huysuz witchie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huysuz witchie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2009 Perşembe

içim genişliyo'

MSN'de çevrimdışı konumda, konuşmak isteyebileceğim birisinin online olduğunu görüp de online olmayı beklerken online olan insanlar nedeniyle çıkan sesten bile rahatsız oluyorum. Tam bir işkolik oldum son günlerde. İşimden alakasız olan herşey sinirlendiriyor beni. Şikayet eden insanlar sinirlendiriyor. Yanlışlıka ha bire kırdığım bardaklara sinirleniyorum ve iki de bir derince ve incecik kestiğim parmaklarımdaki yaralara da sinirleniyorum. Soğuğu severdim eskiden, çünkü sadece gökyüzünün altında olduğum gözlem gecelerine hastı, artık sevmiyorum. Bilmiyorum belki hala seviyorumdur ama en azından üşümekten yoruldum, bunu diyebilirim. Kırmızı kazağımı özledim, kırmızı ojelerimi de. "Beyaz ellerine en çok yakışan kırmızı ojeler" demişti bir dönem birden fazla insan, kimlerdi onlar bilmiyorum ama o dönemi hatırlayınca içim bi garip oluyor; çok aşk acısı çektiğim bir dönem olsa da kendimi çok güzel ve alımlı hissettiğim bir dönemdi aynı zamanda. Ben bir hatunum, ne garip... Sanırım son 1 yıldır bunu epeyi unuttum. Bakınca tokası makyajı falan yerinde, hatun olduğunun farkında gibi görünsem de...belki de abartıyorumdur, belki de sadece şu son bikaç günlük bişiydir. Böyle diyince de sanki hayatımda ters giden bişiyler varmış gibi oluyor. Hayır, hayatım gayet iyi. Çok daha iyi olabilirdi, ama değil, ama bu hali de gaaayet güzel, ama daha güzel olacağını biliyorum, çünkü bunun için çaba sarfediyorum. O zaman sorun yok demektir. Sağ elinin yüzük parmağının tırnağının hemen dibinde bir karton kesiği varsa, klavyede yazı yazarken tuşların kenarları oraya girip canını acıtabiliyor hatta yeniden kanamasına sebep olabiliyormuş, şimdi bunu tecrübe ettim. Canım acıyor, ve parmağım kanıyor. Kağıt kesiklerinden nefret ediyorum. Bi dolu işim var, üstelik de yapmaktan keyif aldığım, ve bitirince çok huzurlu hissedeceğim işler. Yapmaya kıyamıyorum sanki..tembellik değil ama sık sık gelen ve sık sık kovduğum b.ktan bir duygu var... yine geldi ve ben bu yazıyı bitirdikten sonra onu yine kovucam.
Eskiden facebook'ta çok fazla vakit geçirirdim, artık en fazla 3-5 dk duruyorum, sonra sıkılıyorum. Takip ettiğim blogları okurken de sıkılıyorum. Belli başlı birkaç on tane blog var günü gününe okuduğum ama onun dışındakilerden sıkılıyorum artık. İnternete neden o kadar bağımlıydım eskiden anlamıyorum bugünlerde. Sürekli ve hep kontrol etmek istediğim tek şey e-mailim çünkü başıma gelecek belalar da süprizler de ordan geliyor, gerisi boş. Peki ya internette eğlendiğim zamanlara nooldu? Yoksa bunlar büyümek mi oluyor? off... bu ne demek biliyo musun? Artık kuzenlerim için eskisi kadar ilgi çekici olmıycam demek... bu yılbaşı zamanı "witchie'cim, artık senin yanında da sıkılıyorum ben, büyüdün mü nedir" diyen kuzenimin haklı olması demek... ben nelerden zevk alırdım peki çalışmak dışında? gerçi çalışmaktan da süper zevk aldığım söylenemez, iş bitirmeyi seviyorum ben; "bu da bitti oh süper oldu" demeyi seviyorum. başka? bilmiyorum... insanın kendine gıcık olması çok sinir bozucu bişiy. içim içime sığmıyor ama iyi anlamda değil, daralıyorum gibi bişiy bu. Ama ben daralmıyorum, içim genişliyor sürekli, patlıycam sonunda sanki... dışarı çıkmalıyım belki de... ama dışarı çıkmak için giyinmek gerek, onu bile istemiyorum... buraya gelirken bir sinirle çıkınca evden, sevdiğim herşeyimi evde bırakmış olduğum için ve şimdi de giydiklerimi sevmediğim için, için için için için.... giyinmek de istemiyorum, dışarı çıkmak da istemiyorum... halbuki biliyorum, çıksam biraz, ne güzel olacak...
yarın gece eve doğru yola çıkıcam, cumartesi sabah Ankara'da olucam yeniden... Karakuş ve Zerrin'cimle güzel bir sabah kahvaltısının ardından teyzemler ve anneannem ve dedeme gidicem. güzel ev yemekleri yiycem, kesin anneannem sevdiğim bişiyler yapmıştır bana. hatta son zamanlarda teyzemle yarışıyorlar, hangisinin yaptığını daha çok sevicem diye, ben de şımarıyorum. sonra biraz birikmiş harçlıklarım varsa onlarla hemen euro alıp Bonn'daki birilerine göndericem ki banka hesabıma yatırsınlar, hesap yine eksiye geçti.... muhtemelen kuzenler falan da gelirler bizim eve cumartesi günü... akşam da kocaman sülale yemeği... pazar sabahı uyuşuk bi kahvaltı, akşam 5 gibi Başken oda orkestrasının konseri, konser sonrası gözlemevine gidiş. Sahi Ankara'da olup da gökyüzüne meraklı olan kimse varsa, bu Pazar günü Ankara Üniversitesi Gözlemevi halk günü adı verilen bi etkinlik yapıyor, herkesi davet ediyor, giriş ücretli mi bilmiyorum ama 2-3 TL olabilir, fazla olacağını sanmıyorum. Teleskoplarla Ay'a ve gezegenlere bakıyorsunuz. Gelirseniz haber edin mutlaka...gökyüzünü size bizzatihi ben anlatıcam! Aha bu da bu haftasonu için etkinlik bilgisi:

