silkin ve kendine gel witchie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
silkin ve kendine gel witchie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2009 Cumartesi

içime kaçan gıcık kız


Saçları iki yandan örgülü, bir elinde elma şekeri bir elinde pamuk şekeri, üzerinde mavi beyaz kareli elbibesiyle, sek sek oyununda sırası bekleyen kız çocuğumu fazla ihmal ettim. Bu sıralar daha çok, okul müsameresinde edebiyat öğretmenini canlandıran ukala ve huysuz ve aşırı sorumluluk sahibi bir kız çocuğuymuş gibi davrandım ona. Çok üzüldü bu sabah, ağladı biraz... Ben sevmem ağlamayı ama çocuk işte, durdurmuyor salak gözyaşlarını. Neyse sustu artık ağlamıyor ama içime bir kaç kasa huzursuzluk ve suratsızlık serpip kenara saklandı sanırım.

25 Ocak 2009 Pazar

Yenilendik!

"Bu arkaplan rengi çok kötü"
"Yok yok, asıl yazıların rengi kötü"
"Hayır, bence fontlar olmamış" vb. diyen herkese müjdeee!

Evet efendim gördüğünüz üzere, Pilli Cadı'dan esen yenilik rüzgarlarına kapılarak biz de yenilendik. Yapmak istediklerimiz henüz bitmedi ve fakat hepsini illa ki bi kerede yapcaz diye bi kural yok. Keyif bizim, blog bizim, ne zaman istersek süsleriz püsleriz, sonra kuantum sınavı gelince de ben neden ders çalışmadım diye ah vah ederiz, bu ayrııı, bunu hiiiiiç karıştırmayın şimdi. Fakat hoşuma gitmeyen bişiy var; bu tepedeki şey böyle morlu değil gayet asil bir lacivert iken photoshop'da, burada neden böyle oluyor bilmiyorum ve sinirleniyorum!

Yeniliklerle yeniden karşınızda oluciiz efenim, görüşmek üzere, esen kalın...

17 Aralık 2008 Çarşamba

Kısa kısa ...


* İbrahim hoca ile seminer gününü kararlaştırdık sonunda, benim istediğim güne tamam dedi ve sunumun başlığını sordu! Anacım daha iki satır okumadım ki? Ben o konuya en son 3 sene önce bakmıştım, rezalet!!! Hemen bişiyler okumaya başladım! En sevdiğim iş bu yaa! Ders yok bişiy yok, araştır, oku, öğren, kodunu yaz, analizini yap, olmasın bi daha yap, yine olmasın sinirlen kudur ama yine yap. Allah'ım sonunda sevdiğim kısma sıra geldi!!!

* Artık burdakiler de benim mükemmelliyetçi bir uyuz cadı olduğuma kanaat getirdiler. Tamam mükemmelliyetçi olduğum doğru ama bunu insanlara nasıl böyle itici bir şekilde yansıttığımı hiç bilmiyorum. Nasıl yapıyorum ya nasıl? Geçen akşam yaptığımız Christmas partisinde birisi Felix'e "her gün için kötü şakalar" adında abuk bi kitap almış, o gün için yazılan şey de "en iyiyi yapmaya çalışan insanlar aslında en kötülerdir" gibi bişiy, Erik atladı hemen, bak bu sensin diye. Gerçi o bunu demeden 15dk önce ona bi fırça kaymıştım o yüzden olabilir ama canım sıkıldı yine de. Kalbim kırıldı desem daha doğru sanırım..

* Pazar günü kalkıyor uçağım ama keşke daha erkene alsaymışım diye pişman oldum. Raquel bugün gidiyo, Elena yarın gidiyo, ben iyice yalnız kalıcam burda. Aslında kafasını kullanan bi cadı olsam bundan istifade edip oturup seminerimi hazırlarım ama bakalım, görücez...

* Köln'e gitmeyi çok istiyorum şu weinachtsmarkt meselesi orda nasıl acaba? Ama Elena yarın yola çıkcağı için bugün valiz toplıycak muhtemelen o yüzden bu akşam gidemeyiz, sonraki akşamlarda da gitmek istersem burdaki oğlanlardan birini almam gerekecek yanıma, bakıcaz bakalım...

* İbrahim hoca bi anda bana seminer başlığımı sormasa bugünkü niyetim fotoğraf makinamı alıp biraz daha Christmas fotoğrafı çekmekti ama sanırım öğleden sonraya erteyicem o işi.

