Sağ tarafta yeni bir kutucuk daha var artık; idefix'in fırsatlarını gösteriyor. Bu fırsatlar benim mailime sürekli geliyor, ben de hep diyorum ki "şunu blogda yazayım, kesin çok seveceklerdir", ama sonra sıra bi türlü ona
gelmiyor ki. E ben de kolayını buldum işte. Bu eşsiz hizmet, bir tık uzağınızda :P Sağ sütundaki idefix kutucuğunda benim ilgimi çeken, sizin de özel olarak ilginizi çekeceğini düşündüğüm şeyler oldukça buradan haber vermeye çalışacağım. Mesela şu günlerde NTV Yayınları'ndan bugünü anlamak için üç kitap; Ortadoğu'yu Anlamak, Büyük Oyunu Anlamak, Irak'ı Anlamak... Üstelik üçü bir arada sadece 50 TL. Kendimi pazarlamacı gibi hissettim bi an, ama tüm bu heycanım bu kitapları da kütüphaneme eklemek isteyip de alamayacak oluşumdan ibaret. Ben alamıyorum belki siz alırsınız diye haber vereyim dedim işte...
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Haziran 2010 Salı
Idefix frsatları!
Hızlı bir güncelleme yapayım dedim ki iki yazı tuttu bu hızlı güncelleme, geldik sebeb-i ziyaretimize;
Labels:
bu fırsat kaçar mı bee,
idefix,
kitap
15 Nisan 2010 Perşembe
10 Nisan 2010 Cumartesi
Okuyor musunuz?
Bu yazının karşısında olduğunuza göre, evet. Peki ama ne kadar?
Tüm okuduklarınızın ortalamasını alsanız, bir gün de yaklaşık ne kadar okuyorsunuz?
Kaç saat mesela? Veya kaç sayfa okuyorsunuz bir günde?
Türkiye'de nüfusa oranlandığında insanlar günde sadece 13 saniye okuyor, biliyor muydunuz?
Türkiye’de her 100 kişiden sadece 4,5 kişi kitap okuyor.
Japonya’da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa’da 7.
Türkiye’de ise yılda 12 bin 89 kişiye 1 kitap düşüyor.
Bu hareket, Türkiye’deki okuma oranını arttırmak amaçlı başlanmış bir kampanya hareketidir. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerinin en onemli göstergelerinden biri de kitap okuma oranlarıdır.
Ülkemizin gelişimi, insanımızın bilinçlenmesi için sizde kampanyamıza destek olun, bir sayfa açın!
13 saniye'den kurtarın kendinizi! Stickerlarla, stencillerla, sitenizin kenarına koyacağınız bir minik banner'la destek verin. Bu ayıbı insanların yüzüne vurun.
Bu proje, Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik bölümü öğrencileri Taner Ardalı ve Meriç Karabulut tarafından hazırlanan, sosyal sorumluluk bilincinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik bölümü Öğretim Üyesi Ebru Baranseli‘nin destekleri ile hayata geçirilmiştir.
Labels:
kitap
28 Mart 2010 Pazar
4. Ankara Kitap Fuarı
Ankara'da geçirdiğimiz son gün bana kabir azabı yaşatınca ve şehir sınırlarına dahil olduğum andan beri her reklam panosunda kocaman kocaman ilanların gözüme girmesinden mütevellit, doğal olarak soluğu kitap fuarında aldım. Her zamanki gibi girer girmez kendimden geçmem pek mümkün olamadı bu defa çünkü paracıklarımla kendime yeni bir telefon mu alsam yoksa kırsam zincirlerimi de kitapların arasında kayıp mı olsam diye tereddütte kaldım. Ne var ki gereksiz bir tereddüttü, kaç lira harcağımın hala farkında değilim ama kitaplarıma bakıp bakıp hissettiğim mutluluk paha biçilemez!
Aldıklarımın fotoğrafını çekemiyorum ne yazık ki, çünkü fotoğraf makinem Ankara'da kaldı. Bu yüzden netten bulduğum resimlerle göstermeye çalışacağım. (moda bloğu yazıyormuşum gibi hissettim kendimi bi anda, ne alakaysa).
Önce bilimsel kısımdan başlayalım. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) standında bu kitabı görünce resmen aptallaştım. 2 sene boyunca Bonn'da Türkiye'den götürdüğüm kötü türkçeli kitaplar ve almanca ingilizce kitaplar arasında boğulurken ben bu kitabı nasıl da bulmamışım? Oradaki derslerim için gerekli olan tüm konuları kapsıyor, hem düzgün bir dil ile anlatıyor hem de yazarı Tekin Dereli! Daha ne olsun?! Aldım tabii ki hemen. Kağıt kalitesi ve cildi de bu kadar güzelse bu kitabı almaya asla param yetmez diyordum ama 25TL olan kitabı fuarda 20TL'ye satıyorlar! Kaçırmadım tabii ki!