3 Mayıs 2009, HALK GÜNÜ ETKİNLİĞİ

Etkinlik Başlama saati: 19:30
Teleskoplarla İzlettirilecek Gök Cisimleri: Ay, Satürn, NGC2264, NGC2632, Mizar-Alcor, Albireo
Sunum: Astrofotoğrafçılık ve uygulaması (M57 Yüzük Nebulası + M27 Dumbbell Nebulası)
Belgesel: Deep Space (Derin Uzay)
Gökyüzü Tanıtımı: Mevsim itibariyle görülebilen takımyıldızların mitolojik hikayeleriyle birlikte tanıtımı

Neyse pazartesi sabahı da 8 otobüsüyle doooru Gayseri'ye...

Yazmak iyi oluyo, aklımın içinde dönüp duran düşünceler hem biraz şekillenmiş oluyo hem de aklımı terk ediyorlar ki yeni şeyler düşünebileyim, işime dönebileyim...
Bu yazıya resim falan yok, müzik de yok, içim genişliyo zaten...
Pffff....

21 Şubat 2009 Cumartesi

Psikolojik baskı uygulayan programlar


Skype: Take a deep breath!
Programı her açışımda karşıma çıkan bu salak uyarı yüzünden gerçekten derin bi nefes alıyorum, sonra da suni bir heyecanın içinde buluyorum kendimi. Alt tarafı bi program çalıştırdım niye kalbim öyle çarpıyo ki? Aptal aptal telkinlerde bulunmadan sessiz sakin açılsa olmaz sanki.