* Kendimi mutlu etmek için, en sona sakladığım işi yaptım ptesi günü ama o bile mutlu etmedi beni. 2009 ajandamı aldım kendime, ama o kadar uyuzum ki içine adımı yazmak bile gelmiyor içimden. Bugün çıktığımda masa takvimimi de alırım belki. Tüm neşem kaçtı gitti bi yere, şeytan aldı götürdüyse satamadan getirir umarım tez vakitte.

* Odamı hep severdim de son aylarda çok daha fazla sever oldum. Hiç dışarı çıkmadan günlerce burda yaşayabilirim sanırım.

* Şu örgüyü bitirirsem, Cumartesi günü doğumgünü olan bi arkadaşım var ona hediye etmeyi planlıyorum. Böylece o kadar da yakından tanımadığım birisine hediye alma stresinden kurtulmuş olucam ve hediyesini sevmese bile el emeği olduğu için birazcık sevecek her halükarda, böylece yırtmış olucam.

* Gözlemsel Astronomi dersinin ödevi hala duruyor, üniversitenin sistemine girip de beni bırakmışlar mı naapmışlar bakmak bile istemiyorum. Nasıl olsa o dersi geçmek zorundayım er ya da geç. Tr'ye gelince Gökhan'ın yakasına yapışıp Sextractor sorunlarımı halledersem süper olacak ama buna özel bir gün ayarlamam gerek.

* Anneannem çam ağacımızı atımış =( çok üzüldüm duyunca ama onu üzmemek için bişiy demedim. Sadece yenisini isterdim diye tutturdum o da tamam alırız sen gelince dedi. Ama benim planım ptesi günü Haydut ve Eşkiya ile birlikte evi süsleyip ertesi gün Kayseri'ye gitmekti. Bu durumda geldiğim gün hemen alışveriş fasılları gircek devreye.. Of alışveriş kusucam artık! Belki Eşkiya'yı gönderirim almaya, ya da yakınlarda bi yerde varsa ilk bulduğumuzu alırız artık. Bu ev süslemesi faslı bile heycan vermiyor bana bu günlerde. Halbuki gereksiz yere burda bulduğum güzel süsleri bile aldım evde asıcam diye. Of neler oldu bana yaa...

* Şimdilik böyle, seminerin en azından başlığını bulup, Ferhat Hocama haber verip İbrahim hocaya iletmem gerek. Sonra çıkıp fotoğraf çekebilirim, hatta belki akşamı beklemeden Köln'e giderim.

* Aaaaa, çamaşır yıkamam gerek, unuttum yine!

10 Aralık 2008 Çarşamba

Finden Sie nicht auch deutsch sprechen?

Naapcam hiç bilmiyorum, hiç! Taa üniversitenin ilk yıllarından bi arkadaşım gelmiş Bonn'a, onunla buluşucam. İyi hoş da, akşam MPI'dekilerle yemeğe gidiyorlarmış, sen de gel diyor. Evet biliyorum bu davet süper ama ben hala Almanca KO-NU-ŞA-MI-YO-RUM! Of allahım yaa.. Anlıyorum anlamasına, hatta çok zorladım mı yazıyorum bile ama konuşamıyorum. Zaten yurttakiler de sinir ediyor iyice, bazen çalışıp çıkıyorum mutfağa gidip biraz pratik yapıyım diyorum başlıyolar hemen bana garip garip bakmaya. -Nooldu diyorum yanlış mı kurdum cümleyi? -Yoo çok doğru. -E o zaman telafzum mu yanlış? -Hayır, hayır, gayet güzel. -E sorun ne o zaman? -Ya biz alışık değiliz senin Almanca konuşmana da ondan garip geliyor. Kih kih kih... Allahım nerde o sayfalarca Almanca mektup yazdığım günler? Azcık düzgün çalışsam hatırlıycam halbuki biliyorum ama neyse işte yine geldi yumurta kapıya dayandı, benim için öncemli onca adamın arasında yine sessiz kukla gibi oturup hafif tebessümlerle katılıcam konuşmalara, eğer gidersem! Gerçi iyi oluyo böyle, burdaki yırtık kızlardan sonra bayaa bi hanım hanımcım görüyorlar, çok etkileniyorlar. Hele bi de zarifce giyinip minik bi yaka iğnesi veya fular taktım mı, taze yaz sabahı gibi kokan hafif bir parfüm ve hafif topluklularla ortama girdim mi bir de ağzımı bıçak açmayınca, üstüne de onların rezil aksanlı ingilizcelerinin yanında aksansız bir İngilizce ile konuşunca süper oluyor. Tabii ellerinde kağıt kalem olmayınca formüllerini de bir kenara bıraktıkları için, meydan benim güzelim yorumlarıma kalıyor ki değmeyin keyfime. Ama.. Ama'sı var işte işin. Bi kere Kayseri'deki olaydan sonra(bi ara anlatırım ama kısaca bir tecavüz öyküsü diyeyim size) bir süre gündüz bile tek başıma çıkmaya korkar hale gelmiştim, sonra gündüzlere alıştım ama geceleri çok zorda kalmadıkça çıkmıyorum tek başıma. Şimdi bunlar kesin benim bilmediğim bi yere gitmişlerdir yemeğe çünkü ben geldiğimden beri restoranta falan gitmedim burda. Herşey hem ateş pahası hem de yemeklerin üstüne iğrenç soslar koydukları için ya yiyemiyorum ya da yesem de anında midem bozuluyor falan filan.. Of.. Tek başına çıkmak var, mekanı bulmak var, eğer arkadaşım da almanca biliyorsa gecenin çoğunu sessiz azınlık olarak geçirmek var, bunun bi de dönüşü var, ve bir de yarın sabah erkenden kalkıp kuasarlar dersine yetişmesi var. İyisi mi ben sessiz sedasız evimde oturup kuantum çalışayım, hiç olmadı örgü falan örerim... =/

