15 Şubat 2009 Pazar

yazdım gitti

Yazdım yazdım sildim, Pucca'nın son yazdıkları ile ilgili bişiyler yazmıştım. Sabahki huysuzluğum biraz azaldı mı yoksa iyice içime mi işledi bilmiyorum, tüm sinirlerim halı saha maç yapıyorlar kafamda hala. Çok çene çaldım bugün Mr. Rude ile, arada 2,5 şiir yazdım, buçuk çünkü biri tam bitmedi. Şiirleri buraya koysam mı koymasam mı diye çok düşündüm. Sonra konuşurken arada kendimi çok iyi anlattığıma inandığım laflar ettim, bunları mutlaka yazmalıyım dedim, ama şimdi okuyunca olayın akışı içinde süper görünen o laflar o kadar da süper değillermiş.

Aslında Oruç Aruoba kitaplarından yanımda olmasını pek bi istedim ama tam da o sırada Mr. Rude, Küçük İskender'i önerdi, onun bi şiirini okuduk. Şunu yani;

menenjitli bir lunapark markası sanan çocukluğuma

gözlerindeki çocuklar misketlerini kaybetti mi
bana gelirdin uçurumlardan uzağa
güven verirdi kim bilir, sevdam sana
seni nasıl ısıttığımın şiirlerini bilirdin!

bayrakları yarıya inerdi karanlığın
acılar müebbet güzellik yerdi meze tabaklarında
sen, bir başka sevgiliydin
susuz içilen rakı sohbetlerinde gizlice!

bana gelirdin kendinden habersiz
saygı uyandırırdı kim bilir, hüznüm sende
seni nasıl özlediğimin kapıyı çalışlarını bilirdin
şarkılarını zekice!

zaman kalırsa sevişirdik
odanın duvarları da sevişirdi sırtlarımızı onlara dönünce
hiç kromozom görmemiş insanlar gibi sarılırdık
binlerce sevap yerine geçecek bir günah sayılırdı kim bilir, tenim teninde
seni nasıl kuşandığımın tarihçesini bilirdin
zulmünü şehvetle!

Sonracığıma ben yazdım işte iki buçuk tene şiir, ama...bilemedim.. karar vermedim...bişiy dürtüyo böyle buraya koysana koysana diye; başka bşiy de "yok be kızım manyak mısın, ne gerek var ki şimdi" diyo.. bilemedim işte. Acaba paylaşmak istemiyo muyum, paylaşırsam neyden korkuyorum? Ben beni tanıyan insanlara bu kadar içimi göstermek istemiyorum sanırım geçen günki yazıyı da, hani şu Sincap'la yaptığmız konuşmaları, yazdım sildim sonradan, ama hatırladım ki reader'dan silinmiyo, gıcık oldum duruma..

O zaman sadece istediğim insanlara göstereyim içimi? Aslında sanırım daha dündü, veya bu sabah, emin değilim, bunu konuştum asında ama, ne yapıcam şimdi; yeni bi bloga taşınıp sonra üstelik tam da tanıdığım insanlara, hayır siz giremezsiniz, mi diycem? Yok yani böyle bişiy. Kimliğimi gizleyerek yazma kaygısına da giremem hiç. Öyle paranoyalar hiç bana göre değil. Aslında böyle diyince de işte isyanlar çıkıyo içimde, neden herkes herşeyi bilmemeli, kendi içimde yaşadığım onca karmaşayı en yoğun haliyle ben yaşıyorum, YAŞIYORUM yani daha ötesi yok ki! İnsanlara bunun yansıması gitse neee gitmese ne?! İşte böyle böyle kendimi gaza getirip herşeyi yayınlıyorum blogda sonra da aptallaşıyorum zaman zaman. Ha, tabii ki herkese aynı yanısmaz ama yansımazsa da bu onların anlayışsızlığıdır zaten. Beni yanlış anlamak veya yargılamak isteyen insan bunu her şekilde yapar. Yok eğer anladığından emin olamazsa, soru işaretleri oluşursa aklında ve adam gibi bunu bana sormazsa, bu da o kişinin hak ettiğidir, derim. Tüm hal ve hareketlerimde insanları yanlış anlamamak ve haksız yargılara varmamak en dikkat ettiğim şey olmuştur benim. Arada saçmaladığım da oluyor tabii ama nadiren. Ve ben bu kadar hassisyet gösterirken birileri beni kolaylıkla yanlış anlıyor ve bunu bana yakıştırıyorlarsa. Yani "Ulen bu da hiç bu cadının diyeceği laf değil ama demiş işte kaltağa bak" diyebiliyorlarsa, hiç umrumda olmaz valla; adam olan "Şşşt cadı, sen böyle bişiy yazmışsın ama ne demek lan bu" diye sorandır.


