gezelim görelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezelim görelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2010 Cumartesi

İsrail Günlüğü - 6. Gün - Yeni yılın ilk günü

.

Bugün Cuma yani Shabbat. Öğlenden itibaren cumartesi akşamına kadar çoğu dükkan kapalı olacakmış. Akşam yemeklerini peynir ekmek ve salatalıkla geçirdiğimizden ve nevalemiz de epeyi azaldığından, dükkanların kapanması bizim için önemli bir sorun olabilir diye düşünüp öğleden önce alışverişe çıktık. Daha önce otobüs park yeri olduğuna kanaat getirdiğim yer meğer hem otobüs terminali hem de alışveriş merkezi imiş. Tembelliğimizden kaçırdığımız sabah kalvaltısından kalma açlığımıza koşer (bir tür helal) hamburger nasıl olur merakı eklenince karşımıza çıkan Mavi Express Mc Donalds'a uğramamak mümkün değildi. Tabii ki bir Happy Meal aldım ve böylece oyuncağım da olmuş oldu

Avrupa'daki "Euro Shop" Türkiye deki "milyoncu" dükkanlar benzeri bir dükkan da burda bulduk. Türkiye'dekilerden çok da farklı değil ama ürünlerin kalitesi pek de iyi olmadığından fazla bir şey alamadık.

Sonrasında da tüm tembelliğimizle kendimizi otel odasının uyuşukluğuna bıraktık.

6 Ocak 2010 Çarşamba

İsrail Günlüğü - 4. Gün



Aynı masayı paylaştığımız öğle yemeğinde Sunyaev sonunda beni hatırladı! Foça'daki kongredeki "registration desk girl" olarak :)

Akşam otel lobisinde toplaşıp otobüsle şehir merkezine gitmeye niyetlendik. Ne var ki tüm yapabildiğimiz otobüs duraklarına kadar yürüyüp, durağa vardığımızda yağmurdan sırıl sıklam olduğumuz için durakta otobüs bekleyemeyecek hale gelip taksilere binişmek oldu. Ara ara yağan yağmura aldırmadan eski şehrin içinde ilerledik. Kalbolduğumuza karar verip yol sorduğumuz dükkanlardan biri Türk çıkınca işte o zaman eğlence başladı. Fırıncı amcanın babasının babasının babası Türk'müş. Buradaki ilk Türk dükkan orasıymış. Kasanın üzerinde asılı Türk bayrağını göstererek bazı hikayeler anlattı bize fondaki "mavi mavi masmavi" eşliğinde. Hepimize minik kurabiyelerinden ikram etti, ama yetmemiş olacak ki bir de kahve ısmarlamak istedi. Az da değildik hani, 13 kişi. Kahve için vaktimiz olmadığını söylediğimizde her birimiz için kocaman susamlı kurabiyemsi şeylerden paket yaptı. Hepimizin yüzünde tatlı bir tebessüm ve bilmeyenlerde de Türk misafirperverliğinin şaşkınlığı vardı oradan ayrılırken.

Biz yürümeye devam ederken yollar artık ıssızlaşmıştı. İsa'nın sırtında çarmıhla gezindiğini bildiğimiz o yollarda, karanlık ve yağmurda yürümek... Ürkütücü olabiliyordu zaman zaman ama hem kalabalıktık hem de neşeli bir gruptuk.

Hava bir ara öyle soğudu ki sormadan edemedim:
WOS: Is it snowing?
Tüm sevimliliği ve tipik Hint aksanı ile bir arkadaş: No, it is just water. But it is cold!
Bundan sonra da ha bire "just water but it is cold" diyip durduk. Hint aksanı, sevimli bir karakter ile birleştiğinde gerçekten çok eğlenceli oluyor.

Eski şehire girdiğimizde artık hepimiz acıkmıştık. İlk karşımıza çıkan yiyecek dükkanında hepimiz de birer shawarma yedik. Shawarma dedikleri, bizim döneri hindi etinden yapıp yanına da türlü türlü sos koyup lafa(dürüm lavaş) veya pita(pide) ile servis edileni.