TÜBA'nın bir de Akademi Forumu Dizisi adı altında incecik, 30-40 sayfadan oluşan kitapçıkları var. Bunlar arasından ilgimi çeken Ali Alpar'un Uzay Ajansları ve Mehmet Erbudak'ın Fizikçi Gözüyle Nanoteknoloji kitapları oldu.
TÜBA Yayınları arasında en can alıcı olanlardan biri de Erdal İnönü'nün şu bibliyografyasıydı ama bunu başka bir bahara ertelemek zorunda kaldık.
Bilimsel yayınları bir kenara bırakmadan önce, geçiş kitabı olarak EINSTEIN Bulmacası'ndan bahsedebilirim sanırım. Aslında fuardan çıkmamıza az bir vakit kala, minik balık'ın isteği üzerine aldığımız bir kitap bu. Arka kapağından bir alıntı size fikir verecektir diye umuyorum:
"Bu kitapta, şimdiye dek tasarlanmış en şaşırtıcı zihin açıcılarla karşılaşacaksınız. Üç kapıdan birini seçerken, sürpriz partinin hangi gün olacağına dair tahmin yürütürken ya da bilgisayarınıza düşen ve bir şekilde hep doğru çıkan maç tahmini e-postalarının güvenilirliğini hesaplarken gri hücreleriniz fazla mesai yapacak.
Çözümü bulmanız halinde ne kadar gururlansanız hakkınız. Ama aksi durumda lütfen sorumlu okurluğu elden bırakmayın; çözememenin verdiği sinirle fırlatılan kitap yaralayıcı olabilir. "
Ve işte hem benim hem de minik balık'ın ağzımızın suyu aka aka aldığımız kitaplar:
Yordam Kitap'tan çıkmış bu altı kitap ve 2 manga bir set halinde.
Marksizm Nedir? - Emile Burns
Marksizme Sıra Dışı Bir Giriş - Bertell Ollman
Marksizm Üzerine Dört Ders - Paul Sweezy
Sosyalist Dünya Görüşü Üzerine Marksizm - Henri Lefebvre
Diyalektik Materyalizme Giriş - August Thalheimer
Felsefe İncelemeleri - Karl Marx & Friedrich Engels
Bunlara baktıkça bir an önce Almanca öğrenip orjinallerini de okumak istiyorum. Hele bi türkçesini oku da ey cadıııı! demekte sonsuz haklısınız.
Bunları alıp da o iki mangayı almamak olmazdı, hele ki manga meraklısı bir minik balık varken yanımda.
Kapital Manga Cilt:1 & Cilt 2
Bir de ne görelim? Çizgilerle Komünist Manifesto da ayaklanmış gitmiş kasanın yanına diğer kitaplarla birlikte sıra bekliyor :) Onu da aldık tabii elimiz mahkum.
E bu kadar kitap alınca bir de minik hediye verdi kasadaki kız, doğal olarak: güzel bir Nazım Hikmet posteri!
Her kitap fuarında olduğu gibi bunda da imza günleri ve söyleşiler vardı tabii ancak biz bir anda karar verip gittiğimiz için öncesinde plan yapmaya fırsat olmadı. Ne var ki şanslıymışım, çok sevdiğim bir şairle karşılaştık, Ahmet Telli. Daha önce Mülkiyeliler'de kendisiyle tanışma şansını bulmuş ve hayran hayran bakmaktan tek kelime konuşamamış, üzerine de o zamanki sevgilimden ayar almıştım :))) Ahmet Telli de şöyle bişiy hani -->
Neyse şiir kitapları önünde, bekliyordu zavallım. Hangisini alayım diye kendisine sordum. Son kitabını gösterdi, Nidâ. içine de yazdı bişiyler güzel güzel :) İmzalı kitaplarıma bir yenisini daha ekledim böylece.
Aslında "İçinizdeki Öküze Oha Deyin" kitabının yazarı Bülent Akyürek de ordaydı ama adamın konuşmasından tavırlarından huylanıp kitabını almaktan da imzalatmaktan da vazgeçtim.
Bi de KaraEfendi'nin tavsiyesi üzerine yalnız fil kitabını aldım :) Bunu yani:
Kişisel gelişim kitaplarına dağlar kadar antipatisi olan minik balık bile yazarının Ahmet Şerif İzgören olduğunu görünce sever gibi oldu sanırım.
