Msn'de vs. iki satır bişiy yazıp 5 dk cevap vermeyen insanlara sinir oluyordum eskiden, artık "meşgul demek ki ama söylemeye çekiniyodur belki" diyip ben de kendi işime dönüyorum. Ama ben böyle yapınca birden bire, "haa gidiyo musun, iyi bari" diye sitem edenlere ve "aaaa yok canım burdayım, ne meşguliyeti" tepkilerine daha çok sinirleniyorum. Ulan hödük, madem meşgul değilsin beni niye bekletiyosun ekranın karşısında? Ben işimi gücümü bırakıp sana laf yetiştirmeye çalışıyorum ama sen bi meşguliyetin olmadığı halde beni öylece bekletiyosun, bu mudur yani? Bi aklınızı başınıza devşirin yaa! Bi sinirlendirmeyin beni!!! Sabahtan akşama pc karşısında sırayla herkesin uygun olduğu saatleri bekleyip sadece sohbet etmemi mi bekliyorlar yoksa tek işimin msn, gtalk muhabbeti olduğunu mu sanıyorlar, çözebilmiş değilim.
21 Şubat 2009 Cumartesi
Bekle!
Msn'de vs. iki satır bişiy yazıp 5 dk cevap vermeyen insanlara sinir oluyordum eskiden, artık "meşgul demek ki ama söylemeye çekiniyodur belki" diyip ben de kendi işime dönüyorum. Ama ben böyle yapınca birden bire, "haa gidiyo musun, iyi bari" diye sitem edenlere ve "aaaa yok canım burdayım, ne meşguliyeti" tepkilerine daha çok sinirleniyorum. Ulan hödük, madem meşgul değilsin beni niye bekletiyosun ekranın karşısında? Ben işimi gücümü bırakıp sana laf yetiştirmeye çalışıyorum ama sen bi meşguliyetin olmadığı halde beni öylece bekletiyosun, bu mudur yani? Bi aklınızı başınıza devşirin yaa! Bi sinirlendirmeyin beni!!! Sabahtan akşama pc karşısında sırayla herkesin uygun olduğu saatleri bekleyip sadece sohbet etmemi mi bekliyorlar yoksa tek işimin msn, gtalk muhabbeti olduğunu mu sanıyorlar, çözebilmiş değilim.
Psikolojik baskı uygulayan programlar

Skype: Take a deep breath!
Programı her açışımda karşıma çıkan bu salak uyarı yüzünden gerçekten derin bi nefes alıyorum, sonra da suni bir heyecanın içinde buluyorum kendimi. Alt tarafı bi program çalıştırdım niye kalbim öyle çarpıyo ki? Aptal aptal telkinlerde bulunmadan sessiz sakin açılsa olmaz sanki.

DC++ : Really exit?
Her defasında sanki o salak programı ebediyyen terk ediyormuşum da bana son bi kez soruyormuşcasına geriliyorum. O minik çarpıya bastımsa kapanmanı istiyorumdur işte, niye bi kez daha sorarak beni ikirciklendiriyorsun ki?
Her defasında sanki o salak programı ebediyyen terk ediyormuşum da bana son bi kez soruyormuşcasına geriliyorum. O minik çarpıya bastımsa kapanmanı istiyorumdur işte, niye bi kez daha sorarak beni ikirciklendiriyorsun ki?
Firefox: Do you want to restore the previous session?Sanki buna evet dersen geçmişten kopamayan, hep geçmişte yaşan birisi gibi hissediyorum kendimi, ama evet kapatmadan önce açık olan sayfaları görmek istiyorum yine, niye suçlu hissettiriyorsun ki beni?
Labels:
DC++,
firefox,
huysuz witchie,
psikolojik baskı,
sinirlendirme beni,
skype
Alışverişşş
Aslında sadece ayakkabı değil, kıyafet alışverişinde de öyle seksen saat harcamayı sevmiyorum, afakanlar basıyor. Hatta çoğu şeyi denemeden alıyorum. Her ne kadar giydiğim beden markasına göre değişse de tahmin edebiliyorum bana olacak olan şeyi az çok, zaten olmazsa da ertesi gün gidip değiştiriyorum, çok daha kolay oluyor o daracık kabinlerde eğilip bükülüp kan ter içinde kalmaktan. Ama ayakkabılar gibi sorunlu olduğum bir diğer şey de kotlar.
