30 Ocak 2011 Pazar

Zorlu hafta 1

Şu geçen iki haftayı bir anlatayım da vakit burda nasıl hızlı geçiyor bilin siz de.

Önceki hafta

Malumunuz patron bana Güney Afrika'ya gideceğimi söyleyince ben daldım hayaller alemine. THY sayesinde İstanbul'da geçirebileceğim iki koca gün beni en az gözlem yapacak olmam kadar sevindiriyordu. Penguenler meselesini hiç hesaba katmıyorum bile. Ptesi günü gittim patronun yanına.
WOS: Biletlere baktım ben, ama ödeme işlemi nasıl olacak kesinleşti mi?
Patron: Muhasebeciyle konuştun mu?
WOS: Hayır, önce sana geldim işte.
P: Tamam git muhasebeciyle konuş, sorun çıkarsa o zaman bana haber ver.
WOS: Peki. Almak istediğim bilet bu. Şu gün burdan yola çıkıp senin varışından bir gün geç varıyorum. Bu yüzden seninle aynı taksiyi paylaşamayacağım, bu bir masraf olabilir ama otelde bir gün az kalacağım için bunlar birbirini dengeliyor.
P: Ha, bir gün geç geliyorsun yani. Farklı uçakla gelmek istiyorsun, tamam, sorun yok.
WOS: Aynı uçakla gelmemi tercih ediyorsan öyle yapayım ama ben bunu seçtim. senin uçağından çok daha ucuz, en ucuz uçuştan da 10 pound pahallı.
P: Yok canım 10 pundun lafı olmaz zaten. Tamam sen bilirsin.
WOS: Teşekkür ederim. Peki, başka bişiy var mı?
P: Bi durum var aslında ama seninle pek ilgili değil. Mayıs sonunda Şili'deki gözleme Naz gidecek ama vize alması gerekiyor. Bu da biraz sıkıntılı. Sen bi bakabilir misin acaba Şili senden de vize istiyor mu?

St.Ziza'nın paylaştığı bir vize rejimleri dosyası vardı, Türkiye hangi ülkeden vize istiyor, hangi ülkeler Türkiye'den vize istiyor vb. bilgiler içeren. Hemen koştum baktım ki Şili Türkiye'den vize istemiyor, sanırım 30 güne kadarki kalış süreleri için. Gittim söyledim patrona, söylemez olaydım. "İyi o zaman sen bi süre daha bekle, bişiy söyleme muhasebeciye, Naz'la ilgili bir haber bekliyorum, ona göre karar veririz. Tabii bu durumda Naz'ın ne diyeceği de önemli, onunla da konuşmam gerek."
WOS: Naz mutfakta, şimdi çağırayım mı? (mutfak patronun odasının hemen yanı)
P: Hayır, o benim yanıma gelmesi gereken vakti kendi biliyor. (bu da sana kapak olsun)

Heycanım kursağımda kaldı mı? kaldı! Neyse dedim, bakalım Şili'de neler varmış, bakalım THY ile yine aynı İstanbul atraksiyonunu yapabiliyor muyuz? Baktım ve fark ettim, Şili Cape Town ile aynı tarafta değil ki, nasıl yapcan İstanbul aktarmasını, salak!

Salı günü oldu, patron Şili'ye değil Güney Afrika'ya gideceğimi söyledi bana. Ben her iki gözleme de giderdim halbuki =) ama Naz şimdiye kadar hiç gözleme gitmemiş, o yüzden bu biraz zor bir hayal benim için. Bu tür şeylerde olabildiğince gözlemevine az masraf çıkarmaya bakıyorlar. Naz'ın vize alması içinse Londra'ya bizzat gitmesi gerekiyormuş. E pasaportu alır almaz da vizeyi vermedikleri için, büyük ihtimalle orada en az bir gün kalması veya yeniden gitmesi gerekecek, ki bunlar da gereksiz masraf. Neyse, ben bilmem. Şimdi istikamet, muhasebeci. Gittim anlattım hatuna durumu ama aklına yatmayan bişiyler varmış ki ertesi gün benim patronla konuşacağını söyledi.

