ZB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ZB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2009 Cuma

Yanaklarımın mevsimleri ve contalar

Buralarda pek çaktırmamaya çalışsam da geçen ay bolca sulu bir mevsim yaşadı yanaklarım. Bunun nedenini gözlerimdeki contaların bozulmasına bağlayan Zerrin'cim bana 3 adet, cillop gibi, kullanılmamış, taptaze conta göndermiş*. Zaten söylüyodu yolladım diye, gerçekten de yollamış, buyrun işte aha da ispatı!
Aslında yanaklarımın mevsimi çoktan pembe baharlara dönmüş ve 1 aydan az bir zamanda da yaz çiçekleri açacak olduğu için pek gerek kalmadı şimdi bu contalara. Yine de tabii ki, bunları da acil yardım çantamıza koyuyoruz, keza bu sonbaharlar öyle edepsiz ki, en istenmeyen zamanlarda gelip bir anda heryerin sular altında kalmasına neden olabiliyorlar.

* Yılbaşından bu yana 11 farklı kişiye gönderdiğim onca postaya rağmen benim postakutuma gele gele bu contalar geldi ya, ne diyim... Ben yine de devam edicem sizi hatırlamaya, postakutunuza zaman zaman uğramaya; varın siz bi postaneye gitmeye üşenin; ben yine de seviyorum sizi, tembel arkadaşlarım benim.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Can! Dost! Herşey!



Sen sen olmasan...
... ben olmazdım
... ben böyle olmazdım
... ben böyle cadı olmazdım
... ben böyle dediği dedik bir cadı olmazdım
... ben böyle inadına; sadece ancak aklıyla kalbinin birlikte gösterdiği yolda giden biri olmazdım
... haksızları, saygısızlıkları ve ikiyüzlülükleri gördükçe böylesi tepkiler vermezdim
ve
... sevmenin ne demek olduğunu
... aşkın acı değil mutluluk getirmek için hayatımıza girmesi gerektiğini
... bilimin paradan üstün olduğunu
... ne yaparsan yap, önemli olanın sevdiğin işi yapmak olduğunu
... yaptığın işi sevmenin güzelliğini

... altına imzamı atmayacağım kalitede hiçbir işi yapmamam gerektiğini
... tilki gölgesinde yatmaktansa aslanlara yem olmayı tercih etmenin özgürlüğünü
... namert köprüsünden geçmektense sellere kapılmayı göze almanın cesaretini
... sessiz insan olmamayı
... saygı ile samimiyet arasındaki ince çizgiyi
... herkesin en temelde, sade ve sadece, insan olduğu için bile saygıyı hak ettiğini
... gökyüzünü sevmeyi
... almadan vermenin güzelliğini
... beklentisiz sevmenin rahatlığını
... gizleyecek hiçbir şeyim olmadan gözlerinin taa içine bakabilmenin mutluluğunu
... doğruları söylemenin getirdiği özgürlüğü
... ne yaparsam yapayım, göremediğim bi yerlerde arkamda görünmez destekçi değil, gözümün içine baka baka yanımda elimden tutan olacağını bilmenin verdiği eşsiz huzuru
...direnmeyi
bilemezdim.

ama çok özlüyorum şimdi...
... elele paten kaymayı
... bürodaki çiçekleri sulamayı
... beyanname telaşımızı
... beni okulda unutuşlarını
... heycandan kameraya çekemediğin sahnelerde, senin karşına çıkıyor olmanın heycanını
... kilometrelerce yol katetip de sonunda dinlemeye girmediğin seminerlerim sonrası sana sımsıkı sarılmayı
... "büyüdüğümde şarkıcı olmak değil ama iyi ki'lerimin keşke'lerimden çok olmasını istiyorum" dediğimdeki surat ifadeni :)
... sana yıldızları anlatmayı
... pazar sabahları seninle kahvaltı yapmayı
... birlikte kuaföre gitmeyi
... imge'de seninle bir bardak çay içmeyi
... kahve dünyası'ndaki kahveli çikolataları senin için aşırmayı ve çikolata kaşıkları sana zorla kullandırtmayı
... alışverişlerdeki krizlerini bile!
... bayramlarda gelen misafirlerden seninle birlikte kaçmayı
... sen beyaz'ı kullanırken sana en sevdiğin şarkıları söylemeyi
... seninle televizyon karşısında uyuya kalmayı
... evde başbaşa kaldığımız yaz geceleri yazdığımız süperötesi hikayelerle birbirimizi korkutmalarımızı
... "yapılır, yaparız, yaparsın, yapsanaaa"larını
... en çok da seninle yanyana, kokunu duyarak uyumayı...


