10 Aralık 2009 Perşembe

Hım?




Google yaptığı once güzellik yetmezmiş gibi şimdi bir de süper DNS sunuyormuş bize.
Preferred DNS Server: 8.8.8.8
Alternate DNS Server: 8.8.4.4
Weboha'dan öğrendim, evdekilere söyledim, denedik, işe yarıyor gerçekten de. Artık bizim yerimize neyi görüp göremeyeceğimize, neyi okuyup okuyamayacağımıza karar veren mahkeme kararlarıyla karşılaşmıyoruz internette. Kendi bilgisayarımın ayarlarını az önce yaptım. Bir yandan aklıma ilk gelen yasaklı siteyi denerken (fesatlık yapmayın, youtube'u deniyorum), diğer yandan minik bir sinek ilişti gözüme. Solumda duran lambanın tepesindeki boşlukta uçuyordu. Emin değilim aslında belki de bir toz parçasıdır. Ama sonuçta uçuyor işte. Uçmak ne büyüleyici birşey, tıpkı satırlarca süren denklemleri anlamak gibi. Halbuki ne sıkıntılı süreçlerden sonra anlar hale gelmiştir beyin o denklemleri. Böyle düşününce kim bilir ne zorlu çabalardan sonra öğreniyordur kanatlar uçmayı. Yılanlar da koşabildiğimiz için bize imreniyor mudur acaba? Balıklar yılanlara, kuşlar balıklara...imreniyorlar mıdır acaba? Hep mi kaz görünür komşunun tavuğu komşuya? Hep mi uzaktan hoş gelir davulun sesi? Krema neden bu kadar güzel kokar? Babam böyle güzel pasta yapmayı nerden öğrendi?

03 Aralık 2009 Perşembe

Sosyalist Pencere & Herta Müller

Almanya'da geçirdiğim onca sıkıntılı ve güzel günleri paylaşabildiğim en sevgi dolu insan Romanya'lıydı. Elena'dan daha önce sık sık bahsetmiştim zaten burda. Daha sonra bölümdeki en iyi arkadaşım da Romanyalı olunca ister istemez olumlu bir önyargı oluştu kafamda Romanya'lılara karşı.

Sevdicek bugün saat 4'deki semineri için son kontrolleri yaparken benim de sessiz durmam gerekiyor tabii ki. Hal böyle olunca reader'da okumaya vakit bulamadığım yazıları eritmeye karar verdim ben de. Son günlerde reader'a eklediğim ve geriye dönük okumalara henüz fırsat bulamadığım ama çok da meraklandığım bir blog var; Sosyalist Pencere. Yazarı Deniz Kavukçuoğlu kim olduğunu blog profilinde çok güzel özetlemiş. Blogu nerden bulduğumu hatırlamıyorum doğrusu ama ilgilmi çekecek yazılar okuyacağımı ve birçok şey öğreneceğimi düşünüyorum. Genelde yeni bir blog takip etmeye başlarsam ilk yazıdan itibaren başlarım okumaya. Hızlı okuyabilmek bu konuda çok yardımcı oluyor evet ama böylesi yoğun bloglarda pek de doğru değil sanırım bir solukta tüm yazıları sindirmeye çalışmak. Bu nedenle reader'da karşıma sıralanan başlıklar arasından bana en sevgi dolu gelen yazıdan başladım okumaya; Frankfurt Notları. Geçen seneki Frankfurt macream zaten malumunuz :) Bu seneki duruma da "Sosyalist Pencere"den bakmak bana Herta Müller'i tanıştırdı. Herta Müller'in adını daha önce de duymuştum aslında; bu seneki Nobel Edebiyat Ödülünün sahibi. Son kitabı "Nefes Salıncağı" henüz Türkçe'ye tercüme edilmemiş ama yine Sosyalist Pencere'den okuduklarım  oldukça merak uyandırdı bende. Türkçe'sinin yayınlandığını gören duyan olur da bana haber verirse veya Noel Baba'ya söylerse çok sevinirim;(en kısa zamanda Noel Baba'dan İsteklerim Listesini de yayınayacağım zaten =P ). Diğer kitapları ise "Yürekteki Hayvan" ve "Tilki Daha O Zaman Avcıydı". Kitaplar hakkında kısaca fikir edinmek için THY'nın Skylife dergisindeki şu kısa yazıyı okumanızı öneriyorum.