Eski şehire inip de Ağlama Duvarı'na uğramamak olmaz tabii ki. Her ne kadar pazartesi günü buraya biz gezi düzenlenecek olsa da bu mini keşiften de kendimizi alı koyamadık doğrusu.

Eski şehirin duvarları arasında yürürken akşamın başlangıcında bize katılmamış olan Fransız bir arkadaşa rastladık. Biraz zorlamayla da olsa onu da aldık aramıza ve öyle devam ettik ama yol boyu o kadar yalnız başına ve mutsuz yürüdü ki sonunda dayanamadım ve yolunu kestim. "Nedir?" dedim, "Nooluyoruz?" Miyersem kız arkadaşından ayrılmış. "Ayol" dedim "dert ettiğin şeye bak. Ex gitmişse demek ki sana next bulma vakti. Hem bak işte biz de bara gidiyoruz, yeni insanlar, yeni kaynaşmalar falan. Hem bak işte gayet uluslararası bir ortamdasın, tamam kız sayısı az olabilir ama yeni ufuklara yelken açmak lazım cicim!" Biraz garip baktıysa da önceleri, sonradan onun da yüzü güldü yavaş yavaş. Biz de bu sırada hedefe ulaşabildik sonunda. Mamilla Otel'in Mirror Bar'ında birer içki, az biraz dans ve gerisin geri otel yolları...

6 Ocak 2009 Salı

Neler oldu Türkiye'de!

Bir kısmını daha önce de yazmış olabilitem mevcut olsa da yine de bi toparlıyım istedim.

Varışımın ertesi günü Kayseri maceramı benden, Ziza'dan ve OnurCUK'tan milyon defa dinlediğiniz için artık bişiy eklemeyeceğim sanırım. Ama Türkiye'de geçirdiğim en güzel gün olduğunu belirtmem gerek. Düşününce bi atraksiyon yok gibi geliyo belki ama doğallığı, içtenliği, samimiliği, sıcaklığı..herşeyiyle mükemmeldi işte.

Kayseri'nin 3 gün sonrasındaki İstanbul çıkartmamda beni sabahın köründe karşılamaya geldiği için en önemli kişi olarak Çiko'cumu ilan ediyorum. Çikocum Mesut, Erasmus öğrencisi olarak gelmişti Bonn'a, aynı yurtta kalma şansına sahip olduk, çok güzel bir arkadaşlığımız oldu, 6 ay boyunca yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi desek yeridir.İstanbul'a kimseye haber vermeden gidecek kadar manyaklığım tutmuşken nazımı çekecek bi o vardı, üstelik bir önceki gün babası ameliyat olmuşken ve hala hastanedeyken o geldi beni karşıladı, kahvaltı yaptık birlikte, biraz gezdik biraz hediye aldık Bonn'dakilere... Sonra Mr. Rude ile buluştuk, yüzbin yıl sürmüş gibi gelen hasretten sonra karşılaşınca ne küslük kaldı ne tribal enfeksiyon. Ama küslükten kalma izler yüzünden benim kalışımı ayarlamamıştık, çünkü benim İstanbul'a gidişim iptal olmuştu güya =))) böyle olunca peder beyde kaldım, kısa günün karı bir MacBookAir'im oldu, epeyi de sinirlendim ve bir daha İstanbul'a gidersem asla peder beyde kalmama, bu kadar samimi olmama kararı aldım. Haftasonu biterken de tuttum Mr.Rude'un kolundan hoooop Ankara'ya! Tabii ilk gün durum hoş ama aslında sorunlar aynı sorunlar naapsak neetsek dedik, çıkamadık içinden, çook sonra benim dönme vaktim gelince gördük ki yanyana durup da iletişebilince pek bi sorun yok aslında. Ben söz verdim daha az huysuz olmaya, o da söz verdi. Bi de aslında şunu da kabul ettim ki tamam adam ukala ama benim abarttığım kadar da değil hani. Ben taktım mı kafama bişeyi, ondan vazgeçirebilene bravo. Mr.Rude'un ukalalığı da böyle abartılmış biraz benim tarafımdan. Şimdi görücez bakalım yine hüzünlere bölündü saatler, yine filmi başa sarmayız umarım. Ama çok güzel, öncekinden çok çok güzel zaman geçirdik birlikte, o kadar kolay huysuzlaşmayız, o kadar kolay yanlış anlamayız birbirimizi diye düşünüyorum.