Denemeden alınmıyor ve denemesi çok eziyetli, üstelik kendi başıma da anlayamıyorum iyi olup olmadığını, yani yanımda birisi daha olması gerekiyor, bense çoğunlukla alışverişe tek başıma çıkıp hızlıca alıp dönmeyi seviyorum. Bana fikir vermek için yanımda gelenlerse genellikle benim hiçbişiye doğru düzgün bakmadığımdan, o kadar hızlı geçersem asla ürünleri doğru düzgün göremeyeceğimden bahseder dururlar. Halbuki düzgün tasarlanmış bir dükkana kapısından kafamı uzatsam alıp almayacağım bişiy olduğunu şıp diye anlarım, büyük bir mağzaysa hızlıca bir tur atsam alacağım şey zaten göz kırpar bana. Ha bu söylediğim gece kıyafetleri için geçerli değil tabii ama zaten toplasam hayatımda en fazla 3 kere öyle bir alışverişe çıkmışımdır. Bak yazınca aklıma geldi yine, kot alışverişindeki sıkıntılar nedeniyle bi kota yapışıp günlerce üstümden çıkarmayıp, bi gün yıkayıp hemen ertesi gün yeniden üstüme geçirdiğim zavallı kotlarımdan iki tanesi hayata gözlerini yumdu, en kısa zamanda gidip onları terziye vermeliyim ki yeniden hortlasınlar, keza alışverişe falan gitmek İSTEMİYORUM!
Labels:
alışveriş,
alışverişi sevmiyorum,
dene yanıl,
giy çıkar,
huysuz witchie,
jeans,
kot
Ayaklara özgürlük!
Alışverişin sadece kadınlara özgü bir tutku olmadığını görecek kadar alışveriş tutkunu erkek tanıdım, hatta özellikle ayakkabı konusunda tanıdığım birçok erkekğin tandığım birçok kadından daha tutkulu olduğunu söyleyebilirim. Ama yine de kadınların adı çıkmış ya dokuza, özellikle ayakkabı alışverişi konusunda, ünümüz çok vahim. Gel gör ki durum benim gibi bir cadı olunca iş değşiyor biraz, keza ben NEFRET ederim ayakkabı alışverişinden. Bi dolu ayakkabım olsun ister miyim onu bile bilmiyorum. Ayakkabılar konusunda tek istediğim, üç yazlık iki kışlık ayakkabım olsun, hepsi bu. Ama tabii ki daha fazla ayakkabım var çünkü acıttıma derecelerine göre giyilebilirlikeri değişiyor ve bu acıtma katsayılarının yüksekliğini ne yazık ki satın alırken hiç çaktırmıyor bu lanet şeyler. evet topamda 5 çift yeter bana ama mümkünse onları da ben gitmiyim almaya, ve mümkünse lütfen yara yapmasınlar, canımı acıtmasınlar, su toplatmasınlar. Ne zaman ayakkabı almak istesem bi kere sevdiğim modeli bulmam imkansız gibi olur. Neden kadınların ayaklarını küçük gösterme isteği vardır bilmiyorum ama zaten küçük ayaklı birisi olarak bir numara büyük ayakkabı almama rağmen hala acıtan yerler oluyorsa, normal boy alanlar kim bilir ne acılar çekiyor diye düşünmeden edemiyorum. Sevdiğim modeli bulunca da 36 numarasını bulmak işkence. Tamam 37'ye de razıyım, ama 39 vermeye kalkışmak tamamen saçmalık yani. Ha 35 numara bile giyebiliyorum kimi zaman ama bulabilmek için çocuk reyonuna inmek gerekiyor. İşin açığı, ben bakınca hiç de küçük görünmüyorlar, hatta kışlık ayakkabılarımı özellikle büyük alıyorum ki 2-3 kat giydiğim yün çoraplar başıma bela olmasın kış boyu. Ama yine de ayaklarıma bakıp, bunların üstünde yürümeyi başarabiliyor musun gerçekten, diye soran arkadaşlarımı anlamam mümkün değil. Vallahi o kadar küçük değiller yahu! Belki de bu ayak meselesi de benim ten rengim gibi, bana özgü bişiydir.. Nereme dokunulduğunu anında ifşa etme özelliği barındıran sevgili bembeyaz tenim, azıcık dokunsam bile kızarabiliyorsa; sevgili