Çarşamba günü, postalarımı kontrol etmek için ana binaya geçtim. Benim patron, sekreter, muhasebeci, daha bi dolu kişi ve posta kutularımız ana binada; benim odam kütüphane binasında. Patron dedi ki PT adından bir seyahat acentası var şu sokakta, ben birazdan onlara ve sana bir e-mail atıcam, bunun ardından oraya gideceksin, biletini alacaksın, faturayı gözlemevine kesecekler, nema problema. Peki dedim. Öğlen mail geldi, biz de koyulduk yola. Yol boyu "noolur allahım THY bileti satmıyoruz demesinler" dualarıyla geçti. Girdik içeri, biraz bekledikten sonra sıra bize geldi. Kadına anlattım istediğim uçağı, aradı baktı ama bulamadı. Zaten niyeti de beni patronla aynı uçağa koymaktı belli ki. Bulamadığını görünce üzüldüm haliyle, neden bu kadar önemsediğimi sordu, küçük emrah'a bin basacak bir ifade ile "annemi görecektim" dedim. Kadının gözleri doldu bir an. "Belki bişiyler yapabilirim" diyip bir yerlere telefon etti. Ve hatta detayları anlatınca ben, THY uçuşunu patronun uçuşundan olabildiğince ucuza getirmek için de elinden geleni yaptı. Giderken yanıma almıştım yer ayırttığım uçuşların sefer sayılarını, o şekilde arayınca buldu. Ve tabii THY uçuşu yine patronumunkinden ucuz! Yani gözlemevinin kabul etmemesi için bir sebep yok. En ucuz uçuştan 30pound daha pahallı ama patronun bu miktarı önemsemeyeceğinden eminim. Ama yine de ödemeyi yapacak olan ben değil kurum olduğundan, kadın kurumdan onay almak üzere patronu aradı. Durumu anlattı: "mailde bahsettiğiniz bayan yanımda. istediği uçuşa baktık, en ucuz uçuştan 30 pound daha pahallı ama sizin uçuşunuzdan daha ucuz. Satış işlemini gerçekleştirmeden önce onayınızı almak istedim." sessizlik.."anlıyorum tabii ki, isterseniz kendisini vereyim bunları siz anlatın ona" dedi ve telefonu bana verdi.
WOS: Efendim, sorun nedir?
P: Bu tür şeyler yapmadan önce bana haber versen iyi olurdu.
WOS: Pardon?
P: Bu tür şeyler yapmadan önce bana haber versen iyi olurdu.
WOS: Bu tür şeyler derken?
P: Yani farklı uçuşla gitmek istemişsin.
WOS: E pazartesi günü konuştuk bunu zaten. Ben tercih ettiğim uçuşu gösterdim. Sen de "bir gün geç geliyorsun yani" dedin.
P: Evet, doğru, konuşmuştuk. Ben de öyle dedim ama dediğimin farkında değildim. (hatta aynen şöyle dedi: "Yes, I've said so, but i didn't realise")
İşte o an benim b.k gibi kaldığım andır! Ne demek dedim ama farkında değildim? Ne demek bu ya? Kadına rezil olduğuma mı yanayım, bundan sonra adamın neyi dediğinin farkında olup olmadığını asla bilemeyecek oluşuma mı, yoksa İstanbul hayallerimin suya düştüğüne mi? Sinirden ellerim titredi ama o noktada tartışmayı telefonda sürdürmenin alemi yoktu. Fark ettim ki adam hala konuşuyor.
P: Farklı uçuşla gelirsen havaalanından gideceğimiz yere kadar olan taksi masrafını ikiye katlamış oluruz. Hem zaten bayanlar genellikle günay afrika gibi bir yerde hele ki ilk defa gidiyorlarsa yalnız olmayı istemezler.
Bu argümanları bana ben odasındayken söylese hepsinin cevabı vardı. Tüm derdimiz bir taksi parasıysa ben annemi görmek için on taksi parası fazla vermeye hazırdım çoktan ama bu tartışmanın ne yeri ne de zamanı doğru değildi artık. Yapabileceğim tek bir şey var adamı öldürmemek için, kısa kesmek.
WOS: Bunları seninle konuşmuştuk, konuşurduk ama belli ki bir yanlış anlaşılma olmuş. Sorun değil, senin uçağınla geliyorum, tamam.
İşin salak kısmı da şu ki, eminim Cape Town'da havaalanından otele gidiş için taksiye vereceğimiz para benim THY uçuşumla onun uçuşu arasındaki farktan azdır. Yani maddiyatı bahane etti ama böylesi daha pahallıya geldi. Eğer derdi benimle birlikte gitmek ise, herhangi bir sebepten ötürü, bunu açıkça söylemesi de gayet yeterli olurdu ama böyle saçma bahaneler... Arrrgh! Bir de bu gözlem faslı ilk çıktığı zaman sormuştum bu erken gittiğimiz iki günde gözlemle ilgili yapmamız gereken işler var mı yoksa serbest miyiz diye, kendisinin orada görüşeceği ahbapları olduğunu söylemişti. Şimdi bu Güney Afrika'da yalnız kalmak istemeyen bayan meselesini düşününce merak ediyorum bu adam ya beni de gittiği her yere beraberinde götürecek, ya beni Rapunzel misali otele kitleyecek kendi gezecek ya da benim gezmeye gittiğim her yere benimle birlikte gelecek. Bakalım hangisi?

