25 Aralık 2010 Cumartesi

Vuslat - Bonn

Belfast City Airport'tan uçup Londra Heatrow Airport'a konuyorum. Bir süre orda oyalandıktan sonra pek sevgili Bonn'uma gitmek üzere uçağa biniyorum ve göz açıp kapayana kadar hızlı geçip gidiyor yollar altımda.

Köln-Bonn Havaalanı'na vardığımda eve dönmüş kadar mutluyum. Bonn'a giden otobüslerin yeri değişmiş bir süreliğine, geçici durakları buluyorum, biraz bekliyorum, otobüs geliyor, biniyorum.. İçim çığlık çığlık. Otobüs şehre vardığında ise..anlatmama imkan yok. Sevinçten ağzım kulaklarımda, kelimenin tam anlamıyla! Bizi misafir edecek arkadaşlarım Goffredo ve Isadora ile mesajlaşıyoruz. Eve gidip dinlenmemi teklif ediyorlar ama ben şehri öylesine özlemişim ki, binalara sarılmak falan geliyor içimden. Merkezdeki kilitli dolaplardan birine bırakıyorum eşyalarımı ve suratımda koca bir gülümseme, içimde inanılmaz bir heycanla koşarak dolaşıyorum Bonn sokaklarında. OnurCUM'u arıyorum, Zerrincim'i arıyorum, telefondaki sesimi bastıramıyorum, heycandan çığlık gibi çıkıyor konuşmalarım, inanılmaz mutluyum. Sanki..sanki yıllardır hasret kaldığım birine kavuşmuş gibi. Sanki en son gördüğümde hasta birini sağlığına kavuşmuş görmüş gibi.. öyle işte! kocamaaan bir mutluluk var içimde!

 

(Bu fotoğraflara aşina olan var mı? Daha önce nerde gördünüz bunları bilin bakiim)

Akşama doğru otobüse binip varıyorum arkadaşlarımın evine. Görmeyeli evlendiler ve bir de bebekleri oldu! Ufaklığın fotoğrafını görmüştüm ama canlı canlı, 2,5 aylık bir minik prenses! Babasına sorarsanız kendini İngiltere kraliçesi zannediyor =) Biraz dinlenip OnurCUM'u karşılamak üzere gerisin geri şehir merkezine gidiyorum. Ne var ki havaalanına giden otobüsü kaçırıyorum!! alternatif yok değil, trenle gidiyorum havaalanına ama görece soğuk ve haliyle de yorucu oluyor. 

Yeterince erken varıyorum havaalanına ama süpriz! Uçak dediğin ya rötar yapar ya da nadiren vaktinde iner di mi? Bizimki erken geliyor! varış pistine gelen uçaklar listesinde bizimkinin uçağı var, varması beklenen vakit ve varış vakti arasında 20dk! Neyse ki erken gelmişim, hemen yaklaşıyorum gelen yolcuların çıkacağı kapıya ama bizimki bir türlü görünmüyor. Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum...bu arada çocuğu feci bir kavgaya karışmış bir adamcağız dert anlatıyor arkadaşına..hikayenin garipliği tüylerimi ürpertiyor, detaylar aklımda değil ama hissettirdikleri aklımda. O arada canavarımı görüyorum, tam karşımda ama gelmiyor bu tarafa, birilerine birşeyler soruyor ve geri gidiyor. Belli ki birşeyler ters gidiyor..orda olduğumu görse de lazım olursam beni çağırtsa keşke diye düşünüyorum, sonra boş yere evhamlanıyorum, valizlerden başka bir sorun çıkmış olamaz nasıl olsa diyorum. Bir süre daha geçiyor, ve geliyor... Onunla ilk buluşmamızın olduğu yerdeyiz. Yine ben gitmişim onu karşılamaya, ama bu defa gitarı yok yanında, yine herşeyin en başındayız, bu defa kocam...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.