İyi ki varsın bitanem!

Lütfen kendine iyi bak ve hep benimle ol!
Çünkü sen çok özelsin!
Çünkü sen benim herşeyimsin!
Çünkü seni herşeyden çok seviyorum!


Doğum günün kutlu olsun Zerrin'cim!

24 Aralık 2008 Çarşamba

24 Aralık 2008 - 00:57

yazmam gerek, o güzel gülen gözlere ve kendime haksızlık etmemek için...
yazmam gerek, o güzel dakikaları unutması kuvvetle muhtemel hafızama kurban etmemek için...

Gece 2,5da bindik Kent'in Kayseri arabasına, iğrençti. Fen-Edebiyat fakültesine vardığımızda sabah 8,5 civarındaydı, 09:55'di İbrahim Hoca'nın kapısını tıklattığımda, seminerime başladığımda 10:15, rahata erdiğimde sanırım 11'di.

Zerrincim, OnurCUK ve Ziza ile birlikte keyifli adımlarla ilerlemeye başlayıp titrek tavşanı gördüğümüzde kampüste, saat kaçtı bilmiyorum. Sanırım Stresi Rahatlık geçiyordu. Eve vardık, biraz zaman aldı benim hayatımın en rezil seminerini vermiş olmamın huzursuzluğunu ve fakat atlatmış olmamın verdiği rahatlığı farketmem. Ziza ve OnurCUK hemen kahvaltı hazırlıklarına giriştiler, aslında sabah 6'ya kadar beklemişlerdi kapılarını çalmamı ama böylesinin daha iyi olduğuna karar verdik sonradan, hayatımın en dostane ve en lezzetli kahvaltısını yaparken. Özellikle OnurCUK'un yaptığı peynir tavalama ve Ziza'nın yaptığı ekmeği anlatabilmeyi, ben yazdıkça sizin ağzınızda o tadı hissettirebilmeyi çok isterdim ama o şans bana aitti bu sabah.
Mükemmel ötesi bir kahvaltının ardından oturma odasına geçtik, aktarılacak filmler diziler müzikler ders notları, izlenecek komik videolar ve OnurCUK'un XVI. Ulusal Astronomi Kongresi'ndeki konuşması vardı bizi bekleyen. Gün içinde Mehemet ve James ile tanıştık, Seval'i de ağırladık kısa bir süre, Lazca'dan bahsettik, facebook çılgınlığından, 80leirn sonu 90ların başındaki çizgi filmlerden ve arkadaşlarımızdan bahsettik.
Zaman nasıl geçti bilmiyorum, tek bildiğim kendimi çok "aitmiş" gibi hissettiğim, uzun zamandır özlediğim sohbet ve çok güzel bir mutluluk tadı... Kocaman bir teşekkür burdan sizlere, o güzel gün ve içimi ısıtan o güzel gülen gözleriniz için..

Akşam vakti, Şener ve taze sözlüsü ile buluştuk, halamın evine gittik. Babaannem de ordaydı, ve Zekiye ve çocukları. Son bıraktığımda pencereden dışarı bakıp "dıgıl dıgıl" diyen Elif'i artık konuşan ve yürüyen ve hatta sıkıca parmaklarımdan tutup benimle danseden bir tombalak olarak buldum karşımda. O huysuz Ayhan'ın artık ilkokul 2.sınıfa gittiğini ve ben yokken insanlara benden bahsettiğini öğrendim "biliyo musun bizim ailemizde astronom var, bana uzak kitapları alıyor" diye. Akşamın beni en çok güldüren hikayelerinden birisi ise babaannemin babam çocukken bir ayakkabıcıya yaptırdığı ve kaybolmasın diye babamın beline taktığı lastik ipli tasma oldu. Evet ya, kaybolmasın diye bir tasma yaptırmış ipi lastikten ve beline takarmış dışarı çıktıklarında. Hay allahım yaa =))) Ve...hemen üstüne... en sevdiğim çocukluk arkadaşım ve aynı zamanda da çok uzak da olsa bir akrabam sayılan Taner'in evlendiğini öğrendim, içim kırıldı, gözlerim doldu, konuyu değiştirdim hemen. O benim en iyi çocukluk arkadaşımdı. Yazın benim için en sıkıcı İstanbul günlerinin bile en keyifli hatıraları, sabaha kadar atari oynadığım, birlikte salıncağa bindiğim, birlikte yaramazlıklar yaptığım en iyi arkadaşım evlenmişti, bana bir davetiye bile göndermeden, bir telefon bile etmeden bir kısa mail bile yazmadan... Daha sonra terminalde oturup otobüsümüzün kalkış saatini beklerken Zerrincim'e anlatıyordum ne kadar kırıldığımı, 3 damla damladı gözümden, durdurdum gerisini ama içim burukldu yine.