Ve aldığım son kitap ise uzun zamandır okunacaklar listemde bekleyen; Sürek Avı. SerdarRıfat'ın bu kitabını birisi mi tavsiye etmişti yoksa bir edebiyat dergisinde görüp kendim mi not almıştım hiç hatırlamıyorum. Tek bildiğim kitabın adının hep aklımda olduğu, sonunda alabildim!
A bir de alıp da iade ettiğimiz Melekler ve Şeytanlar var. Malumunuz ne zamandır Angels &; Demons okumaktayım; çok da sevmekteyim ve etrafımdakilere de okuyuuun diye tutturmaktayım ancak bendeki kitap ingilizce olduğu için insanlara al oku hadi diyememekteyim. Bunun için Türkçe'sini önce kendim okuyup sonra minik balık'a okutup sonra da etrafımdakilere okutmayı planlıyordum ki...Altın Yayınları'ndan çıkan Türkçe'sini görünce aldım hemen. Fuarda gezinmekten yorgun düşüp bir kenarda otururken hemen tercümesini kontrol etmek için birkaç cümleye göz gezdirdim, iyi ki de yapmışım! Falling bodies düşen vücutlar olarak tercüme edilir mi yahu? Edebi bir metinde veya bir şiirde belki olabilir ama hikayenin CERN'de geçtiği, fizik konuları ağırlıklı bir romanda?! Parçacık fiziği yerine kullanılan zerrecik fiziği de çok sinir bozucu zaten bence.Benim kendim kendime gidip de herhangi birşey için tek neden olarak bunu sevmedim istemiyorum demem namümkün olduğu için hemen Minik balık'a gösterdim. Kahramanım olaya et attı ve gidip idare ettik, paramızı geri aldık. Ben size haber verene kadar sakın gidip de Altın Yayınları'nın Melekler ve Şeytanlar'ını almayın, düzgün bir tercüme bulunda size söyliycem, tamam mı?
Son olarak da minik balık'ın aldığı Laz Kültürü kitabımız var. Bunu okuyacak sabrı gösterebilir miyim bilmiyorum ama minik balık okudukça bana anlatıyor zaten :)
İşte bunlar benim kendime erken doğumgünü hediyemdi, dün geceden beri yazmakla uğraştığım bu yazı ancak bitti, bu arada ben de öğlen 12 itibariyle 27 seneyi bitirdim, artık 28'inde ve dana kadar oldum danışman hocamın deyişiyle :)))
Ve işte hem benim hem de minik balık'ın ağzımızın suyu aka aka aldığımız kitaplar:
Yordam Kitap'tan çıkmış bu altı kitap ve 2 manga bir set halinde.
Marksizm Nedir? - Emile Burns
Marksizme Sıra Dışı Bir Giriş - Bertell Ollman
Marksizm Üzerine Dört Ders - Paul Sweezy
Diyalektik Materyalizme Giriş - August Thalheimer
Felsefe İncelemeleri - Karl Marx & Friedrich Engels
Bunlara baktıkça bir an önce Almanca öğrenip orjinallerini de okumak istiyorum. Hele bi türkçesini oku da ey cadıııı! demekte sonsuz haklısınız.
Bunları alıp da o iki mangayı almamak olmazdı, hele ki manga meraklısı bir minik balık varken yanımda.
Kapital Manga Cilt:1 & Cilt 2
Bir de ne görelim? Çizgilerle Komünist Manifesto da ayaklanmış gitmiş kasanın yanına diğer kitaplarla birlikte sıra bekliyor :) Onu da aldık tabii elimiz mahkum.
E bu kadar kitap alınca bir de minik hediye verdi kasadaki kız, doğal olarak: güzel bir Nazım Hikmet posteri!
Her kitap fuarında olduğu gibi bunda da imza günleri ve söyleşiler vardı tabii ancak biz bir anda karar verip gittiğimiz için öncesinde plan yapmaya fırsat olmadı. Ne var ki şanslıymışım, çok sevdiğim bir şairle karşılaştık, Ahmet Telli. Daha önce Mülkiyeliler'de kendisiyle tanışma şansını bulmuş ve hayran hayran bakmaktan tek kelime konuşamamış, üzerine de o zamanki sevgilimden ayar almıştım :))) Ahmet Telli de şöyle bişiy hani -->
Neyse şiir kitapları önünde, bekliyordu zavallım. Hangisini alayım diye kendisine sordum. Son kitabını gösterdi, Nidâ. içine de yazdı bişiyler güzel güzel :) İmzalı kitaplarıma bir yenisini daha ekledim böylece.
Aslında "İçinizdeki Öküze Oha Deyin" kitabının yazarı Bülent Akyürek de ordaydı ama adamın konuşmasından tavırlarından huylanıp kitabını almaktan da imzalatmaktan da vazgeçtim.