01 Aralık 2009 Salı

Bir insana verilebilecek en büyük ceza kendi vicdanı ile başbaşa bırakmaktır tabii ki.


Aklının içindeki kurtçuklar bölüne bölüne çoğalır. Zaman geçtikçe daha da küçülür daha da çoğalırlar. Başlangıçta giremeyecekleri kadar küçük kıvrımlarına yerleşir aklının, vicdanının en ince yerlerini ısırırarak acıtırlar minik minik. Bir anda beyninden midene inmiş gibi kurtçuklar mideni kemirir, iki büklüm olursun ağrıdan.

Bi an gelir, yeterince acı çektiğine inanınca mı bilinçaltın bilinmez, azalmaya başlar içindeki acı, göz kapakların düşer.

Bir insana verilebilecek en büyük ceza kendi vicdanı ile başbaşa bırakmaktır tabii ki.

Olur da azalırsa üzüntün, hemen daha da şiddetlenerek pişmanlığın, acın kendini yenilesin ve asla bitmesin..diye...

28 Kasım 2009 Cumartesi

Doktor doktor baksana

Omurgada skleroz + düşük kan şekeri + yüksek kollesterol = 3 farklı hap + 1 krem

1,5 aydır hayatımı mahfeden bel ağrılarım sayesinde, insanın aklının galaksinin en ücra köşesine kaçmasına neden olacak bir miktar ödeyerek kan ve idrar tahlili ve yüz bin milyon röntgen sonucunda, bir kez daha "önemli bişem olmadığını" öğrenmiş bulunmaktayım. Bayram sonuna kadar kullanacağım ilaçlar ağrıları dindirmeye yeterli gelmezse fizik tedaviye gidecekmişim. Bla bla bla...

Migren diyorum, çok sıklaştı diyorum, hele şu bel sorununu çözelim önce diyor.
Tansiyon diyorum, çok çıkıyor kimi zaman diyorum, şimdi ölçtüm gayet iyi diyor.
Üstelik söylediklerimi ağzıma tıkmak için, beni dinlememek için insanüstü bir çaba sarfediyor.

Doktorlar "hastayı dinlememe yöntemleri" gibi bir özel ders alıyor olabilirler mi acaba?

21 Kasım 2009 Cumartesi

+18 Pejinalar dünyası

Dünyanın bir penis, iki meme ve bir vajina üzerine kurulduğunu kabullendiğin an tüm sorunlar çözülüyor.
Hatta memelere gerek bile yok.
 Bir penis ve bir vajina yeterli.



Tüm insanlar dünyayı kadınlar ve erkekler olarak görüyor. En koyu feministi de, maçosu da, eşitlikçisi de, özgürlükçüsü de, emperyalisti ve hatta komünisti de böyle görüyor dünyayı. Ve bu beni rahatsız ediyor. Bunun yüzünden uykularımın kaçtığı zamanlar oluyor. Sinirimden kudurduğum ama insanlara anlatamdığım.

İnsanları kadın-erkek olarak görmek sanki kedi-köpek, kuş-balık olarak görmek gibi geliyor bana. İnsanları hayvanlaştırmak olarak geliyor bana. Çünkü işin içine penis ve vajina giriyorsa ancak hayvansal dürtüler söz konusu olabilir gibi geliyor.