Ve fakat bugün çok güzel bir gündü tüm "ama"larına rağmen:
- seminerimi verdim her ne kadar bana yakışan bir şekilde olmasa da, çok da kötü değildi
- Ziza'nın blogunda benden bahsettiğini görüp mutlu oldum ama üzüldüm sabaha kadar uykusuz kalmalarına sebep olduğum için
- OnurCUK'un süper süprizi beni çok mutlu etti
- Bol bol güldüm hiç rol yapmadan, hiçkimseye "Türkiye'yi temsil ediyor olma kaygısı" hissetmeden, içimden geldiğince, içimden geldiği gibi güldüm bol bol
- Huzurlu hissetttim kendimi
- Şener için ne kadar önemli olduğumu hissettim, çok önemli olmasam da yine de önemliler arasında olduğumu görüp çok mutlu oldum
- Ayhan'ın beni benden bahsedecek kadar hatırlamasına çok sevindim
- Elif'le dansetmeyi sevdim
- Bu güzel günü yaşarken Zerrincim'in de benimle olması öyle iyi geldi ki..zaman zaman canının sıkılmasına üzülmeme rağmen sıkıntıdan fazla mutluluk paylaştığımızı düşünüp "iyi ki gelmiş" dedim

Şimdi otobüsteyiz, yine Kent Turizm'de. Giderkenki pis ve huzursuz yolcuğula rağmen neden yine Kent'le döndüğümüzü bilmiyorum, ama şunu çok iyi biliyorum ki bir daha asla Kent'le seyahat etmeyeceğim. Hatta kendime yaptığım bu haksızlıktan ötürü haftasonu İst. seyahatimi KamilKoç Rahat Hat'la yaparak kendimden özür dileyeceğim.

Ve bi de...
...eve uyuz misafirler gelmiş, o yüzden hiç eve gidesim yok.
... yarın akşam Bilimliler toplantısı var ama mekan hala belli değil, sinir oldum, en kötü ihtimalle Zeynep'le mutlaka buluşucaz.
... İst'a Perş .akşamı gidip Pazar sabahı Ank'da olacak şekilde dönmeyi planlıyorum ama henüz kesin değil
... otobüs çok pis kokuyo, midem bulanıyo, koca otobüste Zerrincim ve benim dışımdaki herkesin abuk ve eril cibilliyette olması çok rahatsız ediyor, otobüs çok pis kokuyor, midem bulanıyor...

8 Aralık 2008 Pazartesi

Şimdi orda olsaydım...



Bu geceyi evimde geçiriyor olsaydım bi kere kesinlikle televizyon karşısında Zerrin'cimle yumuş yumuş uyukluyor olacaktım şimdi, aklımda yarın sabah kalkıp yapacaklarım...