Bi de KaraEfendi'nin tavsiyesi üzerine yalnız fil kitabını aldım :) Bunu yani:
Kişisel gelişim kitaplarına dağlar kadar antipatisi olan minik balık bile yazarının Ahmet Şerif İzgören olduğunu görünce sever gibi oldu sanırım.
Ve aldığım son kitap ise uzun zamandır okunacaklar listemde bekleyen; Sürek Avı. SerdarRıfat'ın bu kitabını birisi mi tavsiye etmişti yoksa bir edebiyat dergisinde görüp kendim mi not almıştım hiç hatırlamıyorum. Tek bildiğim kitabın adının hep aklımda olduğu, sonunda alabildim!
A bir de alıp da iade ettiğimiz Melekler ve Şeytanlar var. Malumunuz ne zamandır Angels &; Demons okumaktayım; çok da sevmekteyim ve etrafımdakilere de okuyuuun diye tutturmaktayım ancak bendeki kitap ingilizce olduğu için insanlara al oku hadi diyememekteyim. Bunun için Türkçe'sini önce kendim okuyup sonra minik balık'a okutup sonra da etrafımdakilere okutmayı planlıyordum ki...Altın Yayınları'ndan çıkan Türkçe'sini görünce aldım hemen. Fuarda gezinmekten yorgun düşüp bir kenarda otururken hemen tercümesini kontrol etmek için birkaç cümleye göz gezdirdim, iyi ki de yapmışım! Falling bodies düşen vücutlar olarak tercüme edilir mi yahu? Edebi bir metinde veya bir şiirde belki olabilir ama hikayenin CERN'de geçtiği, fizik konuları ağırlıklı bir romanda?! Parçacık fiziği yerine kullanılan zerrecik fiziği de çok sinir bozucu zaten bence.Benim kendim kendime gidip de herhangi birşey için tek neden olarak bunu sevmedim istemiyorum demem namümkün olduğu için hemen Minik balık'a gösterdim. Kahramanım olaya et attı ve gidip idare ettik, paramızı geri aldık. Ben size haber verene kadar sakın gidip de Altın Yayınları'nın Melekler ve Şeytanlar'ını almayın, düzgün bir tercüme bulunda size söyliycem, tamam mı?
Son olarak da minik balık'ın aldığı Laz Kültürü kitabımız var. Bunu okuyacak sabrı gösterebilir miyim bilmiyorum ama minik balık okudukça bana anlatıyor zaten :)
İşte bunlar benim kendime erken doğumgünü hediyemdi, dün geceden beri yazmakla uğraştığım bu yazı ancak bitti, bu arada ben de öğlen 12 itibariyle 27 seneyi bitirdim, artık 28'inde ve dana kadar oldum danışman hocamın deyişiyle :)))
Labels:
kitap,
oku oku bitmez
9 Şubat 2010 Salı
Witchie kitap okuyor
Gülden Kale Düştü biteli çok oldu. Genel olarak vasat bir kitaptı, kitabı elime alınca da böyle tahmin etmiştim zaten. Ancak kitabın son kısımlarında Gülden'in ağzından yazılan bazı satırlar beni gerçekten de iyi anlatıyor. Kayseri'ye döndüğümde altını çizdiğim satırları alıntılayarak kısa bir yorum yazacağım umarım.
Bugünlerde 27 Şubat'ta gireceğim TOEFL için yapıp yapacağım en büyük çalışma olarak Angels & Demons okuyorum. İngilizce roman okumak hep işe yaramıştır bu tür şeylerde. Bi de arada bir üşenmesem de sözlük kullansam, bi dolu kelime öğrenirim ya, tembellik mi üşengeçlik mi işte neyse o...
A bi de, Ece artık Habertürk'te yazıyor. Bugün yeni kıyısında ilk yazısı vardı, çok sevimli bişiy... Dün de bu varmış, siteyi kurcalarken buldum.
Bugünlerde 27 Şubat'ta gireceğim TOEFL için yapıp yapacağım en büyük çalışma olarak Angels & Demons okuyorum. İngilizce roman okumak hep işe yaramıştır bu tür şeylerde. Bi de arada bir üşenmesem de sözlük kullansam, bi dolu kelime öğrenirim ya, tembellik mi üşengeçlik mi işte neyse o...
A bi de, Ece artık Habertürk'te yazıyor. Bugün yeni kıyısında ilk yazısı vardı, çok sevimli bişiy... Dün de bu varmış, siteyi kurcalarken buldum.
