22 Eylül 2012 Cumartesi

Barselona'da Üküncü Gün

13 Ağustos 2012

Bu sabah 9'a kurmuştum saatimi, Hop-on/Hop-off'a gideyim 10'da diye ama sonra vazgeçtim. Çünkü dün oteli ararken zaten yanlışlıkla Palau Güell'i gördüm, sonra da o heykeli... E ben kendim bitirmeyeyim şehri dedim, bi de paraya kıyamadım aslında yalan yok =) Hatta Barselona Kart'ın bile lüzümsuz olduğuna karar verdim ve iade etmeye karar verdim. Nasıl olsa kart ancak ilk defa kullandığınız zaman başlıyor kullanılmaya, büyük ihtimalle sorun çıkarmadan iade alırlar. Bir de farkettim ki ben bu sıcakta hiiiç müze falan gezemem, benim karttan asıl vazgeçme nedenim o oldu. Bi de bi de paramı başka şeylere harcayınca fazla parasız kalacağımızı anladım, bari kredi kartında biraz yer açılsın istedim. Evet biraz düşüncesiz bir hareket etmişim gibi geliyo ama müzelerin içine gireceğimizi düşünmüştüm, ne bileyim bu sıcakların beynimi eriteceğini.

Haritada yakında bir turist info buldum ve gittim ki bir levha: En yakın info 1 km ötede Catalunya durağındadır yazıyo. Ha bu arada sevdicek ile skype yaptık telefondan, anca fark etmiş o gelince kalacağımız yurtta 10 kişi ile aynı odada olacağımızı. Neyse son karar, sevdicek hosteli iptal edecek, ben de burda oda ayarlıycam. Dün zaten sormuştum resepsiyondaki çocuğa, "Bir oda var ama banyosu tamir edilecek, eğer olursa o boş olur" demişti. Gittim onunla konuştum. Yine aynı şeyi söyledi ama bu defa eğer tamir olursa odayı benim için ayırmasını söyledim. Tamir olmazsa da o haliyle de kabul ettiğimizi yönetime bildirip indirimli bir fiyat soracak bizim için. 

Çıktım, ilk iş postaneye gittim. Ankara'daki Ulus postanesi gibi kocamaaaan bir bina. Bu defa binanın büyüklüğüne aldanmadım. Ne garip yaa, büyük binayı bulmak daha zor. İlk kartları Zerrincim'e, anneanneme, teyzemlere ve bir de Yeliz'e gönderdim. Bir tane de saklamalık 0.36€'luk pul aldım kendime. Ordan çıkınca otele dönüp odayı sordum, öğleden sonra gel dedi resepsiyondaki çocuk. Barcelona kartları alıp iade etmeye gideyim diye odaya çıktım ama nassı sıcak nassı sıcak ve de nassı pis bir başağrısı... en iyisi biraz uyuyayım dedim. Sevdiceğin aramasıyla uyandım yaklaşık 1 saat kadar sonra. 

Kartları aldım, Drassanes'den bindim metroya, Catalunya'da indim. Şaşkın şaşkın etrafa bakındıktan sonra buldum info'yu. Meğer bunların merkezi ordaymış ama iade edeceksem aldığım yere gitmemi önerdiler. Ben yine de bir şansımı deneyeyim diyip merkeze gittim ki bir kuyruk bir kuyruk! Önce azimle girdim sıraya ama sonra daralıp çıktım. Nasıl olsa biletim var, büyük ihtimalle de mevcut otelde kalmaya devam edeceğimiz için yarın valizler de sorun olmaz, giderim sevdiceği karşılamaya havaalanına, orda iade ederim kartları diye düşündüm. 
Bu Catalunya durağı aslında La Rambla'nın uzun mesafede devamıymış, yürürüm ki ben burayı dedim. Ama önce "Plaça de Catalunya" meydanında oturup sandviçlerimi yedim. Orda bir de Gaudi kılıklı minareler gördüm ama sevdicek gelince birlikte gideriz diye uzak durdum, sadece fotoğrafını çekmeye çalıştım polaroid ile. Ne kadar uğraştımsa da olmadı ama. Bu sırada parkta bir adamla muhabbet ettik biraz. O ispanyolca ben ingilizce konuştuk, az biraz da anlaştık =) Zaten ilk gün akşam sahil kenarındaki standlardan birindeki teyze ile de öyle anlaşmıştık.

Parktan çıkıp cadde boyu dükkanları geze geze ilerledim. H&M'de tam istediğim model, beyaz bir bikini denedim hem de 5€ idi ama bu memesiz kızlar ülkesinde tabii ki bana uygun beden bulamadım. Hediyelik eşyacılarda çok hoş mutfak önlükleri var ama benim istediğim gibi içi naylon dışı kumaş değil hiçbiri. La Rambla'nın bu kadar yukarısında bir de bolca çiçekçi var.  Ve bir de meyve pazarı buldum "St. Josep - La Buqueria" adında. Avrupa'da benim mantığıma uygun meyve satan tek yer olduğunu düşünüyorum - sanırsın tüm Avrupa'yı gezdim! Bir güzel karpuz yedim ki 1€'ya! Süperdi! Meyve salataları 1.5€ ve hiç de uyduruk değil Almanya ve UK'daki gibi. Karpuzu kiloyla satıyorlar yahu kilosu 1€ daha noolsun! Ama kirazın kilosu 12€'yu görünce yuh dedim!


