yaşasın güzel arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşasın güzel arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2010 Salı

Kutla

Oblivisci ne zamandır başımın etini yiyordu güzel bir kutlama için. İstediği oldu sonunda dün. Letonya'lı misafirlerimizle birlikte kocamaaaan bir kutlama yaptık;
- benim yüksek lisansı bitirişimi
- doktoraya kabul edilişimi
- evlenecek oluşumuzu
- irlanda'ya gidişimizi
- St.Ziza'nın Makedonya'ya gidişini
- Başkalarının Rüyaları'nı
- Oblivisci'nin mezuniyetini
kutladık. Ne çok şey varmış kutlanacak!
Süper mezeler, mangalda tavuk ve sucuklar eşliğinde güzel bir akşam geçirdik. Şarkılarla, biralarımız ve bol bol sohbetlerle...
Birazcık hüzün bastırdı beni bi ara, Bonn'daki sıkıntıların ardından Kayseri'de çok sevdiğim arkadaşlarımla geçirdiğim günlerin güzelliğini düşündüm. Minik balık'la kendimize yarattığımız minicik dünyamızı ve odamızı, odamızın tavanından sarkan bulutları, ona yaptığım yastıkları, kitaplıklarımızı, St.Ziza ile paylaştıklarımızı ve büyütüp kocaman yaptığımız dostluğumuzu, JLP'ye annelik edişlerimi... Ama toparladım hemen, yok öyle hüzünlenmeler, ağlamalar falan. Güzelliklere yelken açıyoruz hepimiz, çok çok güzel günler gelecek...

24 Aralık 2009 Perşembe

Duruşma, Destek, Süpriz, Elçilik

Yine aşırı yoğun bir döneme girdim. Yazmak istediğim, mutlaka not etmek istediğim ayrıntılar ve şaşkınlıklarım var ama fırsatım olmuyor. Vakit geçtikçe yazılamıyorlar. O yüzden bir kez daha kısa kısa...

Çarşamba:
Şurada bahsettiğim olay için mahkemeye gitmem gerekti. Beni arıyorlarmış fellik fellik. Fransa'da bile aramışlar ki hiç alakam yok Fransa ile. İlla ki Numune Hastanesi'ne gidip ruh ve beden sağlığım hakkında rapor alacakmışım. Geçen yaz Ankara'da Adli Tıp'a gittiğimde başıma gelenlerden sonra (ki bu ayrıca bir yazı konusu) bir daha hiçbi yere gidip muayene falan olmak istemediğimi belirten bir dilekçe vermiştim ama kimse oralı olmamış. Neyse işte ben de hazır Kayseri'deyken, yakın zamanda yurtdışına çıkmam gerekecekken ve mahkeme beni ararken gidip şu hakim bey amca ile görüşeyim dedim ama mümkün olmadı. İlla ki duruşmaya geleceksin diye tutturdular. Ben adamın yüzünü unutmadım ama o adamın da beni bilmesine gerek yok, neden yüzleşeyim ki adamla? Ama yoook, adamlar zaten geçen duruşmaya da gelmemişlermiş, bu duruşmaya da gelmezlermiş. Neyse yapcak başka bişiy yoktu, elimiz mahkum gittik Kayseri Adliyesi'ne. Önceden sırf hakimi görmek için gidişimizde bile epeyi kötü olmuştuk, hem ben hem de sevdicek. Bu defa bir de adamla karşılaşmak falan olunca tam takım düştük yola; Sevdicek, St.Ziza, Karakuş, JLP ve tabii ki Zerrincim! İşte o zaman çok iyi anladım, düğün vs gibi mutlu günlerde yanımızda olup göbek atan insanlara asıl adliye yollarında ihtiyaç duyuluyormuş ve ben gerçekten de çok şanslıymışım. Hayatımda ilk defa bir davada bulunmanın heycanı dışında çok kayda değer bişiy olmadı. Ankara'dakinin aksine Kayseri Adli Tıp'ında çok düzgün ve aklı başında bir doktor ile psikolojikimsi bir konuşmanın ardından başka bir yere sevkim vs. gerekmeden kurtuldum. Bundan sonra duruşmalara gitmem de gerekmiyor, sonucu adresime göndereceklermiş.