3 Aralık 2009 Perşembe
Sosyalist Pencere & Herta Müller
Almanya'da geçirdiğim onca sıkıntılı ve güzel günleri paylaşabildiğim en sevgi dolu insan Romanya'lıydı. Elena'dan daha önce sık sık bahsetmiştim zaten burda. Daha sonra bölümdeki en iyi arkadaşım da Romanyalı olunca ister istemez olumlu bir önyargı oluştu kafamda Romanya'lılara karşı.
Sevdicek bugün saat 4'deki semineri için son kontrolleri yaparken benim de sessiz durmam gerekiyor tabii ki. Hal böyle olunca reader'da okumaya vakit bulamadığım yazıları eritmeye karar verdim ben de. Son günlerde reader'a eklediğim ve geriye dönük okumalara henüz fırsat bulamadığım ama çok da meraklandığım bir blog var; Sosyalist Pencere. Yazarı Deniz Kavukçuoğlu kim olduğunu blog profilinde çok güzel özetlemiş. Blogu nerden bulduğumu hatırlamıyorum doğrusu ama ilgilmi çekecek yazılar okuyacağımı ve birçok şey öğreneceğimi düşünüyorum. Genelde yeni bir blog takip etmeye başlarsam ilk yazıdan itibaren başlarım okumaya. Hızlı okuyabilmek bu konuda çok yardımcı oluyor evet ama böylesi yoğun bloglarda pek de doğru değil sanırım bir solukta tüm yazıları sindirmeye çalışmak. Bu nedenle reader'da karşıma sıralanan başlıklar arasından bana en sevgi dolu gelen yazıdan başladım okumaya; Frankfurt Notları. Geçen seneki Frankfurt macream zaten malumunuz :) Bu seneki duruma da "Sosyalist Pencere"den bakmak bana Herta Müller'i tanıştırdı. Herta Müller'in adını daha önce de duymuştum aslında; bu seneki Nobel Edebiyat Ödülünün sahibi. Son kitabı "Nefes Salıncağı" henüz Türkçe'ye tercüme edilmemiş ama yine Sosyalist Pencere'den okuduklarım oldukça merak uyandırdı bende. Türkçe'sinin yayınlandığını gören duyan olur da bana haber verirse veya Noel Baba'ya söylerse çok sevinirim;(en kısa zamanda Noel Baba'dan İsteklerim Listesini de yayınayacağım zaten =P ). Diğer kitapları ise "Yürekteki Hayvan" ve "Tilki Daha O Zaman Avcıydı". Kitaplar hakkında kısaca fikir edinmek için THY'nın Skylife dergisindeki şu kısa yazıyı okumanızı öneriyorum.
Labels:
arkadaşlar,
başka bloglar,
Frankfurt Kitap Fuarı,
kitap,
Romanya
6 Kasım 2009 Cuma
Sıfır Noktasındaki Kadın
28. İstanbul Kitap Fuarı'nda Ece'nin söyleşisinde gördüm, dinledim, konuştum kendisiyle. Neval El Saddavi, Mısırlı bir yazar. 1931doğumlu. Feminist de denilebilir kendisine devrimci de. Psikiyatrist ama hayatının on yılını dinleri araştırmaya ayırmış olduğu için din bilimci de diyebiliriz sanırım. Çocukluğunda sorgulamaya başlamış Allah baba neden oğullarıyla kızlarını aynı kefeye koymuyor diye. Neden başını örtmek zorunda olduğunu sorgulamış, dinleri kendi kitaplarından okuyup öğrenmeye çalışmış ve olabildiğince çok dini anlamaya çabalamış.
Sıfır Noktasındaki Kadın, Firevs'in öyküsünü anlatıyor; çocukluğundan, idamına kadar. Gelişmemiş bir toplumda bir kız çocuğundan nasıl bir fahişe yaratıldığının öyküsü bence bu. İyimserliğe ve sabıra rağmen nasıl katil olunacağının da aynı zamanda. Kitabın kahramanı Firedvs'in dediği gibi "kim demiş yumuşak insanlar adam öldüremez diye?"
Kitaba dair çok fazla şey anlatmak yerine okumanızı tavsiye ediyorum. Edebi olarak bakacak olursam anlatım dili gayet sade ve akıcı bence.
120 sayfa olan kitap hızla okunabilimesine rağmen kolay kolay akıldan
çıkmayacak bir etki yapıyor insanda.
çıkmayacak bir etki yapıyor insanda.
Labels:
kitap
22 Ekim 2009 Perşembe
Bekle bizi Tüyap!
