7 Mart 2009 Cumartesi

The Witch of Portobello / ii

  • "There we understand that we are not the slaves of our feelings, but their masters." (P/256)
Duygularımızın köleleri değil efendileri olduğumuzu anladığımızda...bunu yapabildiğimde işte hayat "en güzel" haline gelecek benim için, biliyorum. "You are always 'very'. Very something. Very happy, very sad, very tired." dedi benim için, hep uçlarda yaşadığımı düşünüyor. Doğru da aslında. Çünkü başka türlü yaşanmıyor.


Yine Portobello Cadısı'na döndüm bu sabah, altını çizip not aldığım yerlere baktım...

  • "When I'm doing something, I feel complete, but no one can keep active twenty-four hours a day. As soon as I stop, I feel there's something lacking. You've often said to me that I'm a naturally restless person, but I didn't choose to be that way. I'd like to sit here quietly, watching television, but I can't. My brain won't stop. Sometimes I think I'm going mad." (P/88)
Benim için en geçerli şey bu işte. Durduğum anda hayat duruyor, durduğum anda anlamsızlıklar gözüme batmaya başlıyor sanki. O yüzden hiç durmamalıyım, o yüzden sürekli bişiyler hissetmeliyim; iyi, kötü, güzel farketmez..Yaşamaya katlanabilmek için; O kosakocaman evren dedikleri okyanustaki bir H2O molekülü üzerindeki gözle görülemeyen canlılardan biri olarak anlamsızlığımı unutabilmek için sürekli yüksek dozda duygularla uyuşturmalıyım kendimi. "Restless"oluşum, "very" oluşum bundan işte...
  • "Love is not a habit, a commitment, or a debt. It isn't what romantic love songs tell us it is__love simply is. That's the testament. No definitions. Love and don't ask too many questions. Just love." (P/258)
Aşk sadece bir oluş hali. Aşık olunur ve o kadardır. Mutlu olmak gibi belki de; belki de benzetme yapmak bile yanlış. Aşk, olunup yaşanacak bişiydir...tanımlar yapıp kalıplara sokmak yanlış..

