Kış geldi buralara. Kar fazla kalmaz yerde, bir iki gün yağar, bir iki gün belki kalır belki kalmaz diyorlardı. Ama hiç de öyle olmadı. Meğersem son 150 yılın en sert kışını yaşıyormuşuz da ondan! Önce son 170 yılın en soğuk Kasım gecesini yaşadık, sonra da en soğuk Aralık ayını.
evim evim güzel evim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evim evim güzel evim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Aralık 2010 Salı
Evimizden kısa kısa
Yavaş yavaş etrafı keşfe çıkıyoruz... Çiftlikte toplam 3 at, 1 keçi - adı Lilly- ve 3 köpek var. Ahırların olduğu taraftan bayır aşağı inince bir de dere akıyor.
Bu arada Wilma yatak odasındaki halıfleksi değiştirmeyi düşündüğünü söylüyor, çok mutlu oluyoruz tabii ki. ama asıl mutlu eden şey bize önerdiği renk. Hiç hayalimizde yokken morlu eflatunlu bir yatak odamız olmuş oldu sonunda ve çok sevdik biz onu!
Labels:
evim evim güzel evim
Evimiz!
Yavaş yavaş evi yoluna koyuyoruz artık. İlk iş, Bonn'dayken almış olduğumuz harflerimizi kapıya asmak olacak tabii ki!
Labels:
evim evim güzel evim
Cadılar Bayramında Hoşgeldik
Boya badana işleri bitti, sıra taşınmaya geldi sonunda. Pazar günü Fred arabasıyla bize yardım etti neyse ki, yoksa onca valizi eşyayı vs.yi taşımak çok sıkıntı olacaktı bizim için. Misafirhanenin kapısına çektik arabayı, bagajı v arka koltukları doldurduk, hoop bir çırpıda geliverdik evimize. Eşyaları öyle bir anda yerleştirmek mümkün olmadı ama kaba taslak bir şekilde yerleştik. Tesadüfe bakın ki eve yerleştiğimiz gün 31 Ekim, yani Cadılar Bayramı! Hane halkı bu günü evde verdikleri bir toplantıyla kutluyorlarmış, bizi de davet ettiler. Bizim yeni evimizin iki katı olan koskoca bir mutfakta iki büyük masa. Birinde büyükler, birinde çocuklar oturuyor, herkes kıyafetler giymiş, Wilma çok hoş bir cadı, Fred de bir o kadar ilginç bir "bişiy" olmuş. İşte o anda nasıl özledim cadı şapkamı anlatamam.. Birbirinden güzel yemeklerin ardından, sıra tatlıya geldi. Tadı güzeldi ama içinden garip naylon parçaları çıkıyor gibime geldi. Ses etmedim. Bir süre sonra Fred "şans paralarından biri bende" diyince, baktım ki parayı naylona sarmışlar, hemen eşeledim tatlımı ve buldum paramı! Her zamanki gibi bulmuştum şansımı!
Yemekten sonra dışarı çıktık. Patikanın ortasına kadar ilerledik neredeyse, 4-5 metre yüksekliğinde bir ateş! Çocuklar etrafında dönüyor, büyükler sandalyelerini çekmişler birşeyler içiyorlar, etrafta da çocukların gündüzden hazırladıkları korkunç(!) şekilli balkabakları. Çocukların en büyük eğlencesi uuupuzun metal çubuklara taklıkları marşmelovları ateşte ısıtıp yemek. Ufaklıklardan birisi bana da verdi bir tane =) Bir süre ateş etrafında oyalandıktan sonra malikanenin ön tarafına geçtik. Sırada havaifişekler! Evin büyük oğlu Tenten ve misafirliğe gelenlerden birisi daha, bahçenin çeşitli yerlerine havai fişekler takıyor ve uzaklaşıyorlar, çeşit çeşit havai fişekler patlıyor. Bazısında hedef şaşıyor ağaçlara dalıyor, bazısında sadece ses çıkıyor birşey göremiyoruz. İlk defa böylesi bir şeye dahil olduğumuz için OnurCUM da ben de heycan ve mutluluktan dört köşeyiz resmen.
Havafişek faslı bitince malikanenin içine giriyoruz. Odalardan biri hazırlanmış, şömine ve mumlar yakılmış, çocuklar çoktan yerlerini almışlar. Sally giriyor ve yerini alıyor, bize bazı korkunç hikayeler anlatıyor...
Hem çok güzel bir cadılar bayramı hem de çok güzel bir hoşgeldin karşılaması oluyor bu etkinlik bizim için. yorgunluktan bayılmak üzereyken giriyoruz yatağımıza, evimizde ilk gecemiz...yorgun, mutlu, huzurlu...