Sen kalk Bonn'dan Frankfurt'a gitmek için sabahın 5'inde yola çık, trenler trenler değiştir, dönüşünde de hasta ol. Ne için? Ece'yi görmek için. Yanlış mı? Yoo, gayet doğru, gayet güzel, gayet hoş. Peki Ece'nin yanısıra, Oya BAYDAR, Adam FAWER, Vural SAVAŞ, Ahmet TELLİ, Ayşe KULİN, Ersin KARABULUT, Fazıl SAY, Hikmet ÇETİNKAYA, Selim İLERİ'nin de bulunacağı İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'na gitme. Bu olacak iş mi? Bence değil. Ha bi de benim pek ilgimi çekmese de tabii ki Can DÜNDAR, Elif ŞAFAK ve hatta Ebru ŞALLI bile var Fuar'da! Hulki CEVİZOĞLU, İclal AYDIN, İpek ONGUN da orda olacak, meraklılara duyurulur. Daha kimler mi var? İmza günleri listesi için buraya tıklayabilirsiniz.
28. İstanbul Kitap Fuarı, 31 Ekim'de başlıyor 8 Kasım'da sona eriyor. Benim ilgimi çeken gün ise Ece ile Oya BAYDAR'ın imza günü olan 1 Kasım Pazar. Hem şehir içi servis de koymuş adamlar, daha naapsınlar?! Üstelik program da şöyle;
Saat: 12.00-13.00
Söyleşi:"Che Guevara'nın Mirasının ve Latin Amerika Gerilla Hareketlerinin Kıtanın Güncel Politikaları Üzerine Etkisi"
Konuşmacı: Richard Gott
Düzenleyen: İlkeriş Yayınları
Saat: 13.10-14.10
Panel: “Küba Devriminin Küba Kültürü Üzerindeki Etkileri: Afrika ve İspanyol Kültürlerinin Entegrasyonuyla Yeni Küba Kimliği”
Konuşmacı: Nancy Morejón
Düzenleyen: Küba Büyükelçiliği Ve "José Marti" Küba Dostluk Derneği

Saat: 14.15-15.15
Söyleşi: "Bir Yabancı Gözüyle Atatürk"
Konuşmacı: Fabio L. Grassi
Düzenleyen: Turkuvaz Kitap
Saat: 15.20-16.20
Panel: "Modern Romanya Edebiyatı ve Çeviri"
Konuşmacılar: Gabrile Chifu, Dan Cristea
Düzenleyen: Romanya Kültür ve Din İşleri Bakanlığı
Saat: 16.30-18.00
Söyleşi: "Kelimelerle Dünyayı Değiştirmek"
Konuşmacılar: Bernardo Atxaga, Carme Rieara, Cristina Fernandez Cubas
Düzenleyen: İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali-TÜYAP
28. İstanbul Kitap Fuarı, 31 Ekim'de başlıyor 8 Kasım'da sona eriyor. Benim ilgimi çeken gün ise Ece ile Oya BAYDAR'ın imza günü olan 1 Kasım Pazar. Hem şehir içi servis de koymuş adamlar, daha naapsınlar?! Üstelik program da şöyle;
Saat: 12.00-13.00
Söyleşi:"Che Guevara'nın Mirasının ve Latin Amerika Gerilla Hareketlerinin Kıtanın Güncel Politikaları Üzerine Etkisi"
Konuşmacı: Richard Gott
Düzenleyen: İlkeriş Yayınları
Saat: 13.10-14.10
Panel: “Küba Devriminin Küba Kültürü Üzerindeki Etkileri: Afrika ve İspanyol Kültürlerinin Entegrasyonuyla Yeni Küba Kimliği”
Konuşmacı: Nancy Morejón
Düzenleyen: Küba Büyükelçiliği Ve "José Marti" Küba Dostluk Derneği

Saat: 14.15-15.15
Söyleşi: "Bir Yabancı Gözüyle Atatürk"
Konuşmacı: Fabio L. Grassi
Düzenleyen: Turkuvaz Kitap
Saat: 15.20-16.20
Panel: "Modern Romanya Edebiyatı ve Çeviri"
Konuşmacılar: Gabrile Chifu, Dan Cristea
Düzenleyen: Romanya Kültür ve Din İşleri Bakanlığı
Saat: 16.30-18.00
Söyleşi: "Kelimelerle Dünyayı Değiştirmek"
Konuşmacılar: Bernardo Atxaga, Carme Rieara, Cristina Fernandez Cubas
Düzenleyen: İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali-TÜYAP
Plan mı? Plan bir şekilde ağzından girip burnundan çıkıp Zerrin'cimi ikna edip 3 kafadar yola koyulmak, 1 günlüğüne de olsa fuara katılıp, Ece ve Oya B. ile birer fincan kahve içmek (evet bu sefer dilim tutulmayacak ve Ece ile konuşabileceğim), akşam otobüsü ile geri dönmek... Neden olmasın ki? Bence olmaması için hiçbir sebep yok. Evet evet yapabiliriz!