Sabah muhtemelen en önce ben uyancaktım, biraz yatakta döndükten sonra kalıp salondaki masanın günlük örtüsünü süslü püslü olanla değiştirecektim. Hemen ardından sessizce mutfağa gidip bi dolu krep yapacak, kahvaltı sofrasını hazırladıktan sonra avaz avaz "bu-gün-bay-rammm! Erken kalkın çocuklaaaar" diye Barış Manço şarkıları söyleyerek önce annannemi sonra Zerrin'cimi uyandıracaktım, ve tabii gürültüye ayaklanan dedem kendiliğinden kalkmış olacaktı ve ben koridordan mutfağa doğru geçerken, o karşı istikametten gelip gözlerime ters ters bakıp "cık cık cık, böyle olur mu bu saatte kızım?" demek isteyecek ama ben sevimli sevimli boynuna atlayıp "günaydın dedeciiiiim! bayraaaam! bayraaam! kahvaltı hazırladım hadi gel hemen" diycektim o da "iyi iyi hadi çekil" diyip yoluna devam edicekti. Mutfağa gidip çayları koyup gelmeleri bekliycektim, bi türlü gelmiyceklerdi, gidip bi tur daha uyandırma faslı yapacaktım, sonunda sıkılıp oturacaktım kahvaltıya tek başıma ve tam o anda dedem gelecekti, 3 dk sonra anneannem, 5 dk sonra Zerrin'cim gelecekti, minicik mutfak masamıza sıkış tıkış oturacaktık, anneannem mutlaka sofrada eksik bişiyler bulacak ve geciktirecekti kahvaltısına başlamayı, ben zaten kahvaltı yapmayı çok sevmediğim için çabucak bitecekti kahvaltım, ben kalkınca anneanneme daha fazla yer açılacaktı. Hemen içeri gidip süslü püslü bişiyler giyecektim bayram diye, bu sırada onların kahvaltısı bitmiş olacaktı. İlk iş dedeme gidecektim, "deedeeee" diye, bunun ne demek olduğunu anlayan dedem gülerek bakacaktı gözlerime ve ben yine edalı işveli bir kez daha "dedeeeee" diyince "söyle bakalım nedir?" diycekti, "gel ben bi elini öpiyim bugün"diycektim,"e hadi öp bakalım" diycekti, ben öpücektim ve bırakmıycaktım elini"eeee?" diycekti ben de "dur dur iyi olmadı galiba ben bi daha öpiyim" diycektim,o gülücekti, "tamam tamam öptün git hadi" diycekti, ben de boynumu büküp, "ya? gidiyim mi? mmmm, peki gidiyim bari naapiyim artık.." diyip kedi gibi gözlerine bakıcaktım, gülecekti, "para mı istiyosun?" diyecekti, ben de sırıtıcaktım, o da gülümseyip "iyi hadi tamam dur bakalım" diyecekti, titreyen elleriyle pantolonun cebinin düğmesini açıp cüzdanını çıkaracaktı, içinden bir miktar para çıkartıp "al bakalım ne kadar istiyosun" diycekti, ben de "ben ne biliyim sen vericen" diycektim, o da bişiyler vericekti içinden, ben çok verdiğini farkedip yarısını masasına bırakıp çıkacaktım odasından. Sıra anneanneme gelecekti, koşa koşa gitcektim odasına, muhtemelen kahvaltısı anca bittiği için giyiniyor olacaktı, ben yakasına saldırıp "gel bi öpüyim seni heleeee" diyip üstüne atlıycaktım, o kocaman yatağına devirecek ve gıdıklıycaktım onu. "ay dur belim belim, dur kızım dursanaaa imdaaat" diye bağıracaktı bir yandan gülerek, sonra kalkıcaktım gerçekten bi tarafını incitirim korkusuyla, "dur bi düzgün öpiyim elini hele bi bayramını kutlıyım seninnn" diycektim, öpücektim elini, hemen diğer elini yeşil yeleğinin cebine sokup bişiyler hazırlayacaktı vermek için ama vermeden önce soracaktı her zamanki gibi, "deden verdi mi bakiim?" diye, "verdiiiii" diycektim, "hah iyi ne kadar verdi bakiiim?" diyecekti, "sen ver hele önce, sonra söylerim" diycektim, söylersin söylemezsin didişmesinden sonra elindekini verecek ve