Labels:
cadılar bayramı,
evim evim güzel evim
Benim renklerim
Cuma oldu ve biz ellerimizde boyalarımızla geldik bu defa. Bugüne kadar, henüz boyanmamış duvarlardaki çatlakların üzerinden farklı bir boyayla geçme görevi verilmişti bana ama o iş bittiğine göre, boyumun yettiği yerleri de çoktan hallettiklerine göre ben sevimli pencerelerimle uğraşabilirim artık.
Her pencere ayrı bir renk, her pencereye ayrı desenler... Bu benim ilk evim! Tabii ki çok güzel olmalı, tabii ki belli olmalı içinde benim yaşadığım, tabii ki en depresif günlerimde pencerenin bir köşesine baktığımda bile neşelenebilmeliyim!
Öyle hemen her istediğimizi yapmaya zorlamayalım kendimizi dedik, en azından banyonun kırmızı penceresi bekleyebilir dedik ama OnurCUM dayanamadı bendeki o burukluğa. Hoplaya zıplaya gidip kırmızıyı da aldık!
Cuma günü o kadar çabuk geçiyor ki, artık misafirhaneye dönelim dediğimizde saat geceyarısını geçmiş çoktan. Dışarısı zifiri karanlık, yağmur, rüzgar..gideriz canım ne var yani? Çıkıyoruz dışarı..ilk birkaç adımda sorun yok da, sonrası..o patika bitmek bilmiyor. Yolun her iki tarafından göğe erişmiş ağaçların dalları tam tepemizde birbirine kavuşmuş, gökyüzünü göstermiyorlar bize. Rüzgarla ağaçların birlik olup çıkardıkları sesler, karanlık, ıssız ortalık...çalılıkların arasından çıkacak sarhoştan mı korksam yoksa aniden üstüme bir tilki atlarsa napıcağımı mı planlasam..işim kötüsü ben korktukça OnurCUM da korkuyor. Of bitse şu yol...
Labels:
evim evim güzel evim,
pencere
Boya badana
Boya yapacakları günü telefonla bildirdi Temelreis ailesi. Biz de gittik OnurCUM'la. Eeee, yardım teklifleri bazen insana güzel avantajlar sunabiliyor, mesela odanın rengi ne renk olsun istersiniz diye sorabiliyor evsahibi =) Wilma ile odanın rengini seçmek için boyacıya gidiyorum. Bu sırada OnurCUM yardım ediyor banyonun boyanmasına. Açık leylak rengi seçiyorum yatak odası için. Oturma odasının rengine karışmıyorum çünkü zaten banyo ile aynı renk olmasına karar vermişler ve o renk boyadan -upuçuk yeşil- zaten ellerinde varmış çokça.
Wilma ile eve döndüğümüzde, evdeki eşyalarda bir eksiklik dikkatimi çekti. Meğer canım OnurCUM yukarılara ulaşmak için tırmandığı zavallı ikea çalışma masasını göçertmiş alt tarafı masa ortadan ikiye yarılmış, OnurCUM da hoop yere! Neyse ki OnurCUM'a bişiy olmamış da telef olan sadece çalışma masası olmuş. Zaten fazla yer kaplıyordu =P
Bu arada öğreniyoruz ki evin 3 köpeği var. Salvin, Skippy ve Tiny (e köpeklerin de adını değiştirmeme gerek yok artık sanırım!). Salvin bir Mısır tazısı, Skippy karma bişiy türünü bilemiyciim. Tiny ise Yorkshire Terrier cinsi bir zibidi, dili sürekli dışarıda: Boya boyunca bir tenis topu ağzında, ha bire kendisiyle oynamamız için zorluyor bizi. İlk defa bu kadar oyuncu ve laftan anlayan bir köpekle karşılaştığım için çok seviyorum Tiny'i. Gerçi anladığı komutlar türkçe değil ama olsun, onu da öğrenir elbet zamanla! =)
Boya işlerini bir günde bitirmek mümkün değil tabii ki. Cuma günü yine gelip boyaya devam etmek üzere ayrılıyoruz. Niyetimiz Cumartesi gününe taşınabilir hale gelmek. Ne var ki ben eve biraz renk katmak istiyorum. Mesela oturma odasındaki minik vitrinimsi rafı yeşil boyasam nasıl olur acaba? Wilma'ya soruyorum, tamam diyor, kendinize bir ev yapın istediğiniz gibi. Hahaa, sen misin bana bunu diyen? Tabii ki fikirler koşuşuyor kafamda hemen. Mutfak penceresi canlı bir turuncu olsa, yatak odasınınki mavi..banyonunki de kırmızı olsa mesela...Kapıyı da rengarenk boyarız...Yatak odasındaki gömme dolabın rengi de hiç güzel değil onu da mor yapalım! OnurCUM'la boyacıya gidiyoruz, aklımızdaki renkleri bulmaya...
