydi ki otele gidene kadarki süre için bile ayakkabılarımı giyemedim. Neyse ki otobüs tam otelin kapısında bıraktı bizleri de fazla sorun olmadı ayakkabısızlık.

5 yorum:

  1. Su çözümünden etkilenmemişmiş; bak hanımefendiye sen. 2000 yıl öncesinden bahsediyoruz. Adam çölün ortasında, ufukta bile görünmeyen Kudüs'ten su getirmiş bea!!! Hemide yer seviyesinden 450 metre yukarıya!!! Şimdi kolay tabi "Buranın rakımı kaç; 30m. Ee, iyi o zaman, 30 metre aşağısı ki hala buraya çok yakın, Kudüs'ten alçak.O zaman oraya yağan yağmuru bi şekil buraya getirebiliriz" demek. Adam ne bilsin 2000 yıl önce oranın rakımını felan şıp diye. Onu bilip böyle bir çözüm bulması hayret verici olan zaten.

    Biz bilim insanıyız, sayısalcıyız; öyle "jöle gibi" falanla olmaz: Tuz oranı %28 ila %33 arasında efem. %35 lik tuz oranına sahip Assal gölü'nden -ki kendileri Afrika'dadır- sonra Dünya'nın en yoğun su birikintisidir.

    YanıtlayınSil
  2. tek karı sen misin?
    bir de savaşta her şey mübahtır lafından ötürü adam öldürmek günah değildir. bildiğim kadarıyla dinlerin hepsinde öyle. ayrıca kıyaslama yapıldığında intihardan daha düşük suç seviyesine sahip diye bir inanış olduğunu düşünüyorum.
    ben olsam arkadaşlarımı da gaza getirip kafa göz girişirdim Romalılara. o ayrı

    YanıtlayınSil
  3. Özgür'ün son dediğine katılıyorum. Ne o öyle be? Sıra sıra öldürüyorlar birbirlerini. :S

    Ayrıca tamamiyle buharlaşmadan gölcağız gittiniz gördünüz işte. Sevinin. Darısı bizim başımıza. :)

    YanıtlayınSil
  4. Tek karı ben değilim ama karıların çoğu havuzda takıldı galiba veya göle erkenden girmiş çıkmış olabilirler, keza biz otobüse zar zor yetiştik.

    serkan'cım ben ki daha Ürgüp'ü ve Pamukkale'yi görmemiş biri olarak burayı görebilmiş olduğuma inanamıyorum hala. Bunun üzerine şimdi Tuz Gölü'müzü de görmek istiyorum. Gezecek yerler epeyce birikti, daha çok yurtiçi toplantıya ihtiyacımız var sanırım :)))

    YanıtlayınSil
  5. Aziz Efendiye söyleyelim ayarlasın hemen bir Pamukkale. Tuz Gölü'ne de akarız oralardan. Bana uyar. :)

    Tek karı olayına da fena güldüm. :D

    YanıtlayınSil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.