Perşembe:
Otel ve katılım masraflarının organizasyon tarafından karşılandığı ama yol masraflarının üstümüze kaldığı bir kış okulu var gündemimizde. İsrail'de gerçekleşecek. TÜBİTAK'a başvurmuştuk ki destekleyeceklerini açıkladılar! Bakalım gerçekten de destek çıkacaklar mı, dönüşte göreceğiz. Gerçi parayı harcadıktan sonra verilen destek ne kadar destek olur bilmiyorum ya...

Cuma & Cumartesi:
1 aydır uğraştığımız süprüz parti oldu da bitti sonunda. Çoğu kimse güzel anılarla döndü evine sanırım. Sevdiceğe erken doğumgünü partisi düzenledik, gerçek doğumgününde İsrail'de olacağımız için! Ankara'dan trenle, İzmir'den otobüsle ve İstanbul'dan uçakla gelen süperötesi arkadaşlarla süper bir süpriz yaptık. Kafamızda "Heykeli dikilecek adam Onur" şapkalarımız, üzerinde sevdiceğin Scorpions'la aynı sahnede gitar çaldığı fotoğrafın(!) olduğu pastamız bile hazırdı.



Bugün:
İsrail Büyükelçiliği'ndeki macrea! En kısa zamanda readerınızda! =)


28 Mayıs 2009 Perşembe

Du bist mein allergrösster Schatz, den ich so lange gesucht habe*


Beni unutmayıp, aksine papatyalandıracak kadar zarif insanlarım var hayatımda ama ben bir teşekkür etme vakti ayıramayacak kadar öküz oldum bu sıralar. Ya da depresif diyebiliriz, ya da işi başından aşkın diyebiliriz. Ama işi başından aşkınlık değil bu. Bundan çok daha sıkışık zamanlarda çok daha fazla işler yaptığımı biliyorum. Bu bi başka bi durum..bu biraz garip, bilmiyorum ne olduğunu...Ama geçmesi gerek bi an önce...

En kocaman teşekkürlerimi göderiyorum sana Fulya'cım... hele ki tam da şu sıralar üstüme üstüme gelen papatyasızlık krizlerimde o kadar iyi geldi ki papatyan... hiç kaybolmasın diye hemen bantladım ajandama. Fotoğrafta pismiş gibi çıktı ama aslında öyle değil. Birbirimize bakıp mutlu oluyoruz onunla ve seni seviyoruz; papatyam ve ben! Teşekkürler!

*You are my greatest treasure, which I've wanted for so long.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

gece, nur ve bizim çocuklar

Anneler gübü sürprüzü olarak 2 günlük bir Ankara çıkarması yapıcaz; bu gece yola çıkıp yarın sabah orda olup, keyifli bir anneler günü kahvaltısının ardından Allah kerim artık... Şansa ihtiyacımız olacak gibi seziyorum ben, biraz tırsıyorum biraz umursamıyorum, ama sanırım şu anda en baskın olan şey yorgunluk. Önceki gece bir iş yetiştirmek için sabahladım, gece boyu sadece 2 saat uyudum, gündüz de toplasan en fazla 2 saat daha uyumuşumdur. Dün gece de NFA'ya gittik, film izledik, Reader, gerçi filmi ben sevmediğim için uyuklamayı tercih ettim; film bittiğinde saat 4,5 civarıydı. O kadar durdurup başlatıp, arada kahve içip, zeytin ekmek sarma yiyip, film izlenirse olacağı budur zaten, 00:30'da başlyan filmin 04:30'da bitmesi normal olur o şartlarda. Sonra OnurCUM, Ziza ve Dicüş eve döndüler, ben NFA ile kaldım, "artık yatsak" dediğimizde saat sanırım 06:30 civarıydı ama "dur ya, son bişiy daha anlatıyım" diye diye Güneş'i de doğurduk, "e artık bi kahvaltı yapsak" dediğimizde saat 11:30 olmuştu :) Uzun zamandır geçirdiğim en keyifli, en dost gecelerden biriydi... yıllar öncesinden gelen ve yıllar sonrasına kalacak nadir gecelerden... Sabah ize zaten kahvaltı yaptık, çay içtik, çekirdek çitledik, iskambil falı baktık derken, OnurCUM geldi beni almaya, kitaplardan lafladık, bi daha çay içtik derken NFA'dan çıktıp eve vardığımızda işte saat 18:30 oldu...