ayaklarım da belki azıcık bir basınca aşırı tepki veriyorlardır, bilemiyorum. Öneceleri "hepi topu ayağıma giyeceğim, çamurlara batıp çıkacağım ve yoldaki teneke kutulara tekme atacağım ayakkabılara neden tonlarca para veriyim ki" diyip aldığım ucuz ayakkabılara atıyordum suçu ama verdiğim paraya bakmaksızın istisnasız her yeni ayakkabının minik ayaklarımla girdiği savaşı görünce anladım ki sorun ucuzluğunda, markasında veya kalitesinde değil. Nerden mi aklıma geldi? S&C'de (evet rezil bir biliminsanı olarak bu diziyi de izliyorum) hatunların öylesine taptığı bişiy olarak gösteriliyor ki, onlar ayakkabı reyonlarına baktıkça bana afakanlar basıyor. Ne yalan söyliyim, yazın asfaltın sıcaklarından ayaklarım yanmadığı ve cam kırıkları olmadığı sürece çıplak ayak yürüyüp eve gelince seksen bin kere ayaklarımı yıkamak suretiyle dezenfekte etmeyi tercih ediyorum. Kimi insanlar çıplak dolaşmayı sever ya hani, benim de ayaklarım öyle, çıplak yaşamak istiyorlar. O denli ki, hep alıştığım terlikleri giyemezsem ikide bir biyerlere takılıp tökezliyorum. Boşuna teee Ankara'lardan getirmedim terliklerimi di mi? Boşuna yerden ısıtmalı ev hayali kurmuyorum di mi? Terlik giymeye gerek yok, üşütme ihtimali de yok, süper işte!
Labels:
alışveriş,
alışverişi sevmiyorum,
ayakkabılar,
ayaklarım
20 Şubat 2009 Cuma
+18 Anlamadığım itiraflar
Bir zamanların eski bir itirafçısı olarak hala da zaman zaman girip okuyorum itiraf.com'daki itirafları. "Ulan o kadar samimi itiraf yazdım ama yayınlamadı gıcık sitesahibi, biraz da atmasyon yapalım hele" dediğim itirafların büyük çoğunluğu yayınlandığı için ve yıllarca okumuşluğum, ordan insanlar tanımışlığım olduğu için, çok iyi biliyorum hangi itiraflara inanılıp inanılmayacağını. Ama bir kategori var ki anlamam mümkün değil. O da evliliğinde kocası ile sevişmek zorunda(!) kalan kadınların ve karısı ile sevişmek istemeyen(!) erkeklerin itirafları. Evet, son 3 gündür yine dadandım bu siteye ve ha bire itiraf okuyorum. Şimdi de HIMYM izlerken, 2. Sezon 19.Bölüm'deyim henüz, evlilik ile ilgili yapılan espiriler arasında da bu tür durumlar var. Ve benim anlamadığım şu ki; neden hala evli kalıyor bu insanlar? Tamam evlilik tabii ki sadece cinsellik değildir, ve hatta belki de cinsellikle hiç alakası yoktur evliliğin ama,
taraflardan birisi bunu zorunluluk olarak görüyorsa, bundan kaçacak delik arıyorsa, veya ceza ödül sisteminin bir parçası haline gelmişse... yani bir ilişkideki en içsel şeylerden birisi bu kadar ayakaltı edilmişse daha ne demeye yanyana durur ki bu insanlar? Bu zorunluluk meselesi kafamı kurcalıyor. İnsan eşiyle bir yatağı paylaşmaya zorunlu olabilir mi yahu? Tam aksine evlilikteki en güzel paylaşımlardan biri değil midir bu? Yanyana uyumak ne kadar huzur verici ise yanyanayken uyuyamamak da o kadar güzel değil midir, ve sen bunlardan herhangi ikisini bile yapamayacak kadar azap olarak görüyorsan neden hala yanında durursun ki o insanın, benim aklım almıyor. Sanırım insanlar gerçekten evlenmenin ne demek olduğunu düşünmeden kalkışıyorlar bu işe de onun için böyle oluyor...
Labels:
+18,
aptal mısın sen witchie,
aşk,
aşk lazım aşk,
ben anlamadım,
ben ne anlarım zaten,
evlilik,
HIMYM
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)