dedemin ne verdiğine bakacaktı, kendisinin verdiğinden fazla ise "bak sen şu adama yahu!" diyecek sonra da "iyi iyi aferim bak iyi vermiş" diyecekti, kendisininkinden azsa "aman pinti o zaten bak ben sana veriyorum ama az harca e mi" diyecekti. =) Sıra bizim odaya gelecekti. "Zerrinciiiiim" diye dalsam da odaya ses yok tabii, "zerrinciiimmm" desem de cevap "horrrr"; "aşkıııımmm" diyince "uyuyorum beeeen!" diyecekti ve bu sefer de onun üstüne atlıycaktım, yumuş yumuş dakikalar ve etrafa düşen paracıklar =)) Sonra kalkıp salona gidecektim ne var ne yok diye, hemen şekerlikleri dolduracaktım gelen olursa diye, ve o sırada kapı çalacaktı muhtemelen, ilk çocuklar gelecekti şeker istemeye, ve ben onlara şeker vermeye utanıp anneannemin yanına gidecektim koşa koşa, "geldiler geldileerrr", "kim geldi kızım? açsana kapıyı" "ya yok ben açmam, çocuklar şeker istiyodur sen açsana nooolurrr", anneannem açar kapıyı, biraz şeker verir, biraz harçlık verir, ben sıkılırım bu arada başlarım sırayla teyzemleri aramaya. Kim evde yoksa o yoldadır bize gelmek için diye heycanlanırım. Biraz sonra kapı çalar zaten, Şaybe'cimler gelmiştir, ellerinde de ya baklava ya börek ve mutlaka bir kutu Serender çikolatası. İçeri davet ederim, ne hikmetse evde benden başka kimse yokmuş gibi herkes odasındadır, tabii benim o kadar ısrarıma rağmen kimse hazırlanmadığı için şimdi baskına uğramışlardır. Ben hemen Şişko'mun elini öperim, en büyüğünden güzel bi kağıt para verir, sokuştururum cebime, dünyanın en çulsuzu gibi giderim Şaybe'cime, sanki bilmiyomuş gibi Şişko'mun verdiğini bi güzellik de o yapar, ohhh ben rahatlarım, koşa koşa odama gider bayram cüzdanımın içine koyarım bu aldıklarımı da, ardından hemen mutfağa, çay koymaya, çünkü Şişko'cum gelmişse hemen çay demlenir bizim evde ve hemen salona geri koşarım yalnız kalmasınlar diye, biraz sohbet ederiz biz, bu sırada dedem gelir güzelce giyinmiş kravatını takmış bir şekilde, selamlaşır gelenlerle ve yerine oturur, ben sanki yeni görüyomuş gibi giderim bi daha elini öperim, güler bu defa çokça, anneannem gelir, Zerrin'cim gelir, çikolatalar kolonyalar, arada kapıya gelip çikolata isteyen çocuklar, öğle vakitlerinde çaylar içilir ve muhtemelen anneannem zeytinyağlı barbunya yapmıştır börekle birlikte afiyetle mideye indirilir ve 2-3 gibi Sevinç'ler gelir. Hemen yeni bir heycan, Sevinç'in eli öpülür, eniştenin eli öpülür, harçıklar cebe konur, odaya geçip günün haslatının içinden makul miktarda bişiyler seçilip hazırlanır ki odadan çıkar çıkmaz Eşikya gelip elimi öper, kapar bi miktar bişiyler sevinip bi de boynuma sarılır, sonra Haydut'um gelir öper elimi utana sıkıla, bi miktar da o alır ama tüm ağırbaşlılığıyla cebine koyup, "Witchie abla geçen gün nooldu biliyo musun" diye konuyu başka yere çeker çünkü ona göre benden harçlık alınmamalıdır ama harçlık almak da güzeldir hani =) Sonra bir miktar aile saadeti yaşanır salonda, ardından Zerrin'cim odasına kaçar, çocuklarla ben anneannemin odasına çekiliriz, okulda olanları anlatırlar bana, bende ilgilerini çekecek bişiy varsa ben anlatırım, ve ertesi gün için planlar yapılır, nerde buluşsak nereye gitsek diye. Akşam yemeği topluca bizde yenir, 1o kişilik dev kadro muhtemelen hamsilere yumulur ve ilk gün böyle geçer...