Çarşamba günü de böyle bitti. Akşamında spora gidip 1 saatte 300kalori yakıp geldim. Bu spor meselesi başlayalı da neredeyse 1 ay oluyor ama anca haftada 2 kere gidebiliyoruz ve gözle görülür bir değişiklik yok henüz. Gerçi hızlı sonuç beklememek lazım derler hep.

Perşembe ve Cuma olabildiğince çalışmaya çalışarak geçti.

Cumartesi günü kendimizi web sitesi tasarlamaya verdik. Şimdiki sitemden biraz farklı bir banner ve bir de İngilizce-Türkçe seçenekleri ile daha güncel birşey yapmak istedim. Bitmedi tabii. Tasarımı bitti de içerik bitmedi. Kendime bu iş için vakit ayırınca aklıma 4 aydır teyzemin kendi sitesi için istediği düzeltmeler geldi, bir de onları yapıyım diyince zaten gün bitti. Akşam yemeği, ve birkaç bölüm House M.D. ve sonrasında horr...

Pazar günü ise biraz ev temizliği biraz da dikiş işleri ile uğraştım. Dikiş diyince aklınıza hemen nakış geldi di mi? Hahaha! Bilemediniz! Dikiş değil aslında dikim demem gerekirdi. Dört çeşit mutfak baharatı, kişniş, fesleğen, maydanoz ve frenk soğanı diktim. Toprağı ve tohumu bir set halinde satılıyor zaten.

Ve koca hafta bitti. Buraya kadar okumayı başarmış olana bir kahve molası şimdi. Ben de ekmek arası domates ve peynir yapıp gelip geçen haftayı yazayım. ;)

3 yorum:

  1. Yaşarken yorulduğum yetmiyor, bir de okurken yoruluyorum. Hatta okurken iki kere yoruluyorum.

    Ama yaşarken aldığım zevk kadar da zevk alıyorum; o ayrı :)

    Ey okuyucu, lafım sana;

    Caanım memleketimde beyaz peynir ve domates pek menem bir şey olmayabilir ama burada bulunabilecek en (ve tek aslında) beyaz peynir bizim ezine peynirinin yandan yemişi, yunan peyniri olunca, lüks bir menü haline geliyor. Ezine de iyidir ama tam yağlı yörsanın yerini tutar mı? Sorarım sana tutar mı? ahhhh

    YanıtlayınSil
  2. Tuhaf adam,
    O cadının yanında olunca yediğin peynir mi kağıt mı farkedebilir mi insan?
    Tuhafsın işte tuhaf.
    Başka da bişey demiycem.
    Cadının Zerrincisi.

    YanıtlayınSil
  3. Sevgili Cadının Zerrincisi;

    Öncelikle "Zerrincisi" değil "Zerrinciği";
    ikincisi "fark etmek" ayrı yazılır;
    üçüncüsü kurduğun cümlede anlam bozukluğu var, şöyle ki: "yediğin ... fark edebilir misin?" ya da "yediği ... fark edebilir mi insan?" olmalıydı. Bence ikinci şekilde olmalı.

    Bir de noktalama hatası var. Onu da gelecek derste irdeleriz artık.

    İyi günler :p

    YanıtlayınSil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.