erciyes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erciyes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2009 Perşembe

heeeeelp piliiiiiiizzzz

Gittik Ankara'ya, nişan oldu bitti, bence garip komik saçma lüzumsuz anlar da yaşandı ama hiçbiri nâhoş değildi, hepsi de geleceğe bırakılan komik anılardı.

Asıl olay o değil şu: hani Erciyes'te araştırma görevlisi kadrosu açılmıştı ama kimi alacakları bile belliydi ve bana sen boş yere başvurma demişlerdi ya hani. Açılan kadro sayısının 4 katından fazla başvuran olursa o zaman bir ön değerlendirme yapıyorlar; ALES ve dil puanı kullanılarak bir ön değerlendirme katsayısı hesaplıyorlar. Ha işte buna başvuranların sayısı 5 kişi olunca bu ön değerlendirmeyi yaptılar ve o çocuk geçemedi! Sevindim mi? Hayır! Hem aslında o çocuğun u kadroyu hak edebileceğini düşündüğümden, hem de eteklerim tutuştu yahu ne sevinmesi! Bilseydim nişanı falan bırakır oturur evimde çalışırdım! Ha bi de milletin lafına uyup başvuru bile yapmayacaktım da NFA sağolsun, onun gazıyla Ziza'nın da getirdiği evraklarla başvuru yaptım koştura koştura. Şimdi mi? Sabahtan beri çalışıyorum güya ama saçma sapan şeylere bakıyorum öyle deli gibi. Aklıma ne gelirse ona bakıyorum. Biraz Güneş fiziği çalışıyorum, biraz gözlemsel aletler, sonra dönüp tayf bakıyorum biraz, biraz genel astronomi... Offf... şaka gibi... İşin açığı kadroda gözüm yok, ama sınava girince ben heycandan yine lâl olursam, heycanlanıp saçmalarsam çok fena olucak. Adamlar demeyecek mi bu kızın 3. masterı bu üstelik 2 sene de Bonn'da geçirdi ama hala bi b.k bilmiyo diye... Ben cevaplıyım tüm soruları da beni kadroya almasalar da olur. Ha alsalar çok süper olur tabii ama zaten çok umutsuz bakıyorum duruma...

Neyse ya, siz dua ediverin birazcık olur mu, noolur... Ben de biraz daha çalışayım da sonra en kısa zamanda nişan fotolarını da koyarım buraya artık...
PS: bi saattir aradığım terliği de bu fotoğrafı çekip bilgisayara aktarınca buldum, notların arasındaymış :)))

16 Mayıs 2009 Cumartesi

ben ne biliyim kimdir bu Erhan?