Labels:
hayaller,
kitap,
planlar,
tüyap kitap fuarı,
yazarlar
3 Ekim 2009 Cumartesi
Yaşar Kemal ve herhangi biri
Adana'da geçirdiğimiz bir hafta boyunca keşke yanımda olsaydı "Dağın öte yüzü", keşke Yaşar Kemal'i ve Anavarza kayalıklarını bir de bu şehrin havasını solurken okusam diye o kadar çok içimden geçirdim ki. Sonunda 2 günlüğüne de olsa Ankara'ya varınca ilk işim dağın öte yüzünü aramak oldu ama bulamadım. Hala daha tüm valizlerimi yerleştiremediğim ve eşyalarımın, özellikle de romanlarımın bir kısmının Almanya'da kaldığını da göz önünde bulundurursak, aslında bulamamam çok da garip sayılmaz. Kitaptaki kaynananın 3-4 sayfa süren bedduaları çoğu zaman içimi daraltsa da severek okuduğum bir kitaptı; onu yarıda bırakıp bir başka Yaşar Kemal romanına geçmek istemezdim ama şu sıralar buna ihtiyacım var gerçekten. İnsanın canı elma isterken muz yese bir işe yaramaz ya, bu da öyle işte. Şimdi Yaşar Kemal okumam lazım mutlaka :)
Dün gece geçtim kitaplığın karşısına, baktım şöyle bir ne var ne yok diye. Ağrı Dağı Efsanesi'ni seçtim. Birazdan yola koyulacağım ve sanırım ilk sayfaları Emek-Tandoğan dolmuşunda okumaya başlayacağım.
Bundan ayrı olarak kafamda dönüp duran bir konu daha var, zaman zaman aklıma geliyor, şaşırıyorum kendime. Eskiden çok sevdiğim arkadaşlarımı inatla, azimle, tekrar tekrar arar sorardım sesin çıkmıyor kaç gündür, nerdesin, iyi misin, bişiye ihtiyacın var mı diye. Yalnız kaldığı ve sonra kendisini kötü hissettiği ve kimsenin kendisini arayıp sormadığını, sevmediğini düşünüp üzüldüğünden korkardım arkadaşlarımın. Arardım tek tek. Sonra bakardım ki keyifleri yerinde. E özlemedin mi beni derdim, özledim derlerdi. E neden aramadın o zaman derdim, sadece seni değil ki kimseyi aramıyorum bu sıralar, derlerdi. bu cevabı alınca ağzının üstüne bi tane çarpmak gelirdi içimden; öyle fena sinirlenirdim. Bu siniri açıklamam sanırım mümkün değil. Çok sevdiğim insanlar oldukları için öylesine sinirlenirdim sanırım. Sonra zamanla, insanları ne kadar seversem seveyim bu küstahlıkları ile başbaşa bırakmayı öğrendim, artık kolay kolay aramıyorum kimseyi. Ararsam da sormuyorum beni niye aramadın diye. Aslında niye aramadın sorusunun sebebi sitem değil, kendini kötü hissettiğin zamanlar niye aramadın / kötü gününü benimle neden paylaşmadın anlamında, ama bunu anlayacak adam nerdeee... Neyse, nerden nereye sürüklüyor insan beyni düşünceleri... Geçenlerde yolda karşılaştık, sonradan ama çokça sevdiğim bir arkadaşımızla. Ankara'ya geldiğimiz halde onu neden aramamıştık? Çünkü çok koşturmaca vardı, çünkü vakit dardı, çünkü memnun edilmesi gereken o kadar çok insan vardı ki sıra bizim isteklerimize gelene kadar. Ama bunu ona anlatmak mümkün değildi ayaküstü yapılan birkaç cümlelik sohbette. Ve neden aramadınız sorusuna cevap, kimseyi arayamıyoruz ki oldu, sesli söyledim mi bunu bilmiyorum ama en azından içimden geçen cevap buydu. Ve o anda o koca tokadı kendime patlatmak istedim. Sen herhangi birisinden farksızsın demek kadar kötü bişiy olabilir mi birisine? Herkes özeldir, herkes ayrıdır. Herhangi birisini herhangi bir başkası ile aynı kefeye koymak ne büyük bir haksızlıktır? Çok sinirlendim kendime kimseyi arayamıyoruz ki diye düşününce. Halbuki biliyorum ki bunun açılımı: sevdiğim kimseyi arayamıyorum ki. Ama yine de olmadı! Şimdi bunu okuyan kimse de ne dedi şimdi bu salak diye düşünecek muhtemelen ama daha iyi anlatabilir miydim bilmiyorum, acelem olmasına rağmen bu yazıyı yazmadan çıkmak istemedim evden.
