içellim güzelleşelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içellim güzelleşelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2010 Salı

Kutla

Oblivisci ne zamandır başımın etini yiyordu güzel bir kutlama için. İstediği oldu sonunda dün. Letonya'lı misafirlerimizle birlikte kocamaaaan bir kutlama yaptık;
- benim yüksek lisansı bitirişimi
- doktoraya kabul edilişimi
- evlenecek oluşumuzu
- irlanda'ya gidişimizi
- St.Ziza'nın Makedonya'ya gidişini
- Başkalarının Rüyaları'nı
- Oblivisci'nin mezuniyetini
kutladık. Ne çok şey varmış kutlanacak!
Süper mezeler, mangalda tavuk ve sucuklar eşliğinde güzel bir akşam geçirdik. Şarkılarla, biralarımız ve bol bol sohbetlerle...
Birazcık hüzün bastırdı beni bi ara, Bonn'daki sıkıntıların ardından Kayseri'de çok sevdiğim arkadaşlarımla geçirdiğim günlerin güzelliğini düşündüm. Minik balık'la kendimize yarattığımız minicik dünyamızı ve odamızı, odamızın tavanından sarkan bulutları, ona yaptığım yastıkları, kitaplıklarımızı, St.Ziza ile paylaştıklarımızı ve büyütüp kocaman yaptığımız dostluğumuzu, JLP'ye annelik edişlerimi... Ama toparladım hemen, yok öyle hüzünlenmeler, ağlamalar falan. Güzelliklere yelken açıyoruz hepimiz, çok çok güzel günler gelecek...

20 Haziran 2009 Cumartesi

inanmak

Bir şeye inanmak ne kadar güçlü ve önemli bir his. İnanç, his mi duygu mu? His ile duygu aynı şeyler mi? Bence farklı anlamlar var. Her ne ise. Aslında inanmak değil de hissetmek sanırım önemli olan. Bilmek ile hissetmek arasındaki fark... Kendimi tekrar ediyorum galiba yine. Bazı sorularımı gerçekten çözmeden bir şekilde üstünü örtersem, er ya da geç yeniden o sorunla karşılaşıyorum içimde. Bu da öyle sanırım. Ama bu bir soru değil. Yani bildiğim şeyi hissetmemek durumu. Her defasında farklı şeyler için söz konusu olabiliyor. Bu olguyu çözmem gerek sanırım. Yani birşeyin olduğunu bilip de hissedemediğim zaman ne yapmam gerektiğini veya onun altında aslında aklımda ne yattığını çözmem gerek galiba. Aklımla kalbimin çeliştiği bu durumlardan nefret ediyorum. Böyle zamanlarda çok dar köşelerde sıkıştırılmış hissediyorum kendimi. Kaçamayacak gibi hissediyorum. Üstüme biniyormuş gibi sanki havadaki her oksijen azot hidrojen, ne molekülü varsa artık... ve en çok da sarhoş olmak istiyorum böyle zamanlarda. içip içip içip sızmak bi kenarda... içip de sızmak aslında çok hüzünlü ve belki de trajik bir şey olsa da kendi tadında bir de huzuru var sanki...
ha bi de 91 ve sincap la olan sohbetleri özledim.
Bonn meseleri ve burada uğraşmak zorunda kaldığım bi dolu anlamsız şey yüzünden kendimi rahatlatan neredeyse tüm yolları ihmal ettim son zamanlarda. kendime bunu yapma hakkım olmamalı.

Bailey's çakması bişiymiş bu, çok sevdiğim söylenemez ama fena da değil hani. içelim...

11 Şubat 2009 Çarşamba

Is this gonna be forever?

4 kadeh hızlı şarap sonra içtikten,
bunun gibi bişiy oldum işte ben;

Is this real life?
Why is this happening to me?
Is this gonna be forever?

10 Şubat 2009 Salı

Ürün tanıtımı - Mim

Mimlerini çok sevip de benim gibi yazmaya kıyamayan kaç blogger daha var, merak ediyorum doğrusu. Sonunda Böcek'cimin yolladığı ürün tanıtımı mimine geldi sıra.

Blogda o kadar 'içtim, içicem, içiyorum' yazınca bi aralar herkes bana "sen de amma içiyosun haaa" demeye başlamıştı. O aralar henüz burada kendime uygun içecek bişiy bulamayıp sürekli denemeler yaptığım zamanlardı. Keza votka limon ikilisi her ne kadar tapılası olsa da o kadar sık içilemiyor ne yazık ki. Sonraları minicik şişelerde bulduğum şarapları pek bi sevdim ama hep imreniyordum farklı bira türlerini bilenlere ve onları ayırd edebilenlere. Ben her ne kadar yemeyi içmeyi sevsem de, damak tadı fazla gelişmiş birisi değilim sanırım, keza Burger King ile Mc Donald's hamburgerlerini de ayırdedemem ben; gerçi artık hamburger yiyemediğime karar verdim, nasıl oldu da bu halge geldim bilmiyorum, ben ki bir oturuşta iki big mac menü yiyebilen bir cadıydım. Sonra zamanla ben de öğrendim biraları, şimdi kesinlikle Kölsch sevmediğimi ama iyi bir Salvator içicisi olduğumu, Pils'e de hayır demeyeceğimi biliyorum artık :) Neyse efenim konumuz bu değil, şu: son zamanlarda keşfettiğim süper ikili!

Huzurlarınızdaaaa.... Meisterschütz ve Trendy Orange ikilisi!


Efenim bu Meisterschütz, %35 oranında alkol içeren bir tür bitki likörü. Eski yıllarda yaşlı amca içeceği olarak bilinirmiş ve fakat son yıllarda yeni bir tanıtım ve tasarım ile gençlere hitap eden bir içecek olarak yeniden piyasaya sürülmüş. TLH'de "Gentelman Fanta" olarak adlandırıyorlar, çünkü en güzel hali Fanta'nın taklidi olan bu ucuz Trendy Orange ile karışınca ortaya çıkıyor. Büyükcene bir bardağa iki parmak Meisterschütz koyup kalanını Trendy Orange ile doldurunca, ve üstüne de bir kaç buz parçası atıp pipetle içince, yarım saat içinde mutlu olduğunuzu hissetmeye başlıyorsunuz. Madem ürünü tanıyoruz, fiyatından da bahsetmek gerekli olabilir; Meisterschütz 4,85€, Trendy Orange ise sadece ve sadece 0,39€.

Mimimizi bir türlü sitesindeki yorum kısmının nasıl çalıştığını çözemediğim için "hayırlı uğurlu olsun yeni evin, umarım hep güzellikler getirir sana" diyemediğim, ve en kısa zamanda tanışmak istediğim sevgili Angie'ye atıyoruuuummmm! Yakalaaaaa!

21 Kasım 2008 Cuma

...dots... of the night /...


song of the night: seninle olmak var ya

color of the night: kusmuk yeşili! iğrenç biliyorum ama kusmadan durmam gerek artık bu ne yaa bi şişe şarapta sarhoş oldum...hüzün sarhoşluğu bu...telefonu odada bırakıp sevgili arasa bile duyamayacak olmanın b.ktan kederi ve neden bilmem kendimi cezalandırış...hep dizinin dibinde kalsam o sevgilinin olmaz sanki..bakkalın kızı olsaydım salak salak dizi dibinde otururdum halbusi...

adjective of the night: drunk

smiley of the night: çok değil ama hızlı içtim uygun bi smiley bulmak için çok geç artık..belki yarın sabah geri döneri bu entry'e, koyarım bi smiley kim bilir...