Sabah işler yetişmeyecek diye panik halindeydim çünkü talip olduğumdan biraz daha farkl bir iş yıkılmış oldu tepeme bir şekilde. "Tamam, sakin olursam halledebilirim belki" diye diye başladım ve fark ettim ki "oluyormuş yahu o kadar da zor değilmiş". Yüksek lisans odasında çalışıyorduk ama odada ders olacağı için ve bir şekilde tez aşamasındaki yüksek lisans öğrencilerine üvey evlat muamelesi yapıldığı için ortada kaldım. FFÖ'nün odası vardı aslında elimin altında ama anahtarım yoktu; anahtarı alabileceğim hiçkimse ulaşılabilir durumda değildi; acil durum odası olarak düşündüğüm kuzenimin odasına da gidemedim çünkü o da odasında değildi; sap gibi kaldığım için, çifte standartlar için ve dürüstlüğüm beş para etmediği için canım sıkıldı; dersin hocasına gidip söyledim "gidip çalışabileceğim bir yer yok siz ders yaparken ben de orda durup da sessizce devam etsem çalışmaya olur mu?" diye ama cevap olumsuzdu. Neyse sonrada FFÖ'nün odasının anahtarına ulaşabildim, pılımı pırtımı toplayıp oraya taşındım. Bi kez keyfim kaçtı mı, yeniden konsantre olmak o kadar da kolay değil. Nerden çıktı bilmiyorum ama bir şekilde eski mailleri kurcalarken buldum kendimi; sonra gmailime gelen ilk mailden başladım bakmaya; kısa bir yolculuk yaptım zamanda; biraz hüzünlendim, biraz güldüm, biraz...bi baktım zaman geçmiş, OnurCUM geldi yanıma, FFÖ online oldu aynı sırada; Mac kullanımda olmadığından beridir bilgisayar dolu evde bilgisayar sıkıntısı çektiğimiz için FFÖ'den izin aldım onun odasındaki PC'yi kullanabilmek için; bi kullanıcı hesabı açtım kendime; kuzenim geldi o sırada, akşam konsere gitsek mi gitmesek mi diye konuştuk; Erhan Güleryüz konseri varmış (??); ben isteksizliğimi belirttim, diyemedim ki kimseye "kim bu kardeşim Erhan Güleryüz?" diye, "ben zaten pek bilmem o adamı" diyip geçiştirdim. Tamam herkes söyledi durdu Ayna'nın solisti diye ama ne biliyim ben adam yeni albüm mü çıkardı yeni yeni şarkıları mı var yoksa Ayna'nın şarkılarını mı söylüyo hala kendi şarkıları gibi... serde erkeklik var tabii, zombi filminde olduğu gibi ses çıkarmayınca başıma iş aldım sonrasında (bu zombi meselesini bilahare anlatırım bi ara, stZiza'ya selam olsun burdan). Neyse, akşam olmuştu, karnımız acıkmıştı; şenlik alanına gidip karnımızı doyuralım dedik, kuzenimi de bekleyelim dedik, beklerken uzun zamandır okuyamadığım yazılarını okudum Ece'cimin yüksek sesle, OnurCUM uyuya kaldı tabii bu sırada :) Sonra hep birlikte şenlik alanına gittik, yeni sucuk ekmekciler denedim, en güzelini buldum sonunda ve bu sırada da ne zamandır süre gelen sucuk açlığımı da doyurmuş oldum. Sonrasında gittik Crazy Dance'e bindik, başlangıcı ve sonu süperdi ve o sırada kolumu çizdim o metal zımbırtılarla, başta çok acımadı ama sonrasında deriiin bi yarık oldu kolumda, kanadı acıdı. Sonra kuzenimle birlikte bindik gondola ama aşırı korku faktörü nedeniyle bitimine az kala durdurmak zorunda kaldık gondolu. Sonra Meral'in doğumgününü kutlamak üzere ötede bi yerlerde astronomi tayfası ile buluştuk; pasta, Sprite, Coca-cola, fotoğraflar, tuzsuz ayçekirdeği ve kısa bir tuvalet molasının ardından haydi konser alanına. E iyi tamam konser alanına ama, ben hala bilmiyorum ki kim bu Erhan Güleryüz? Ha bi de arada "adama ferdi tayfur mumelesi yapma" diye eleştiriler de alıyorum, adamı bilmiyorum, duruma gıcık oluyorum, her kime sorsam ki kimdir bu adam diye herkes aynı cevabı veriyor, ah gıcık gıcık gıcık!!! Neyse gidiyoruz konser alanına; geçiyoruz yerimizi alıyoruz derken kuzenim aklıma geliyo, acaba kalmışlar mıdır onlar da konsere diye, arıyorum, zar zor duyoruz sesimizi, ulaşmaya çalışıyoruz birbirimize, o sırada anlıyorum ki bu Erhan amca meğersem olduğu gibi Ayna şarkıları seslendirecekmiş, e süpeeer! yahu bilseydim ben en baştan heycan yapardım ki :))) neyse olan baştaki huysuzluğumla geçirdiğim zamanlara oldu ama çok güzel bi konser geçirdik OnurCUM'la, kuzenime ulaşamadık ve buna çok keyfim kaçtı, ama şenlikler hep böyledir zaten, bi kere kaybettin mi birisini bi daha bulmak imkansız gibidir. Gecenin sonunda astronomi tayfası bize geldi, önce uyuya kaldık biraz sonra Makedonya rakısı içtik, vampir oyunu oynadık, uyuduğumuzda sabah ezanı okunuyordu; "amma uzun sürdü yahu" dedim, horultu arasında "sabah ezanı hem uzun okunur hem de iki kıta daha uzundur zaten" dedi OnurCUM, ben de ezan sesi dinleyerek tatlı bir uykuya daldım...