DC++ : Really exit?
Her defasında sanki o salak programı ebediyyen terk ediyormuşum da bana son bi kez soruyormuşcasına geriliyorum. O minik çarpıya bastımsa kapanmanı istiyorumdur işte, niye bi kez daha sorarak beni ikirciklendiriyorsun ki?

Firefox: Do you want to restore the previous session?
Sanki buna evet dersen geçmişten kopamayan, hep geçmişte yaşan birisi gibi hissediyorum kendimi, ama evet kapatmadan önce açık olan sayfaları görmek istiyorum yine, niye suçlu hissettiriyorsun ki beni?

Alışverişşş

Aslında sadece ayakkabı değil, kıyafet alışverişinde de öyle seksen saat harcamayı sevmiyorum, afakanlar basıyor. Hatta çoğu şeyi denemeden alıyorum. Her ne kadar giydiğim beden markasına göre değişse de tahmin edebiliyorum bana olacak olan şeyi az çok, zaten olmazsa da ertesi gün gidip değiştiriyorum, çok daha kolay oluyor o daracık kabinlerde eğilip bükülüp kan ter içinde kalmaktan. Ama ayakkabılar gibi sorunlu olduğum bir diğer şey de kotlar. Denemeden alınmıyor ve denemesi çok eziyetli, üstelik kendi başıma da anlayamıyorum iyi olup olmadığını, yani yanımda birisi daha olması gerekiyor, bense çoğunlukla alışverişe tek başıma çıkıp hızlıca alıp dönmeyi seviyorum. Bana fikir vermek için yanımda gelenlerse genellikle benim hiçbişiye doğru düzgün bakmadığımdan, o kadar hızlı geçersem asla ürünleri doğru düzgün göremeyeceğimden bahseder dururlar. Halbuki düzgün tasarlanmış bir dükkana kapısından kafamı uzatsam alıp almayacağım bişiy olduğunu şıp diye anlarım, büyük bir mağzaysa hızlıca bir tur atsam alacağım şey zaten göz kırpar bana. Ha bu söylediğim gece kıyafetleri için geçerli değil tabii ama zaten toplasam hayatımda en fazla 3 kere öyle bir alışverişe çıkmışımdır. Bak yazınca aklıma geldi yine, kot alışverişindeki sıkıntılar nedeniyle bi kota yapışıp günlerce üstümden çıkarmayıp, bi gün yıkayıp hemen ertesi gün yeniden üstüme geçirdiğim zavallı kotlarımdan iki tanesi hayata gözlerini yumdu, en kısa zamanda gidip onları terziye vermeliyim ki yeniden hortlasınlar, keza alışverişe falan gitmek İSTEMİYORUM!

15 Şubat 2009 Pazar

Neden uyanıyorduk?

Hani uyandığın anda gözlerinin içinin parladığı, süper mutlu ve keyifli uyandığın günler vardır ya, işte bugün onun tam tersi. Uyandım ama sanki "Ne var lan yine niye uyandık, noolcak yani" hali var gözlerimde.

Uyanalı 20 dk kadar oldu. Parça parça aklıma geliyor gördüğüm rüya; kocaman bir gemi, deniz, bilmediğim bir şekilde Anıtkabir, bir haber ajansı, parçalanmış bir bayrak direği, yaramaz çocuklar, deniz, turistler, ODTÜ'nün içinde kaybolduğumda tırmandığım yeşil ve dolambaçlı yollara benzer beyaz tepeler...

Uyanamadım mı ben daha yoksa nedir? Uyandımsa da.. Neden uyandım ben? Niye uyanıyorduk, birisi söyleyebilir mi bi zahmet lütfen...

10 Şubat 2009 Salı

?

Dünün bitmek bilmeyen aksiliklerinden sonra, bugün henüz bir aksilik olmadı ama bir tane ve kocaman aksilik olmasını bekliyorum, o da az sonra gideceğim yabancılar bürosunda olabilir sanırım. Keza, adamların istedikleri belgelerden birsini daha dün gece farkettim ve şu anda onu temin etmem imkansız. Arrrgghhh!!!