Labels:
boya badana,
evim evim güzel evim
Ev?
Gözlemevinde ilk ayın bitmiş olması ilk maaşımı almamın yanı sıra başka şeyler de ifade ediyor. Mesela artık misafirhaneden çıkmamız gerektiği gerçeğini! Gözlemevinde öğrenciler ve çalışanlar için ayrı mail grupları var. Geçen günlerden birinde ismini bilemediğim birisi bir mail atmış: "Evleri gözlemevine yakınlığıyla bilinen Temelreis ailesi minik dairelerini kiraya vermek ve her zamanki gibi kiracılarının gözlemevinden birileri olmasını istiyorlar. İletişim için telefon numarası: 028......" E artık misafirhaneden çıkmak için fazla vakit kalmadı. Baktığımız birkaç emlakçıdan edindiğimiz bilgilere göre de ev fiyatları pek ucuz değil, üstelik bir de emlakçıya verilmesi gereken komisyonlar vs eklenince...en mantıklı seçim birileriyle ortak eve çıkmak oluyor ama bunu da artık biz istemiyoruz. E hal böyle olunca hemen aradım Temelreis ailesini, telefona Wilma çıktı ama yanında eşi Fred'de vardı. Sonuçta evi makul bir fiyata verebileceklerini, ama önce bir boya yaptırmaları gerektiğini söylediler. Evi görmek için gideceğimiz zamanı kararlaştırdık... ve gittik!
Kocamaaan bir çiftlik düşün, çiftliğe giden yol minik bir patika olarak ayrılıyor asıl sokaktan. Patikanın her iki yanı kocaman bahçe, içinde atlar var. Büyük bir mailkaneye götürüyor patika bizi.
Kapısında Fred'le karşılaşıyoruz, bizi bekliyor. binanın arka tarafına dolanıyoruz, minik birkaç basamak iniyor, içeri giriyoruz. Sağda bir kapı var, içeri giriyor Fred, biz de peşinden. Minicik bir yere açılıyor kapı. Kapının hemen dibinde mutfak tezgahı, musluk vs. sola dönünce de bir koltuk bir kanepe. 10-15 adım ileride bir kapı var, yatak odasına açılıyor, yatak odasının ötesinde de banyo ve tuvalet, banyonun içinde de minnicik bir depo odası. Evet çok küçük ama biz de zaten küçük bir aile değil miyiz? Fiyatı uygun olduktan sonra(merak edip de soramayacak olan vardır kesin, merakınızı gidereyim hadi yine kıyamadım size: £275) iki kişi buraya neden sığmayalım ki? Hem oturma odasındaki kanepe de açılıp misafir yatağı olabiliyormuş.
Ha sahi söylemeyi unuttum, burada evler hep eşyalı kiraya veriliyor, yani eşya derdine düşmemize gerek yok ama evde çatal bıçak bulacağımızı da tahmin etmiyorduk doğrusu. Bizim evin kirasına ayrıca ısınma ve su da dahil. Zaten tüm malikanenin tek bir ısınma sistemi var. Evi ısıttıkları sürelerde biz de nasipleniyor olacakmışız bundan. E geriye bi internet ve elektrik kalıyor, onu da hallederiz elbet bi şekilde diyoruz ve kabul ediyoruz. Ne var ki yakın zamanda evi boyamaları gerektiğini söylüyorlar. Benim için über eğlenceli bu işe burnumu sokmazsam olmaz. Boya yapılacağı zaman bize haber verecekler!
Labels:
evim evim güzel evim
27 Nisan 2009 Pazartesi
Blowup'ı da istemem Almanya'yı da istemem
Bi ülkeye ve ülkenin insanlarına bu kadar mı gıcık olunur yahu! Yeni çekilmiş fotoğraflara bakıyorum da, aklımadan geçen tek şey "iyi ki orda değilim" oluyor. Eğlencenin ve alkolün dibine vurmuş fotoğraflara bakıp da bunu söylemek çok mu garip bilmiyorum. Belki de son zamanlarda eğlenceye de alkole de doymuş olduğum içindir. Ben evimde mutlu mesut oturup, yapmayı beceremediğim bulgur pilavımı yemeyi, ordaki binbir eğlenceye tercih ediyorum şu sıralar. Yaşlandım mı, içim mi geçti nedir bilmiyorum artık...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)