Dün işte, böyle karmaşıktı, bugün de dün yaptığım tercümeden feyz alarak boool boool S&C izledim, sevgülümle vakit geçirdim derkeeen, vakit oldu bu vakit, Karakuş geldi çiğ köfte yapcaz dedi, stZiza geldi Eurovision izliycez dedi, ben de aldım notebooku elime, önce bi özet geçeyim de sonra da yaptığım tercümeleri temize geçip kaldığım yerden devam edeyim dedim...

İşte böyle..

Bi öncek yazı ile ilgili açıklamaları da uygun bi zamanda ayrıca yazmak istiyorum. Bu ayrıca yazacaklarım epeyi birikti ama bu sıralar aldığım ek işlerden kafa kaldıramadığım gibi hala daha bu işlerden 3-4 tanesine ihtiyacım var, bakalım nasıl becericem bunca şeyi. Üstelik çarşamba günü sunumum var ve daha hiçbirşey hazır değil. Ve daha da üstelik bu yazı çok kötü oldu ama tekrar okuyup kontrol etmeye vaktim de yok sabrım da, bu da böyle biraz itinasız biraz acele ama mutlaka geleceğe geçmişten bir not işte...

24 Aralık 2008 Çarşamba

24 Aralık 2008 - 00:57

yazmam gerek, o güzel gülen gözlere ve kendime haksızlık etmemek için...
yazmam gerek, o güzel dakikaları unutması kuvvetle muhtemel hafızama kurban etmemek için...

Gece 2,5da bindik Kent'in Kayseri arabasına, iğrençti. Fen-Edebiyat fakültesine vardığımızda sabah 8,5 civarındaydı, 09:55'di İbrahim Hoca'nın kapısını tıklattığımda, seminerime başladığımda 10:15, rahata erdiğimde sanırım 11'di.

Zerrincim, OnurCUK ve Ziza ile birlikte keyifli adımlarla ilerlemeye başlayıp titrek tavşanı gördüğümüzde kampüste, saat kaçtı bilmiyorum. Sanırım Stresi Rahatlık geçiyordu. Eve vardık, biraz zaman aldı benim hayatımın en rezil seminerini vermiş olmamın huzursuzluğunu ve fakat atlatmış olmamın verdiği rahatlığı farketmem. Ziza ve OnurCUK hemen kahvaltı hazırlıklarına giriştiler, aslında sabah 6'ya kadar beklemişlerdi kapılarını çalmamı ama böylesinin daha iyi olduğuna karar verdik sonradan, hayatımın en dostane ve en lezzetli kahvaltısını yaparken. Özellikle OnurCUK'un yaptığı peynir tavalama ve Ziza'nın yaptığı ekmeği anlatabilmeyi, ben yazdıkça sizin ağzınızda o tadı hissettirebilmeyi çok isterdim ama o şans bana aitti bu sabah.
Mükemmel ötesi bir kahvaltının ardından oturma odasına geçtik, aktarılacak filmler diziler müzikler ders notları, izlenecek komik videolar ve OnurCUK'un XVI. Ulusal Astronomi Kongresi'ndeki konuşması vardı bizi bekleyen. Gün içinde Mehemet ve James ile tanıştık, Seval'i de ağırladık kısa bir süre, Lazca'dan bahsettik, facebook çılgınlığından, 80leirn sonu 90ların başındaki çizgi filmlerden ve arkadaşlarımızdan bahsettik.
Zaman nasıl geçti bilmiyorum, tek bildiğim kendimi çok "aitmiş" gibi hissettiğim, uzun zamandır özlediğim sohbet ve çok güzel bir mutluluk tadı... Kocaman bir teşekkür burdan sizlere, o güzel gün ve içimi ısıtan o güzel gülen gözleriniz için..