Ankara'da mutlaka görülmesi gerekenlerden birisi, Zerrincim'in arkadaşı Zerrin'di =) Geçen seferden kalma bir balık borcu vardı bana, yaptığı güzelim hamsiler ve eşsiz minik soğanlarla beni benden aldı yine. Bu defa bulmuşken bırakmadım Aykut Abi'yi, dA'daki fotoğraflarımı gösterdim kendisini esir alarak, kimilerini çok başarılı bulduğunu ve beklediğinden iyi olduğunu söyledi ama ne kadarı kibarlıktan ne kadarı doğru bilemiyorum artık =)

Yüzbinyıldır göremediğim ilk kız arkadaşım(girl firend manasında kız sefgilim yani) Pucca'cım İtalya'dan gelmiş olunca, buluştuk, içtik içtik, kendimizden geçtik, güzel ama hüzünlü bi akşam oldu benim için. Ona yeterince vakit ayırmamış olduğumu farkettim, kızdım kendime, bol bol öptüm sarıldım, yedim nerdeyse ama yine doyamadım.

Sonracııımaaa... Axes kızı Sevda'ya gittik Zerrin'cimle, ama Tabu oynayamadık. Çünkü bunun üstün zekalı taze kocası geçen defa "belki" gelebiliriz dediğimizde internetten TABU satın almış, sonra da biz gitmeyince oturup tek tek yırtmış onları. Söylemişlerdi de şaka sanmıştık, bunun ciddi olduğunu öğrenince ben epeyi sinirlendim. Sinirlenince hırsını eşyalardan çıkartan insanlara çok sinirleniyorum ve benim sinirim sevincim herşeyim hemen belli olduğu için insanlar hemen anlıyor durumu, yine öyle oldu, Sevda şaşırdı napıcağını, taze kocası da öyle. Ama çoook güzel Arnavut ciğeri ve köstebek pasta yapmış Sevda'cım benim için, onlara odaklandım, iyi geldi =) Arnavut ciğerinin tarifini öğrendim, ilk fırsatta deniycem, köstebek pasta şimdilik beni aşar gibi ama çok güzeldi. E yiyip içime faslı bitince, oynayacak da tabumuz olmayınca yeni yapılan teleferikle mini yenimahalle turu atalım dedik, epeyi güzeldi. Ama çok korktuk çok! =P


Dönüşe 2 kala Pucca bir güle güle organizasyonu düzenledi, o da benim gib pazartesi günü binip uçağına gidecekti İtalya'ya; hüzün dolu ama güzeldi, hatta eve dönüşümde bi kere popomun üstüne, bi kere de kafa üstü düşmüş olmam olayın güzelliğine güzellik kattı diyebilirim.

Anlatacak tabii bi dolu şey oldu ama özetin özeti böyle. Bol bol sinemaya gitme hayalim yarıda kalmış bir Avustralya ve Issız Adam'dan ibaret oldu, filmcime gidip cd bile kopyalatamadım. Zeynep'cimle görüşemedim, Kahraman Serkan'la doya doya sohbet edemedim, Bilimlilerle buluşamadım, Feryal'e ve Alp'e çikolatalarını bile veremedim, berelerimi bulamadım, Zerrincimle istediğim kadar vakit geçiremedim... Ama... Doya doya mandalina ve hamsi yedim, çok özlediğim birçok arkadaşımı gördüm, Zerrincim'e sarılıp uyudum, e daha ne olsun!