6 Ocak 2010 Çarşamba

İsrail Günlüğü - 4. Gün



Aynı masayı paylaştığımız öğle yemeğinde Sunyaev sonunda beni hatırladı! Foça'daki kongredeki "registration desk girl" olarak :)

Akşam otel lobisinde toplaşıp otobüsle şehir merkezine gitmeye niyetlendik. Ne var ki tüm yapabildiğimiz otobüs duraklarına kadar yürüyüp, durağa vardığımızda yağmurdan sırıl sıklam olduğumuz için durakta otobüs bekleyemeyecek hale gelip taksilere binişmek oldu. Ara ara yağan yağmura aldırmadan eski şehrin içinde ilerledik. Kalbolduğumuza karar verip yol sorduğumuz dükkanlardan biri Türk çıkınca işte o zaman eğlence başladı. Fırıncı amcanın babasının babasının babası Türk'müş. Buradaki ilk Türk dükkan orasıymış. Kasanın üzerinde asılı Türk bayrağını göstererek bazı hikayeler anlattı bize fondaki "mavi mavi masmavi" eşliğinde. Hepimize minik kurabiyelerinden ikram etti, ama yetmemiş olacak ki bir de kahve ısmarlamak istedi. Az da değildik hani, 13 kişi. Kahve için vaktimiz olmadığını söylediğimizde her birimiz için kocaman susamlı kurabiyemsi şeylerden paket yaptı. Hepimizin yüzünde tatlı bir tebessüm ve bilmeyenlerde de Türk misafirperverliğinin şaşkınlığı vardı oradan ayrılırken.

Biz yürümeye devam ederken yollar artık ıssızlaşmıştı. İsa'nın sırtında çarmıhla gezindiğini bildiğimiz o yollarda, karanlık ve yağmurda yürümek... Ürkütücü olabiliyordu zaman zaman ama hem kalabalıktık hem de neşeli bir gruptuk.

Hava bir ara öyle soğudu ki sormadan edemedim:
WOS: Is it snowing?
Tüm sevimliliği ve tipik Hint aksanı ile bir arkadaş: No, it is just water. But it is cold!
Bundan sonra da ha bire "just water but it is cold" diyip durduk. Hint aksanı, sevimli bir karakter ile birleştiğinde gerçekten çok eğlenceli oluyor.

Eski şehire girdiğimizde artık hepimiz acıkmıştık. İlk karşımıza çıkan yiyecek dükkanında hepimiz de birer shawarma yedik. Shawarma dedikleri, bizim döneri hindi etinden yapıp yanına da türlü türlü sos koyup lafa(dürüm lavaş) veya pita(pide) ile servis edileni.

Eski şehire inip de Ağlama Duvarı'na uğramamak olmaz tabii ki. Her ne kadar pazartesi günü buraya biz gezi düzenlenecek olsa da bu mini keşiften de kendimizi alı koyamadık doğrusu.

Eski şehirin duvarları arasında yürürken akşamın başlangıcında bize katılmamış olan Fransız bir arkadaşa rastladık. Biraz zorlamayla da olsa onu da aldık aramıza ve öyle devam ettik ama yol boyu o kadar yalnız başına ve mutsuz yürüdü ki sonunda dayanamadım ve yolunu kestim. "Nedir?" dedim, "Nooluyoruz?" Miyersem kız arkadaşından ayrılmış. "Ayol" dedim "dert ettiğin şeye bak. Ex gitmişse demek ki sana next bulma vakti. Hem bak işte biz de bara gidiyoruz, yeni insanlar, yeni kaynaşmalar falan. Hem bak işte gayet uluslararası bir ortamdasın, tamam kız sayısı az olabilir ama yeni ufuklara yelken açmak lazım cicim!" Biraz garip baktıysa da önceleri, sonradan onun da yüzü güldü yavaş yavaş. Biz de bu sırada hedefe ulaşabildik sonunda. Mamilla Otel'in Mirror Bar'ında birer içki, az biraz dans ve gerisin geri otel yolları...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.