25 Mart 2010 Perşembe

iç döküntüsü

Hastaneden çıkınca Karacin'i evine bıraktık arabayla; dün yapılan sabah kahvaltısı planı gerçekten çok uzaktı artık. Sonra eve doğru yola koyulduk... Mart sonuna kadar gerekli belgeleri hazırlarsam Nisan ayında işbaşı yapabileceğim, çok güzel bir iş teklifi aldım yolda. Ne var ki gerekli evraklarım hazır değildi ve en erken Mayıs sonuna hazırlayabilirdim. Bir anda yepyeni bir hayata ışık hızıyla yaklaşıp ses hızıyla uzaklaştım... Sinirlerim zaten sabah hastaneden çıkacağımız zamana kadar vakit geçirmek için yaptığımız güya sohbetlerde fazlasyıla gerilmişti ki bu da üstüne tuz biber oldu. Fakülteye gittim, İED ile konuştum 10dk. kadar, sonra sevdicek geldi,Ostim'e gittik Zerrin'in yanına. Canımı sıkan sabah sohbetini(!) ona anlatırken aslında ne kadar gereksiz bir konuşma yapmış olduğumu fark ettim sabah, sinirim yerini üzüntü ve pişmanlığa bıraktı. 
İnsan bazen aile fertlerinin gerçekten de her derdini anlatabileceği, kendisini anlamak, yardım etmek isteyen sevgi dolu ve artniyetten uzak insanlar olduğunu zannediyor. Sonra da kafasına tuğlalar düşüyor bunun böyle olmadığını farketmesi için. Niye hala insanların iyi niyetine inanıyor ve onlara birşeyler ispatlamak istiyorum anlamıyorum. Aile fertleri için duyduğum bu kaygının yarısını akademik hayatta kendimi doğru anlatabilmek için duysam çok farklı olurdu herşey. Bundan sonra tek cevap "sana ne". Aslında bu sabah şunu düşündüm; çok sevsen bile sevgilini terketmek zorunda kalıyorsun bazen fikirleriniz uyuşmadığı ve sürekli anlaşmazlıklar yaşayıp hayatı birbirinize dar ettiğiniz için, hayattan beklentileriniz farklı olduğu için vs. Aynı şeyi neden aile fertleri ile yapamıyoruz? Yani "üzgünüm artık daha fazla dayanamayacağım, beni daha fazla üzmenizi istemiyorum, benim de sizi mutlu etmek için çabalayacak daha fazla gücüm kalmadı. Bundan sonra benim hayrım ancak kendime" diyip terkedemiyorum? Belki yapılabilir... belki de sessizce, sadece kendinin bileceği şekilde ilişkiyi tek taraflı kesmek daha iyi bir yöntemdir. Snoopy ile öyle oldu mesela. Arada sırada arar da telefonda karşılaşırsak, tüm konuşmamız, 
WOS: efendim?
S: anne?
WOS: bi saniye.
bundan öteye geçmiyor. Beni rahatsız edemiyor, benimle muhattap olamıyor.. Bu da iyi bir yöntem sanırım. Bilmiyorum, şimdi tek bildiğim yalnız kalmak istediğim. İnsanlara değil de insanlığın hepsine birden lanet okuduğum böyle zamanlarda bana en iyi gelen şey çalışmak... Beni çalışmak kurtarır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.