  • "Trust in love and miracles will happen"(P/242)
Sondan başa doğru gitmeme rağmen o kadar güzel bir uyumla denk geldi ki bu iki alıntı. Bir oluş haline bırakırsan kendini, zaten sen ona izin verdiğin için mucizelerini sana gösterecektir. Aşk bu yüzden güzel bişiy işte. Senin sadece kendini bırakıp yaşaman gerekiyor tadına varabilmek için. Ama kendini bırakabilecek kadar da cesur olman! "Ya düşersem" diye aklına getirmeden tırmanmaya benziyor aşk, "ya düşersem" dediğin an düşmeye en yakın olduğun an oluyor aslında.
  • According to Lebanese poet Khalil Gibran, it was more important to give than to receive...(P/243)
Kimmiş bu yazar diye araştırmak için not almıştım, şimdi biraz araştırdım da... sanırım ona ait ayrıca birşeyler yazmak istiyorum. Yine de, buraya ve buraya bakın isterseniz.
  • We should concern ourselves only with today, because the lilies in the field toil not, neither do they spin, but are arrayed in glory.(P/229)
Duvarında "THERE IS NO FUTURE! TODAY! JUST TODAY!" yazan bir cadı için bu sözler tabii ki alıntılanmalıydı...
  • "The established religions no longer ask fundamental questions about our identity and our reason for living. Instead, they concentrate purely on a seris of dogmas and rules concerned only with fitting in with a particular social and political organization. People in search of real spirituality are, therefore, setting off in new directions, and that inevitably means a return to the past and to primitive religions, before those religions were contaminated by the structures of power."(P/227)
Günümüz dinleri gerçekten de varoluş sorularına yanıt vermekten uzak mı? Bunu doğru cevaplayabilmek için öncelikle Kur-an'da mutlaka okumam-araştırmam gereken yerler olduğunu düşünüyorum. Zaten islamın veya bir bakıma da Kur-an'ın günümüzdeki yanlış yorumları o kadar sinirlerimi bozuyor ki, bunu da uygun bir zamanda ayrıca yazmam gerek. Bazı şeyler var ki ne kadar kısa yazarsanız yanlış anlaşılma ihtimaliniz o kadar yükseliyor. O yüzden şimdi birşey demeden, sonraya upuzun bir yazı olarak erteliyorum bunu.
  • "Like love, for example. People either find it or they don't, and there isn't a force in the world that can make them feel it. We can pretend that we love each other. We can get used to each other. We can live a whole lifetime of friendship and complicity, we can bring up children, have sex every night, reach orgasm, and still feel that there's a terrible emptiness about it all, that something important is missing. "(P/210)
İlk aklıma gelen burada, Almanya'da, bu durumun en sık gördüğüm şeylerden birisi olduğuydu. İnsanlar o kadar aşktan uzak bir şekilde, en az Türkiye'deki kadar "yaşları geldiği" için evleniyorlar ve sistem kendilerinden ne bekliyorsa onu yapıyorlar ki... Sonra düşününce aslında bu durum Türkiye'de de gayet geçerli ama bizler burdaki insanlar kadar aşikar etmiyoruz bu ruhsuzluğu. Nedense etrafa farklı görünme kaygısı hakim bizde. Burdakiler ise, her biri biliyor bir diğerinin kendisinden farklı olmadığını ve hiç de saklama ihtiyacı duymuyorlar bu durumu. Bence her ikisi de çok acı... Yine "insanlar neden evlenir" konusuna geldik.. Bu da ayrı bir yazı konusu...
  • "Keep bicycle moving, because if you stop pedaling, you will fall off." (P/198)
Kimi zaman yanlış yönde gittiğini farketsen bile duramıyorsun; çünkü durunca yaşayacağın acı yaptığın yanlışın acısından büyük olacak. Tıpkı... Yanlış da olsa yaşamaya devam ediyorsun, çünkü yaşamayı durdurmak, eğer intiharsa, yanlış... Durmak yerine bisikletin yönünü değiştirmeye çalışman en mantıklısı ama belki de en zoru...
  • "Changes only happen when we go totally against everything we're used to doing."(P/186)
Geçen akşam kendini çok kötü hissettiği için yanıma geldi bir arkadaşım. Naapsam da normale döndürsem bilemedim. Şebeklik ederek düzelebilecek bi durum değildi, keza hayatın anlamsızlığından dem vuruyordu. Malum bu kitabı aldım elime, arkasına yazdığım işaretli sayfa numaralarından rastgele seçtim, açıp okudum. Okuduklarımdan birisi de bu satırlardı. Çok şükür ki işe yaradı, kafası dağıldı biraz. Ve memnuniyetsiz olduğu hayatından kurtulması için sadece farklı şeyler değil, şimdi yaptıklarının tam aksi şeyler yapması gerektiğini düşündü o da. Ben de destekledim güya ama, her zaman yapmaya alışık olduğumuz şeylerin tam aksini yapmak ne kadar zor, düşünsenize! Ben düşününce bile ürküyorum.
  • ...when i leave, no one will be the same. (P/183)
Hepimiz birilerinin hayatına girip çıkıyoruz, ister istemez. Ve sonrasında, bulduğumuz insanla ardımızda bıraktığımız insan değişmiş oluyor... Bununla da ilgili yazmış olduğum ve aslında biraz küstah birkaç satır var ama... Acaba bu başlıkların her birini ayrı bir yazı mı yapsaydım? Neyse, şimdilik derli toplu bulunsunlar. Bu taşınma faslında kitabımın kaybolma olasılığına bile hazırlıklı tutuyorum kendimi.

...

Geriya kalan orta kısımları da birazdan yazarım belki, şimdilik bu kadar yeter.. sırtım ağrıdı...

3 yorum:

  1. bekliyoruz "sonra yazarım" dediğiniz yerleri; büyük bir merakla, sabırsızlıkla... Haberiniz ola efem.

    YanıtlayınSil
  2. Neleri sonra yazarım demişim diye bi daha baktım bu yorum üzerine yazmak farz oldu :) Yazmaktan güzel ne var, yazarız efem.

    YanıtlayınSil
  3. Yazmaktan güzel bi dolu şey var aslında ama yazmak da çok güzel :)

    YanıtlayınSil

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.