Otele döndüm, azıcık dinlendim ama oda nasıl sıcak!  Otele  dönerken de manavdan nektarin ve erik almıştım, meyveye doydum resmen =) Yazılacak yeni kartları alıp lobiye indim. Kartları yazdım ama baktım ki yeterince kart yok, çıkıp biraz daha alayım dedim. Kart aldım derken "La Rambla"ya uğramamak olmaz tabi. Yol üstünde tam da Palau Güell'in önündeki kaldırımda bir iskambil kağıdı buldum. Önce almıyodum pistir diye ama sonra dayanamadım aldım. Yolda buldukları iskambil kartlarını biriktiren insanlar olduğunu biliyorum. Bence çok nadir rastlanılan birşey bu. Bu da sanırım hayatım boyunca yolda gördüğüm 2. kart.

La Rambla'daki tezgahlar gündüz de varlardı. Ben nedense sanki sadece haftasonu akşam için var olduklarını düşünmüştüm. Bizim Kızılay'daki işportacı mantığı sandım heralde. Sadece onlar değil, dünkü futuristik sanatçılar da bugün vardı. Saksı altı, bişiy kapağı falan kullanıp sprey boya, gazete ve spatülle harika diyarlar, eşsiz gezegenler yaratan sanatçılar. Üstelik de herkes onları izlerken iş çıkartıyorlar! Yaşlıca olana maske taksana dedim. Eskiden takıyordum ama sonra vazgeçtim dedi. 


Her sayfiye yerinde olduğu gibi burda da portre çizen ressamlar, karikatürcüler... Hayatımda sadece bir kere o karikatürcülere bişiy çizdirdim, o da babamın annemi tavlamaya çalıştığı zaman üçümüzü Atakule'de çizen adama, üstelik o zaman da çok istekli değildim. Nasıl gıcık olmuştum adamın çizdiği şeye! Daha ortaokuldaydım sanırım. O zaman anladım ki benim kendimle dalga geçilmesine tahammülüm yok. Zaten sonradan aşırı gururlu olduğumu kavrayınca bu da otomatik olarak onaylanmış oldu. Hayır iyi birşey olduğunu iddia etmiyorum ama insanın kendini bilmesi de bişiydir.

Sokak sanatçılarından biri çok güzel periler resmetmiş. Keşke bunları asacak yerim olsa evimde de alabilseydim...


Çinli bir kadın da güzel ve neşeli harflerle isim falan yazıyor, üstelik 5€'ya. Baktım bütçeye uygun, hemen gidip Tuğça <3 Onur yazsın istedim. Yatak başımızdaki aile logomuzun altına asarız diye düşündüm.  O kadar çok harf olunca 7€ istedi, ben de kıramadım. Sonunda Çince "nihaa" dedim, güldü. Teşekkürler demeyi öğrenmeye çalıştım ama şimdiden unuttum. Şaişai gibi bişiydi sanırım...


Derken otele döndüm yeniden, yeni aldığım kartları yazmak üzere. Lobiye geçtim çünkü oda çok sıcak oluyor. Tüm masalar doluydu, zencinin biri ayaklarını uzatmış karşısındaki sandalyeye, yüksek sesle müzik dinliyordu masayı pek kullanmadan. İzin isteyip oturdum. Bir süre sonra saçma sapan konuşmaya çalıştı. İşin saçmalığı şu ki adam İngilizce bilmiyor! Biraz konuştuk derken bu sırada ben bunları yazıyorum defterime. Kime yazıyorsun, ailene mi sevgiline mi dedi. Kendime dedim ama bunu bile anlamadı. Bu sırada Adam bana £20 kontor kodu gönderdi çünkü burda yeni bir hat almayınca malum cıp cıp cıp gitti kontörler. Aslında günlük 25MB internete £2 çok değil gibi gelmişti başta ama o internetle skype görüşmesi yapmaya kalkışmak biraz mantıksız oldu tabii. Bu arada zenci adam yine sordu kime yazıyorsun sevgiline mi diye, neyse ki evet deyince ilgiyi kesti, bir süre sonra da gitti. 


Derken keltoş, gözlüklü bir tip geldi, elinde kareli defteri ve dolma kalemleriyle. Oturdu karşıma ve başladı çizmeye. Bu arada ben de bitirdim işte yazımı ve bu arkadaşla sohbete başladık. Adı Enzo imiş.  Bana İtalya'yı anlattı, kendisi İtalya'lıymış...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.