Labels:
arkadaşlık,
kitap,
yaşar kemal
İleri öde
Pay it forward, türkçesi Peşin öde olarak çevrilmiş bir kitap. Bence saçma olmuş. Birisi size birşey verince veya bir iyilik yapınca hemen geri ödemek istersiniz ya, kitap sizin geri değil ileri ödemenizi istiyor; size iyilik yapana değil, ihtiyacı olan birisine ve karşılıksızca. Neyse, sevdicek anlatmıştı zaten bu kitabı tee bi zamanlar, ben de kendime gecikmiş bir yılbaşı hediyesi olarak almıştım da okumak ancak bu yaza kısmet oldu. Çok seve seve okuduğum kitaplardan birisi oldu. Başlarda biraz sıkıldım çünkü diline alışamadım ama sonradan çok sevdim, hatta bitmesin diye 10 sayfa kala 3-4 gün ara verdim okumaya. Son sayfaları dün metroda okuyordum, gözlerim dolmadı desem yalan olur.
Kitabın sonunda bir organizasyondan bahsediliyor, nasıl ileri ödeyeceğiniz ve ileri ödeme hikayeleri ile ilgili. Daha erken vakitte okumuş ve bu web sayfasını bulmuş olsaydım, kim bilir belki sevdiceğe pay it forward bilekliklerinden bi tane hediye bile edebilirdim şimdi. Ha takar mıydı öyle bişiyi bilmiyorum ama severdi eminim.
Labels:
ileri öde,
kitap,
pay it forward
28 Ekim 2008 Salı
Over the rainbow!

Uzun zamandır eğlenmediğim kadar çok ve güzel eğlendim dün gece. Gün içindeki mide sorunlarını iki tabak makarna ile hallettim ve sonrasında nasıl oldu bilmiyorum ama şimdi hatırladığım kadarıyla, bi şişe bira, 2 bardak sangria punch, 1 minik şişe beyaz şarap ve sanırım 4 kadeh şampanya içtim. Sabah kalktığımda midem biraz isyanlardaydı ama öğle vakitlerinde bişiyler pişirip atıştırınca sakinleşti. Aç kalmadığı sürece yangın çıkarmaycak sanrım.
Evet geçen dönemin en sıkıntılı son sınavını da verdim çok şükür. Darısı bu dönemdekilere. Sonrasında ver elini Maria! =)
Dün gecenin beni en çok güldüren quote'ı, konu nyedi neyi anlatmaya çalışıyodu bilmiyorum ama "it's something like meouv without me" dedi ve hep birlikte yarım saat iptal olduk gülmekten. Çok güzeldi çok güzel çok güzeldi. TLH'deki en keyifli parti buydu diyebilirim. Tabii bunun nedeni bence diğer katlardaki uyuzlar olmadan bizbize eğlenmemizdi, ve tabii ki kendi çöplüğümüzde olmamız, müziği istediğimiz gibi ayarlamamız etc.
I love the 1st floor family!!! =) Bu parti biraz Alex'in doğumgünü partisi, biraz Phillip'e goodbye partisi biraz da Alex, Rikel, Hauke ve yeni gelen ama adını hala bilmediğim kıza hoş geldiniz partisiydi. Tabii partinin sonunda Alex ve Rikel'i de TLH'deki çiftler kategorisine sokmuş olmamız ayrı bir süpriz oldu =) A bi de Elena birazcık hasta olduğu için pek durmadı bizimle, haberleri bugün yetiştirdik, üzüldü tabii =)))
Parti dedikoduları böyle. Az önce pazar günü Amazon'dan sipariş ettiğim kitaplarım geldi. Hep tapındığım Schaum kitaplarından almış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Umarım umduğum verimi alırım. Dünkü sınav, akşam 7,5 a kadar süren ders ve mide sorunsallarından sonra bugünü tatil ilan ettim. Elena ile tavla oynama planlarımız mevcut, bi de resim yapmayı, kitap okumayı, fotoğraf çekmeyi istiyorum. Ama fotoğraf çekmek için giyinmek falan lazım keza dışarısı buzzzz gibi ve ben biraz tembelim =)
A bi de bugünü ben aslında benim hep bitanecim olan, dostluğun anlamını en iyi bilen dostuma adamak istemiştim, ama sonra bişiyler oldu yazamadım o zaman aklımda olanları. Kısaca, tanıdığım en güzel dosta hediye ediyorum bugünkü tüm mutluluklarımı... Seni çook seviyorum Zerrin'cim!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