Sonra burdan konu sevgililere kaydı. Benim ütopik olmadığını bildiğim ve şu sıralar çok da dibinde mi duruyorum acaba dediğim sevgili tanımına. Bunu tanımlamak yanlış bişiy mi diye de sorguladım durdum bi yandan ama, sonunda kendi tanımımdan o kadar hoşnut olduğumu ve bunun beni o kadar huzurlu kıldığını farkettim ki, elimden geldiğince kalıplar içine sokmaktan çekinsem de herşeyi, bu defa bunun, yani böyle bir kalbın varlığını kabul ettim.

Mesela herşeyi paylaşmaz mısın sevgilinle? Ben herşeyimi paylaşacak kadar yakınım görmüyorsam birisini ona sevgilim demem. Peki sen paylaşıyorsun diye illa ki onun da paylaşmasını beklememeli misin? Şöyle beklerim, eğer ben o kadar samimi görülmüyorsam demek ki tek taraflı bir durum bu derim, bu beni kırar ve çeker giderim zaten. Benim sevgilim dediğim insan, içimdeki herşeyi bilmesinden çekinmeyeceğim, ve kafasını karıştıran bişiy gördüğü zaman da yargılamak yerine beni anlamaya çalışarak sorgulayacak olan insandır. Durum böyleyse eğer, ben neden ondan bişiyler saklıyım ki? Ve durum onun için de aynı değilse ben neden var olayım ki onun hayatında? Onun içini ısıtmıyorsam, onun hayatını kolaylaştırmıyorsam, ben olmasam "kimse yok" diyeceği yerden hayatında ben olduğum için "kimse yok ama o var" demiyorsa benim için, benim anlamım ne olabilir ki farklılığım ne olsun onun hayatındaki diğer insanlardan? Sevgili olarak tek farkım bacaklarımın arasındaysa benden öyle sevgili olmaz, hiç işe yaramaz hem de.

Kafamda bi sevgili modeli mi var? Bir kalıp mı oluşturmuşum? Evet, bu insanların varlığını bildiğim sürece ve bu kalıbın bir ütopya olmadığını bildiğim için bir sakınca görmüyorum bunda. Tabii ki farklı ilişkiler söz konusu olduğunda "oha lan önceki de mükemmel miymiş şuna baaaak kızıııııııım" dedirtebilir belki çok farklı normlardaki bi ilişki ama yine de benim için temelde sağlanması gereken, karşılıklı kurulması gerekn bir içselleştirme söz konusu. Bundan kaçındığım anda benim için bir buz kütlesi oluyor karşımdaki. Temel beklentiler değişmez, arkadaşlıklarda da özel ilişkilerde de. Mutlaka istisnaları, kendine has durumları olur her ilişkinin, bu durumlar kimi zaman daha güzelleştirir olayı kimi zaman tam tersi; ama temel hep aynıdır. Bir de mesela ben bu konuda normlarımın doğruluğuna çok inanıyorum, çünkü o normlar sağlandığında kendimi çok güvende ve çok huzurlu hissediyorum ve ilişkide bunu hissetmeyeceksem zaten ne anlamı kalır ki diye düşünüyorum? Aklımdaki o şeyleri sağlamayışını umursamadan sevgiye odaklanıp devam ettirdiğim ilişkilerim de oldu ama sonunda öyle yürütemeyeceğimi, çünkü benim aklımdaki şekliyle o güven yerine gelmiyorsa ben öyle bir sevgi istemediğimi, o sevgiye inanmadığımı farkettim. Ancak bana yeterince güvenildiğini hissedersem daha da artıyor benim de güvenim ve böyle tamamen korunmasız bırakabiliyorsam kendimi birisine, ve tamamen güçsüz düştüğümde bir maske takmam gerekmiyorsa, ve fakat onun da böyle güçsüz anlarında geleceği ilk kişi bensem ve o zamanlarda kocaman olup kanatlarımı açabiliyorsam ona ve o da bana sığınmaktan çekinmiyorsa, o zaman işte "doğrudur" diyorum. Evet erkekler güçlü görünmek ister, ama ben o erkeğin güçsüzlüğünü bile gösterebileceği kadar içinde olmak istiyorum. O kadar içselleştirilmiş olmam gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta karşımdaki erkek de olsa onun da insan olduğunu bilirim, ve güçsüzlüğünü bana göstermeye utanmayacak, bundan sıkılmayacak kadar beni kendisi yapmışsa o zaman ben "tamam" derim. O kadar açık olmalı ki ben sormadan anlatmalı aklındakini, gerçi ben daha o farkettirmeden farkedemiyorsam onun aklındaki bir sıkıntıyı o zaman kendime kızarım ama bu ayrı. O kadar güvenmeli ki ben çok alakasız bişiye canım sıkıldığında bunu anlatırsam altında başka bi anlam aramamalı.