Zaten Zerrin'cime de ulaşamıyorum, teleşlıyım öğlenden beri..

30 Kasım 2008 Pazar

Gölgelerin gücü adına!!! Güç bende artık!


Yeni kararımı açıklıyorum: 14 Şubat 2009'a kadar tüm depresyonlarımı ve canımı sıkan tüm insanları askıya aldım.

Neden mi? Çünkü yapacak çok işim var! Uğraşamam hiçkimse ve hiçbirşey için üzülmekle. A bu demek değil ki witchie duygusuz olacak. Pek tabii özlem duyacağım, seveceğim, mutlu olacağım, üzüntüyü paylaşacağım, acıkacağım her hangi birşeye ve doyacağım herhangi birşeyi yapmaya ama üzülmek ve sıkılmak yok. Çünkü gerek yok. Çünkü değmiyor. Çünkü ne hiçbirkimsenin ne de hiçbirşeyin beni daha fazla acıtmasını ve üzmesini istemiyorum.

Hani ben o hakkı vermedikçe kimse beni üzemez ya, işte vermiyorum o hakkı kimseye. Tüm üzme, acıtma, incitme hakları askıya alınmıştır, kamuoyuna açık duyurudur!

Paylaşmak için, sevinmek için, mutlu olmak için önümüzde 75 gün var! Sizler de(evet sen de pilli cadı, ve sen de Zerrin'cim) ister devam edin üzülmeye değmeyecek şeyler için kendinizi üzülmeye, ister ben de varım diyip beri gelin! Hodri meydan!

23 Kasım 2008 Pazar

Witchie is grupmy today..

Uyudum uyandım hala aynı boğukluk var içimde. Çıkıp biraz koşsam, gelip bi duş alsam sonra fotoğraf makinemi asıp boynuma gidip gezsem Weihnachtsmarkt dedikleri büyülü yeri... Geçen yılki gibi bu yıl da Christmas büyüsü şehri sarmalamaya başlıyor yavaş yavaş. Koca koca yıldızlar sanki geceleri ben altında oturup bakıp mutlu olayım diye asılmış gibi. Geç saatlere kadar şehir merkezindeki canlılık sanki beni neşelendirmek için. Dönmedolaplar, vitrinlerdeki upuzun tren rayları ve minicik trenlerden çıkan ses, mutlu mutlu gülümseyen insanlar... yılın çeşitli zamanları var ki mutlaka dünyanın belirli yerlerinde olmak gerek. Nasıl ramazanda Kayseri'de veya İstanbul'da veya veya Antalya'da olmak güzelse, yeniyıl zamanı da mutlaka bir hıristiyan şehrinde olmak gerektiğini düşünyorum. Peki şehir beni sevindirmek için en sevimli maskesini takmışken yüzüne, ben neden hala böyle patlayacak gibiyim? Dersler de yoluna girdi sonunda, cuma günü çok güzeldi mesela. Zaten bunun dışında da bi derdim yoktu ki..yani Türkiye'den uzakta olmak dışında..ama o da artık kabullenilmiş çaresizlik gibi..neyse yine de 19 Aralık civarlarında bir gün uçuşta olacağımı tahmin ediyorum, bir aydan da az kalmış olması güzel..ama bu bile heycanlandırmıyor beni bugün. Ruhsuzlaştım yine...