8 Şubat 2009 Pazar

Huysuz Witchie

Her ne kadar yerimde duramayışım dalgalı denizlerden kaçmış olsa da içime, iş inada bindi mi veya bir mecburiyet söz konusu oldu mu ne kadar huysuz ve çekilmez bir cadı olduğumu beni iyi tanıyanlar bilir. Hele ki sinirlendiğimde... Asabi birisi oluşum Allah'ın emri zaten, ama bu demek değil ki 7/24 sinir küpüyüm. Azcık suyuma gidilse yapamayacağım şey yok.

Herşey bi yana, benimle didişmeyi seven ama bunu saygısızlığa dönüştürmeden yapan, kızdırsa da hemen gönlümü alabilen, benim suyuma gitmesini bilen ve bana ben istemediğim halde kendi istediklerini yaptırmayı beceren insanlara ilk başlarda alenen sinir oluyorum ama genellikle bu insanlar benim çok sevdiklerimden oluyor ki bişiy gelmiyor elimden. Sonra zamanla saygım artıyor onlara, çok artıyor hem de. Sonra zaten kalbinde fersah fersah sevgi taşıyan birisi olmama rağmen evrene sığmaz hale geliyor sevgim o insana karşı.

Bu insanlar zaten beni çözmüş kimseler oldukları için genelde bi kere girdiler mi bi daha çıkmazlar hayatımdan kolay kolay. Ama son zamanlarda bu özel insanlarımdan yakın çevremde pek olmayışının eksikliğini farketmeye başlamıştım. Didişmeler olsa da sonunda ya iş samimiyetle saygısızlık arasındaki sınırda takılıyor, ya ben sinirlenmemek için alttan alıp konuyu değiştiriyorum ya da gerçekten o kadar çok sinirleniyorum ki tadım kaçıyor.

Dün ne yazık ki böyle garip ve uzun bir sinir harbi sonrası biraz kırıcı oldum sanırım. Ama şimdi düşününce işte...tamam öyle sert tepkiler yerine daha sakin olabilirdim, belki daha alttan alabilirdim belki sakınabilirdim konuşmayı devam ettirmekten ama benim de bir sinir sistemim var ve çok fazla üstüne gidildiğinde ani çıkışlar olabiliyor her ne kadar istemesem de... İşin kötü, üzücü, gece boyu beni bi o yana bi bu yana döndüren kısmı bu ama bir de sabah uyandığımda daha net bir şekilde fark ettiğim güzel bir sonrası var.. Ben o kızmış cadıdan ne zaman geçtim de yüzünde salak bir tebessümle ekrana bakmaktan başka bişiy yapmayan, kimi an kalbi ruhundan hafif duran, kimi an kalbi ruhundan hızlı çarpan bir cadıya dönüşüverdim dün gece? :) Cadı olan benim, sihirler benden çıkıyor ama zaman zaman sanki birileri de bana bu tür bişiyler yapıyo gibime geliyo...

Garip belki ama başta bahsettiğim, ben istesem de istemesem de bana istediğini yaptırmayı bilen birileri olduğu zaman etrafımda, güvende hissediyorum kendimi. Bunu yapabilen çok az insan çıktığı için, çok az insan bu geçiş hakkını kazanabildiği için, çok az insan bunu dozunu bilerek kullandığı için sanırım, böyle birisi varsa hayatımda, huzurlu ve rahat hissediyorum kendimi...

Aklıma geliverdi işte, yazmak istedim kendimi biraz. Selam olsun bana laf geçirebilen nadir insanlara!

25 Ocak 2009 Pazar

Yenilendik!

"Bu arkaplan rengi çok kötü"
"Yok yok, asıl yazıların rengi kötü"
"Hayır, bence fontlar olmamış" vb. diyen herkese müjdeee!