İlişkide hep dert, tasa, sıkıntı, üzüntü mü var peki eğlence nerde? Şöyle ki, bence eğlence herkesle yapılabilecek bişiy, ama içini herkese göstermezsin, üzüntünü ve güçsüzlüğünü değil herkese, kiçkimseye göstermezsin. O yüzden bu kadar genel yapabildiğim bişiyi, eğlenmeyi, ilişkiye temel almıyorum ben; kötüyü bile rahatça paylaşıyorsam zaten iyiyi süper güzel yaşarım ben o insanla. Yanımda sürekli şakalaşan, gülen oynayan, hep mutlu ve hep huzurlu birisi varsa onu ne kadar samimi bulurum veya sıkıntılarımla onun o halini bozmaya ne kadar cesaret ederim bilmiyorum. Kızlar yanında güldüğü erkekleri sever derler ama ben onlarla sadece gülerim, daha ötesi olmaz. Peki benim niye sıkıntım oluyo? Her seferinde farlı bir sebebi olabilir bunun. Çoğu insanın hayatı gerçekten çok iyidir belki de. Ve belki de ben hayatın ve dünyanın gerçekten kötülüklerini gören birisiyim. Sevgililer gününe mesela, insanlar mutlu olurken ben tek taş yüzük alanlara küfretmekle geçiriyorum. Hayat görüşüyle alakalı bişiy bu. Yani aşkla sevgiyle doğrudan bir ilgisi yok ama ilişkideki taraflardan birisinin mutsuzluğna neden olan herşey de bir bakıma ilişki ile ilgilidir. O pırlantalar çıksın da iki tane kendini bilmez alsın, bir mutlu ettiğini sansın diğeri de mutlu olsun böyle gerzekçe bişiyden diye çalıştırılan zenci köleler beni rahatsız ediyor. Ve yemin ederim ki bu suni bir rahatsızlık değil!

Yani işte ben öyle çok eğlenmeyi, işi gücü olmayan, hayat görüşü olmayan, boş arkadaşlarımla yapıyorum daha çok. Ha sevgilmle çok eğlendiğim zamanlar da olur tabii bu demek değil ki psikopatın önde gideniyim, gülmeye eğlenmeye mutlu olmaya gıcığım var. Yok tabii ki böyle bişiy ama ilişkide eğlenmekten ziyade düşünsel ve hissel anlamda bişiyler paylaşabiliyorsam o zaman bir anlamı oluyor ki burada işin içine hayat görüşleri, sosyalizm falan da giriyor işte köle zenciler, tek taş yüzükler vs... Komünist kızlar hep mutsuz değil midir zaten :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

İki kelam etmeden gittiğinde üzülüyorum ben.