Madem sabırla buraya kadar okudunuz, uzakta da olsam benim bayram sevincimi paylaştınız, o zaman sizin de bayramınız kutlu olsun, hep şeker tadı kalsın damağınızda, bol harçlık alın, bol harçlık verin, bol bol şarkı söyleyin, "bugün bayram!"

28 Ekim 2008 Salı

Over the rainbow!


Uzun zamandır eğlenmediğim kadar çok ve güzel eğlendim dün gece. Gün içindeki mide sorunlarını iki tabak makarna ile hallettim ve sonrasında nasıl oldu bilmiyorum ama şimdi hatırladığım kadarıyla, bi şişe bira, 2 bardak sangria punch, 1 minik şişe beyaz şarap ve sanırım 4 kadeh şampanya içtim. Sabah kalktığımda midem biraz isyanlardaydı ama öğle vakitlerinde bişiyler pişirip atıştırınca sakinleşti. Aç kalmadığı sürece yangın çıkarmaycak sanrım.

Evet geçen dönemin en sıkıntılı son sınavını da verdim çok şükür. Darısı bu dönemdekilere. Sonrasında ver elini Maria! =)

Dün gecenin beni en çok güldüren quote'ı, konu nyedi neyi anlatmaya çalışıyodu bilmiyorum ama "it's something like meouv without me" dedi ve hep birlikte yarım saat iptal olduk gülmekten. Çok güzeldi çok güzel çok güzeldi. TLH'deki en keyifli parti buydu diyebilirim. Tabii bunun nedeni bence diğer katlardaki uyuzlar olmadan bizbize eğlenmemizdi, ve tabii ki kendi çöplüğümüzde olmamız, müziği istediğimiz gibi ayarlamamız etc.

I love the 1st floor family!!! =) Bu parti biraz Alex'in doğumgünü partisi, biraz Phillip'e goodbye partisi biraz da Alex, Rikel, Hauke ve yeni gelen ama adını hala bilmediğim kıza hoş geldiniz partisiydi. Tabii partinin sonunda Alex ve Rikel'i de TLH'deki çiftler kategorisine sokmuş olmamız ayrı bir süpriz oldu =) A bi de Elena birazcık hasta olduğu için pek durmadı bizimle, haberleri bugün yetiştirdik, üzüldü tabii =)))

Parti dedikoduları böyle. Az önce pazar günü Amazon'dan sipariş ettiğim kitaplarım geldi. Hep tapındığım Schaum kitaplarından almış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Umarım umduğum verimi alırım. Dünkü sınav, akşam 7,5 a kadar süren ders ve mide sorunsallarından sonra bugünü tatil ilan ettim. Elena ile tavla oynama planlarımız mevcut, bi de resim yapmayı, kitap okumayı, fotoğraf çekmeyi istiyorum. Ama fotoğraf çekmek için giyinmek falan lazım keza dışarısı buzzzz gibi ve ben biraz tembelim =)

A bi de bugünü ben aslında benim hep bitanecim olan, dostluğun anlamını en iyi bilen dostuma adamak istemiştim, ama sonra bişiyler oldu yazamadım o zaman aklımda olanları. Kısaca, tanıdığım en güzel dosta hediye ediyorum bugünkü tüm mutluluklarımı... Seni çook seviyorum Zerrin'cim!

19 Ekim 2008 Pazar

FKF 2008






Tamam, bu gece geçmek bilmez, uykum gelmek bilmez, tren Frankfurt’a varmak bilmez, kapıdaki sıra bitmek bilmez, Ece’yi görünce benim dilim lal olur konuşmak bilmez…
Her türlüsü ölüyorum sonuçta, haberiniz ola! Ama en azından bi’ gideyim göreyim de öyle olsun yahu… Of, çok fena hızlı atıyor kalbim düşündükçe yarını! Umarım güzel geçer…

En son ne zaman böylesi bir hayal kurdum ve de kaptırdım kendimi hatırlamıyorum, sanırım yaz başında? Yok yok o böyle değildi… Sanırım 2 sene önce Sertab’ın konserini beklerken… Hımm, evet bu olabilir. Ama şimdi sadece uzaktan görmek falan yok, bayaa bayaa karışılıklı oturup konuşma şansım bile olabilir. Evet, tamam hayal, ne var? Allah allah! Demek ki..yok yok Sertab’ın konseri öncesi de böyle değilmiş… Sanrıııım hatırlayamadığım kadar önce bi’ zaman ZB ile Altan Erkekli’nin daha meşhur olmadan önceki bir oyununa gittiğimizde buna benzer bi’şiyler hissetmiştim, keza Rüştü Asyalı ile tanışma fırsatı böyle fena feci yapmıştı beni, tanışmıştım da ama lal olmuştum tabii ki, 2 sene önce Ahmet Telli ile tanıştığımdaki gibi… Neden böyle nutkum tutuluyor benim anlayabilmiş değilim, sanki Ece varken bana konuşmak düşmezmiş gibi, sanki onun sesinin çıkma olasılığı varken benim gık çıkarmam bile çok yanlış gibi. Halbuki öyle değil düşündüklerim de hissetiklerim de.. Demek ki başka bişiy var bu kasılmalarımın altında.. Hay allah ne ki acaba? Annecim, çocukluğuma inelim, bunu bulalım =)))

PS: Ece’ye laf yok, abartıyor olabilirim, hayal kuruyor olabilirim, hatta ve hatta fanatik de olabilirim, kime ne!