Evet efendim gördüğünüz üzere, Pilli Cadı'dan esen yenilik rüzgarlarına kapılarak biz de yenilendik. Yapmak istediklerimiz henüz bitmedi ve fakat hepsini illa ki bi kerede yapcaz diye bi kural yok. Keyif bizim, blog bizim, ne zaman istersek süsleriz püsleriz, sonra kuantum sınavı gelince de ben neden ders çalışmadım diye ah vah ederiz, bu ayrııı, bunu hiiiiiç karıştırmayın şimdi. Fakat hoşuma gitmeyen bişiy var; bu tepedeki şey böyle morlu değil gayet asil bir lacivert iken photoshop'da, burada neden böyle oluyor bilmiyorum ve sinirleniyorum!

Yeniliklerle yeniden karşınızda oluciiz efenim, görüşmek üzere, esen kalın...

14 Ocak 2009 Çarşamba

"Finlandiyada bir hobbit" hikayesi yazamam ki..

Şimdi şöyle oldu: Süper verimli iki günün ardından 'bugün azcık alışverişe çıkıyım da kasımdan beridir hep ertelediğim şu masa takvimimi alıyım artık kendime' dedim ve tabii ki bulamadım, kalmamış. Nasıl sinirlendimse yine kendimi çok rezalet hissederken yakaladım; akşam oldu, AOM oynayalım dediler; he dedim; sonra vazgeçtik film izleyelim dedik ama filme konsantre olamadım ben her zamanki gibi; odama iniyim bari dedim; inerken de sinirlerim boşaldı azcık böyle şıpır şıpır damladı bi üç-beş damla; yazdığım kodu çalıştırıp yatarım diyodum ki baktım bi hobbit var msn'de; piştt demiş, uyanık mısın? demiş, nasılsın? demiş; anam bi sevindim bi sevindim, gerisini siz tahmin edin, saat 01:45'de başladık konuşmaya, aha saat yine olmuş 4 çubuk! Ona anlatıyodum 'bugün alışverişe çıktım aradığım şeyi bulamadım çok üzüldüm, kendimi mutlu ediyim diye 3 ay öncesinden kendime doğumgünü hediyesi aldım ama tam benim için üretmiş adamlar almazsam olmazdı' derkeeeen baktım ki tarif edemiyorum bi türlü, hemen fotoğrafını çektim, işte buyrun bakın; biriniz diyosa ki "yooooook witchie, bu hiç senlik değil" yarın gidip iade ediyorum =P yok yok imkanı yok iade falan edemem, aksine ilk fırsatta hediye paketi yapıcam kendim için, üst raflardan birine kaldırıcam, doğumgünümde hatırlayıp açıp çok sevinicem.


A bi de mart sonunda bizim burdaki TLH tayfası Finlandiya'ya ordaki arkadaşımızı ziyarete gidiyo. Hem de gidiş geliş 40 euro! Kalacak yerimiz zaten var, süper ucuz, süper güzel olacak yani ama ben büyük ihtimalle gitmiyorum. İhtimaller şöyle ki:
- Tüm sınavları geçtimse zaten Türkiye'de olucam bi güzel 1 ay tatil yapıcam, ne işim var Finlandiya'da?
- Sınavları geçtim ama Maria dediyse "gel bakiim çalış köleee" diye, tezime başlamış olucam, ne işim var Finlandiya'da?
- Sınavları geçemezsem bütünlemeler olacak o zamanda, ne işim var Finlandiya'da?

E ne işim var Finlandiya'da? =)))

17 Aralık 2008 Çarşamba

Kısa kısa ...


