9 Şubat 2010 Salı

Witchie kitap okuyor

Gülden Kale Düştü biteli çok oldu. Genel olarak vasat bir kitaptı, kitabı elime alınca da böyle tahmin etmiştim zaten. Ancak kitabın son kısımlarında Gülden'in ağzından yazılan bazı satırlar beni gerçekten de iyi anlatıyor. Kayseri'ye döndüğümde altını çizdiğim satırları alıntılayarak kısa bir yorum yazacağım umarım.

Bugünlerde 27 Şubat'ta gireceğim TOEFL için yapıp yapacağım en büyük çalışma olarak Angels & Demons okuyorum. İngilizce roman okumak hep işe yaramıştır bu tür şeylerde. Bi de arada bir üşenmesem de sözlük kullansam, bi dolu kelime öğrenirim ya, tembellik mi üşengeçlik mi işte neyse o...

A bi de, Ece artık Habertürk'te yazıyor. Bugün yeni kıyısında ilk yazısı vardı, çok sevimli bişiy... Dün de bu varmış, siteyi kurcalarken buldum.

keşke geçememişsek

Hatırlayamadım yine. Geçen gün ona Antalya'dan, gittiğim en güzel yaz tatilinden aldığım küpelerini takmıştı, bugün de ona aldığım pembe şemsiyesi elindeydi. Ama o günkü gibi bugün de hatırlayamadım. Elinde şemsiyesi, göreyim, hatırlayayım diye baktı durdu gözümün içine ama hatırlayamadım. Dayanamayıp sordu sonunda. Sorunca biraz garip oldu sorduğuna, sonra dalgaya vurdu hemen. 

Eve gelince düşünmeye çalıştım, ne kadar çabaladımsa da hatırlayamadım. İnsanın geçmişini unutması ne garip. Sadece kötüleri değil ya da sadece iyileri. Herşeyi unutup sadece genel bir intiba hatırlamak geçmişe dair..insanlara ve yıllara ve mekanlara dair genel düşüncelerle kalakalmak... geçmişten kurtulmak için büyük güzellik bu belki de. Ama pek de öyle gelmiyor işte insana... Hatırlamaya çalıştım geçmişi. Eski defterlerimi çıkarıp okudum, eski mektupları. Yazdığım mektupların fotokopisini alırdım göndermeden önce, onları okudum, bana yazılanları da... Altlarında tarih olmadıkça bilemedim bile ne zaman verildiklerini. 
üstlerinde tarih olmasına rağmen sanki ilk defa okuyormuşum gibi...

Bugünü beğenmiyorsan geçmişin hayalinde yaşamak nasıl bir çözüm olur acaba? Sessizce ve hiç şikayet etmeden bugünden, kendine bile çaktırmadan bu kandırmacayı, geçmişte yaşamak mümkün mü acaba acı verir mi geçmişi özlemek kadar?

6 Şubat 2010 Cumartesi

Da-ra-lı-yo-rum...

4 Şubat 2010 Perşembe

There is a point like blackhole, just right under my left chest, sucking all my soul into a singularity called by his name.

31 Ocak 2010 Pazar

Mutlu Dükkan'a ve sahbi Zeynep'e ne kadar imrendiğimden bahsetmiştim daha önce. Ben de kendi çapımda yaptığım pastaların fotoğraflarını çektim bugüne dek elimden geldiğince ama Mutlu Dükkan'a asıl özendiğim an sevdiceğe süpriz doğumgünü partisi hazırlarken kurabiyeleri beceremediğim andı. Biraz daha becerikli olsaydım ve daha güzel kurabiye malzemelerim olsaydı belki ben de mutlu olabilirdim ama ancak Beceriksiz Dükkan olabildim :)
Üstelik sonuçların da fotoğrafını çekmemişiz sanırım, ya da bulamıyorum :(

Asıl olay ise bugün St.Ziza ve Ana'yla yaptığımız pişmaniye! Evde pişmaniye yaptık! Bildiğin pişmaniye yahu! Yaptık, çok güzel oldu ve yedik ama ben hala inanmıyorum.