5 Nisan 2010 Pazartesi

The Blind Side vs. The Pursuit of Happyness

The Blind Side izledik geçen gece. Başarı hikayesi diyor ama başarı hikayesi falan değil bence şans hikayesi. Çalışırsan kazanırsın, azmetmeye devam et falan demiyor. Sen şansını fazla zorlamasan, pek kasmasan da kendini eğer hayat sana yardım etmek istiyorsa ediyor, yeter ki sabırlı olmasını bil! diyor bence.

/spoiler
Çocuk kendine göre gayet über bir okula gitme şansı buluyor ama çaba sarfetmiyor (tabii ki çeşitli nedenleri var ama sonuçta ders çalışmıyor.). İyiliksever bir hatun onu evine alıyor, dahası evlat ediniyor, dersleri iyi değil diye özel hoca tutuyor. Şansa bakın ki özel hoca da süper biri. Ha hocayı bulanlar zaten ancak süper birini işe alacak kimseler oldukları için pek de şaşmamak gerek ama o çocuğun yerinde ben olsam kesin abidik gubidik hocalar çıkardı karşıma, sonra da beni evlat edinenler "ne hocalar tuttuk ama yine de başarılı olamıyor bu çocuk, embesil midir nedir" derlerdi kesin. Çocuk amerikan futbolu oynayamıyor ama valide çıkıp iki laf edince birden işler değişiyor. Ben olsam o çocuğun yerinde, kadına aşık olur hayal dünyasına dalar daha da oyanayamaz hale gelirdim heralde. Tamam belki bu kadar değil ama hayat başarı filmlerindeki kadar şanslarla dolu değil ne yazık ki. Öyle olsa ben şimdi doktoramı bitirmiş olurdum. 
spoiler/

Gerçek bir başarı hikayesi için The Pursuit of Happyness izlenmeli bence, tekrar tekrar. Çünkü ancak gerçek hayatta 14 doların kıymeti o denli iyi bilinir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.