* İbrahim hoca ile seminer gününü kararlaştırdık sonunda, benim istediğim güne tamam dedi ve sunumun başlığını sordu! Anacım daha iki satır okumadım ki? Ben o konuya en son 3 sene önce bakmıştım, rezalet!!! Hemen bişiyler okumaya başladım! En sevdiğim iş bu yaa! Ders yok bişiy yok, araştır, oku, öğren, kodunu yaz, analizini yap, olmasın bi daha yap, yine olmasın sinirlen kudur ama yine yap. Allah'ım sonunda sevdiğim kısma sıra geldi!!!

* Artık burdakiler de benim mükemmelliyetçi bir uyuz cadı olduğuma kanaat getirdiler. Tamam mükemmelliyetçi olduğum doğru ama bunu insanlara nasıl böyle itici bir şekilde yansıttığımı hiç bilmiyorum. Nasıl yapıyorum ya nasıl? Geçen akşam yaptığımız Christmas partisinde birisi Felix'e "her gün için kötü şakalar" adında abuk bi kitap almış, o gün için yazılan şey de "en iyiyi yapmaya çalışan insanlar aslında en kötülerdir" gibi bişiy, Erik atladı hemen, bak bu sensin diye. Gerçi o bunu demeden 15dk önce ona bi fırça kaymıştım o yüzden olabilir ama canım sıkıldı yine de. Kalbim kırıldı desem daha doğru sanırım..

* Pazar günü kalkıyor uçağım ama keşke daha erkene alsaymışım diye pişman oldum. Raquel bugün gidiyo, Elena yarın gidiyo, ben iyice yalnız kalıcam burda. Aslında kafasını kullanan bi cadı olsam bundan istifade edip oturup seminerimi hazırlarım ama bakalım, görücez...

* Köln'e gitmeyi çok istiyorum şu weinachtsmarkt meselesi orda nasıl acaba? Ama Elena yarın yola çıkcağı için bugün valiz toplıycak muhtemelen o yüzden bu akşam gidemeyiz, sonraki akşamlarda da gitmek istersem burdaki oğlanlardan birini almam gerekecek yanıma, bakıcaz bakalım...

* İbrahim hoca bi anda bana seminer başlığımı sormasa bugünkü niyetim fotoğraf makinamı alıp biraz daha Christmas fotoğrafı çekmekti ama sanırım öğleden sonraya erteyicem o işi.

* Kendimi mutlu etmek için, en sona sakladığım işi yaptım ptesi günü ama o bile mutlu etmedi beni. 2009 ajandamı aldım kendime, ama o kadar uyuzum ki içine adımı yazmak bile gelmiyor içimden. Bugün çıktığımda masa takvimimi de alırım belki. Tüm neşem kaçtı gitti bi yere, şeytan aldı götürdüyse satamadan getirir umarım tez vakitte.

* Odamı hep severdim de son aylarda çok daha fazla sever oldum. Hiç dışarı çıkmadan günlerce burda yaşayabilirim sanırım.

* Şu örgüyü bitirirsem, Cumartesi günü doğumgünü olan bi arkadaşım var ona hediye etmeyi planlıyorum. Böylece o kadar da yakından tanımadığım birisine hediye alma stresinden kurtulmuş olucam ve hediyesini sevmese bile el emeği olduğu için birazcık sevecek her halükarda, böylece yırtmış olucam.

* Gözlemsel Astronomi dersinin ödevi hala duruyor, üniversitenin sistemine girip de beni bırakmışlar mı naapmışlar bakmak bile istemiyorum. Nasıl olsa o dersi geçmek zorundayım er ya da geç. Tr'ye gelince Gökhan'ın yakasına yapışıp Sextractor sorunlarımı halledersem süper olacak ama buna özel bir gün ayarlamam gerek.