Akşam vakti, Şener ve taze sözlüsü ile buluştuk, halamın evine gittik. Babaannem de ordaydı, ve Zekiye ve çocukları. Son bıraktığımda pencereden dışarı bakıp "dıgıl dıgıl" diyen Elif'i artık konuşan ve yürüyen ve hatta sıkıca parmaklarımdan tutup benimle danseden bir tombalak olarak buldum karşımda. O huysuz Ayhan'ın artık ilkokul 2.sınıfa gittiğini ve ben yokken insanlara benden bahsettiğini öğrendim "biliyo musun bizim ailemizde astronom var, bana uzak kitapları alıyor" diye. Akşamın beni en çok güldüren hikayelerinden birisi ise babaannemin babam çocukken bir ayakkabıcıya yaptırdığı ve kaybolmasın diye babamın beline taktığı lastik ipli tasma oldu. Evet ya, kaybolmasın diye bir tasma yaptırmış ipi lastikten ve beline takarmış dışarı çıktıklarında. Hay allahım yaa =))) Ve...hemen üstüne... en sevdiğim çocukluk arkadaşım ve aynı zamanda da çok uzak da olsa bir akrabam sayılan Taner'in evlendiğini öğrendim, içim kırıldı, gözlerim doldu, konuyu değiştirdim hemen. O benim en iyi çocukluk arkadaşımdı. Yazın benim için en sıkıcı İstanbul günlerinin bile en keyifli hatıraları, sabaha kadar atari oynadığım, birlikte salıncağa bindiğim, birlikte yaramazlıklar yaptığım en iyi arkadaşım evlenmişti, bana bir davetiye bile göndermeden, bir telefon bile etmeden bir kısa mail bile yazmadan... Daha sonra terminalde oturup otobüsümüzün kalkış saatini beklerken Zerrincim'e anlatıyordum ne kadar kırıldığımı, 3 damla damladı gözümden, durdurdum gerisini ama içim burukldu yine.

Ve fakat bugün çok güzel bir gündü tüm "ama"larına rağmen:
- seminerimi verdim her ne kadar bana yakışan bir şekilde olmasa da, çok da kötü değildi
- Ziza'nın blogunda benden bahsettiğini görüp mutlu oldum ama üzüldüm sabaha kadar uykusuz kalmalarına sebep olduğum için
- OnurCUK'un süper süprizi beni çok mutlu etti
- Bol bol güldüm hiç rol yapmadan, hiçkimseye "Türkiye'yi temsil ediyor olma kaygısı" hissetmeden, içimden geldiğince, içimden geldiği gibi güldüm bol bol
- Huzurlu hissetttim kendimi
- Şener için ne kadar önemli olduğumu hissettim, çok önemli olmasam da yine de önemliler arasında olduğumu görüp çok mutlu oldum
- Ayhan'ın beni benden bahsedecek kadar hatırlamasına çok sevindim
- Elif'le dansetmeyi sevdim
- Bu güzel günü yaşarken Zerrincim'in de benimle olması öyle iyi geldi ki..zaman zaman canının sıkılmasına üzülmeme rağmen sıkıntıdan fazla mutluluk paylaştığımızı düşünüp "iyi ki gelmiş" dedim

Şimdi otobüsteyiz, yine Kent Turizm'de. Giderkenki pis ve huzursuz yolcuğula rağmen neden yine Kent'le döndüğümüzü bilmiyorum, ama şunu çok iyi biliyorum ki bir daha asla Kent'le seyahat etmeyeceğim. Hatta kendime yaptığım bu haksızlıktan ötürü haftasonu İst. seyahatimi KamilKoç Rahat Hat'la yaparak kendimden özür dileyeceğim.

Ve bi de...
...eve uyuz misafirler gelmiş, o yüzden hiç eve gidesim yok.
... yarın akşam Bilimliler toplantısı var ama mekan hala belli değil, sinir oldum, en kötü ihtimalle Zeynep'le mutlaka buluşucaz.
... İst'a Perş .akşamı gidip Pazar sabahı Ank'da olacak şekilde dönmeyi planlıyorum ama henüz kesin değil
... otobüs çok pis kokuyo, midem bulanıyo, koca otobüste Zerrincim ve benim dışımdaki herkesin abuk ve eril cibilliyette olması çok rahatsız ediyor, otobüs çok pis kokuyor, midem bulanıyor...