Ben dün gece sevgilimi özledim... sık sık bahsetsem, hep aklımda olsa da özledim işte. Aşk böyle psikopat bişiy ve de çok komik aslında böyle salaklaşmak :)))

Ha asıl olay, dün akşam NFA'lara gitmeden önce Zerrincim'in bize attığı gol oldu. Topu ağalara gönderdi, içimizi burktu epeyce ama çok fazla tercih şansımız yoktu: ya çocukluk(!) edip verdiğimiz kararın arkasında duracaktık, ya da büyüklük bizde kalsın, bu koca çocuklar da heveslerini alsın diyip, eyvallah edecektik... Eyvallah dedik, ne diyelim ki... Derdimiz inatlaşmak, sevdiklerimizin üzüntüsü üzerinden kendimize mutluluk çıkarmak değil de birlikte olmaksa, sevdiklerimizin üzülmemizi istemedikleri için bizi gereğinden fazla üzmelerine ses çıkarmamak gerekiyor bazen. Bazen büyüklük, kocaman çocuklara illa ki gittikleri lunaparkta tüm oyuncaklara binmelerine yetecek kadar zaman tanımak oluyor; şimdi de öyle işte... Aklımdaki şey şu; kimse üzülmesin de, ben bi şekilde mutlu ederim zaten kendimi.

Şimdi yolculuk öncesi biraz uyku vakti...

14 Ocak 2009 Çarşamba

"Finlandiyada bir hobbit" hikayesi yazamam ki..

Şimdi şöyle oldu: Süper verimli iki günün ardından 'bugün azcık alışverişe çıkıyım da kasımdan beridir hep ertelediğim şu masa takvimimi alıyım artık kendime' dedim ve tabii ki bulamadım, kalmamış. Nasıl sinirlendimse yine kendimi çok rezalet hissederken yakaladım; akşam oldu, AOM oynayalım dediler; he dedim; sonra vazgeçtik film izleyelim dedik ama filme konsantre olamadım ben her zamanki gibi; odama iniyim bari dedim; inerken de sinirlerim boşaldı azcık böyle şıpır şıpır damladı bi üç-beş damla; yazdığım kodu çalıştırıp yatarım diyodum ki baktım bi hobbit var msn'de; piştt demiş, uyanık mısın? demiş, nasılsın? demiş; anam bi sevindim bi sevindim, gerisini siz tahmin edin, saat 01:45'de başladık konuşmaya, aha saat yine olmuş 4 çubuk! Ona anlatıyodum 'bugün alışverişe çıktım aradığım şeyi bulamadım çok üzüldüm, kendimi mutlu ediyim diye 3 ay öncesinden kendime doğumgünü hediyesi aldım ama tam benim için üretmiş adamlar almazsam olmazdı' derkeeeen baktım ki tarif edemiyorum bi türlü, hemen fotoğrafını çektim, işte buyrun bakın; biriniz diyosa ki "yooooook witchie, bu hiç senlik değil" yarın gidip iade ediyorum =P yok yok imkanı yok iade falan edemem, aksine ilk fırsatta hediye paketi yapıcam kendim için, üst raflardan birine kaldırıcam, doğumgünümde hatırlayıp açıp çok sevinicem.


A bi de mart sonunda bizim burdaki TLH tayfası Finlandiya'ya ordaki arkadaşımızı ziyarete gidiyo. Hem de gidiş geliş 40 euro! Kalacak yerimiz zaten var, süper ucuz, süper güzel olacak yani ama ben büyük ihtimalle gitmiyorum. İhtimaller şöyle ki:
- Tüm sınavları geçtimse zaten Türkiye'de olucam bi güzel 1 ay tatil yapıcam, ne işim var Finlandiya'da?
- Sınavları geçtim ama Maria dediyse "gel bakiim çalış köleee" diye, tezime başlamış olucam, ne işim var Finlandiya'da?
- Sınavları geçemezsem bütünlemeler olacak o zamanda, ne işim var Finlandiya'da?

E ne işim var Finlandiya'da? =)))