* Anneannem çam ağacımızı atımış =( çok üzüldüm duyunca ama onu üzmemek için bişiy demedim. Sadece yenisini isterdim diye tutturdum o da tamam alırız sen gelince dedi. Ama benim planım ptesi günü Haydut ve Eşkiya ile birlikte evi süsleyip ertesi gün Kayseri'ye gitmekti. Bu durumda geldiğim gün hemen alışveriş fasılları gircek devreye.. Of alışveriş kusucam artık! Belki Eşkiya'yı gönderirim almaya, ya da yakınlarda bi yerde varsa ilk bulduğumuzu alırız artık. Bu ev süslemesi faslı bile heycan vermiyor bana bu günlerde. Halbuki gereksiz yere burda bulduğum güzel süsleri bile aldım evde asıcam diye. Of neler oldu bana yaa...

* Şimdilik böyle, seminerin en azından başlığını bulup, Ferhat Hocama haber verip İbrahim hocaya iletmem gerek. Sonra çıkıp fotoğraf çekebilirim, hatta belki akşamı beklemeden Köln'e giderim.

* Aaaaa, çamaşır yıkamam gerek, unuttum yine!

7 Aralık 2008 Pazar

Vermeyince Mabud, neylesin Mahmut?

Eğer ortaokul çağında değilseniz, bir cep telefonunuz olduğunu ailenizden gizlemiyorsanız, annenizle kız arkadaşınız kanlı bıçaklı değilse, aileniz sizi eşicinsel sanmıyorsa ve 21. yüzyılda yaşıyorsanız; sevgiliniz sizi aradığında açmama sebebiniz
annenizin peşinizden ayrılmaması yüzünden evde telefonda konuşamıyor olmanız
olamaz sanırım? A-aaa, olabilir mi, cidden miiii? Ay inanmıoooruuuuuummmmm.... Nassı üzüldüm nassı üzüldüm annnatımammmm... Yani telefonu açıp naber, nasılsın, faslını fazla uzatmadan şu anda uygun değilim sonra görüşelim dediğiniz zaman anneniz sinir krizleri geçirecek, ölüm döşeğindeki hastanız gürültüye uyanacak, herkes anında anlayacak telefonun diğer ucundakinin sevgiliniz olduğunu di mi, di mi, dii miiiii... Ama ben neden göremiyorum alnımda yazan yazıyı, işte bunu çözemedim bi türlü. O da olur zamanla inşşallah, Allah büyük! Ya sabır! Ya sabır! Ya sabır, ya sabır, ya sabır!

23 Kasım 2008 Pazar

Witchie is grupmy today..

Uyudum uyandım hala aynı boğukluk var içimde. Çıkıp biraz koşsam, gelip bi duş alsam sonra fotoğraf makinemi asıp boynuma gidip gezsem Weihnachtsmarkt dedikleri büyülü yeri... Geçen yılki gibi bu yıl da Christmas büyüsü şehri sarmalamaya başlıyor yavaş yavaş. Koca koca yıldızlar sanki geceleri ben altında oturup bakıp mutlu olayım diye asılmış gibi. Geç saatlere kadar şehir merkezindeki canlılık sanki beni neşelendirmek için. Dönmedolaplar, vitrinlerdeki upuzun tren rayları ve minicik trenlerden çıkan ses, mutlu mutlu gülümseyen insanlar... yılın çeşitli zamanları var ki mutlaka dünyanın belirli yerlerinde olmak gerek. Nasıl ramazanda Kayseri'de veya İstanbul'da veya veya Antalya'da olmak güzelse, yeniyıl zamanı da mutlaka bir hıristiyan şehrinde olmak gerektiğini düşünyorum. Peki şehir beni sevindirmek için en sevimli maskesini takmışken yüzüne, ben neden hala böyle patlayacak gibiyim? Dersler de yoluna girdi sonunda, cuma günü çok güzeldi mesela. Zaten bunun dışında da bi derdim yoktu ki..yani Türkiye'den uzakta olmak dışında..ama o da artık kabullenilmiş çaresizlik gibi..neyse yine de 19 Aralık civarlarında bir gün uçuşta olacağımı tahmin ediyorum, bir aydan da az kalmış olması güzel..ama bu bile heycanlandırmıyor beni bugün. Ruhsuzlaştım yine...