Bu yüzden birisi bana
- Bu iş kızlara göre değil. (Jigololuk değil mi? Hı Hım..)
- Siz kız kıza dertleşin azıcık, rahatlarsınız. (Öyle anlar olur ki duvarla bile dertleşsen rahatlarsın ama gönül ister ki karşısındaki insan olsun. Keza vajinaların kulakları bile yok!)
- Erkekler bilmemnereye gitti. (Penislerinin üzerine basa basa gittiler heralde)
vb. cümleler kurduğunda cinlerim tepeme çıkıyor. Çünkü yaptığım işleri hayvansallığımla veya dürtülerimle değil aklımla, kimi zaman da duygularımla yönetiyorum ben. Duygularımın ne kadar işin içine gireceğine de aklımla karar verdiğime göre, aslında tamamiyle aklımı kullanıyorum bile diyebilirim. Aldığım kararların vajinamla bir ilgisi olmuyor, ya da penisimin olmayışıyla.

Ama gel gör ki...

- Bir işe sırf kadın veya erkek olduğun için alınabiliyorsun... Halbuki kadından da taksici olur, elektriçi veya postacı olur. Veya erkekler de çok iyi temizlik yapabilir, çok düzgün sunumlar gerçekleştirebilir, insan ilişkilerinde iyi olabilir ya da aksi yönden ele alacak olursak bir kadın kadar duygusal olup çok önemli bir iş görüşmesinde ağlamaya başlayabilirler...

- Toplum sırf erkek veya kadın olduğun için sana fazladan haklar verebiliyor... Kadınsan alacağın kararları ne kadar geç alır, insanları ne kadar oyalarsan o kadar kıymetlisindir. Erkeksen gece istediğin saatte eve girebilirsin. Dinde bile bilmemkaç kadının sözü ancak bir adam ediyor. Nedenmiş efendim kadınlar regl oldukları hafta, öncesindeki hafta ve sonrasındaki hafta kafaları düzgün çalışmazmış. Hımm... Bunun yanında da şöyle bir durum var: Bir kadına tecavüz edilirse kesin yüz vermiştir; bir erkeğe tecavüz edilmesi söz konusu bile olamaz. Bir diğer deyişle erkekler hayvanlık ederse bu insaniyet sınırları dahilindedir ama bir kadının tecavüz etmesi kimsenin aklına gelmez. Nedir peki tüm bunlar? Kadının regl olup 4 haftanın 3ünde deli sayılması mı, erkeğin hayvanlaşmasını normal addetmek mi akla uygun?

- Penisin varsa porno izleyebilirsin. Herhangi bir filmden farksız olabilir ve abazanlığından çok ayrı olarak sırf sıkıldığın için bile porno izlemek, bunun hakkında konuşmak normal karşılanabilir. Vajina sahipleri ise bunu ya yapmaya bile utanırlar ya da gizli saklı yaparlar. Diğer vajina sahipleri ile çok nadiren konuşabilirler belki ama asla bir penis sahibi ile bunu konuşmaları söz konusu olamaz. E hani herhangi bir filmden farksız, abazanlıktan bağımsız bir olguydu bu? Vajinan varsa olgular değişiyor mu yani?

- Vajinan varsa mesela, tüm gün evde oturup örgü örebilir veya kocanın kazandığı parayı harcayabilirsin rahatça. Toplum sana hiç garip bakmaz. Ama penisin varsa parayı sen kazanmalısın, evde oturmak olmaz. Neden ama? Penis mi para getiriyor yoksa kafanın içindeki mi? Boynunun üzerinde taşıdığın şey eğer patates çuvalı değilse penisinin veya vajinanın olması neyi değiştirir anlamıyorum ben.


- Aşırı duygusal erkekler de tanıdım, çok duygusuz kadınlar da. Aslında hayatımın kimi dönemlerinde, söz konusu kimse ayaklarımın dibinde ölse dönüp bakmayacak kadar duygusuz da olabildim, bana günaydın mesajı göndermedi diye saatlerce ağladığım da oldu. Kıskançlıktan yoldan geçen arabalara saldırdığım bile oldu, gidip başkası ile yattığını öğrendiğimde sadece "intikamım kötü olacak" diyip umursamadığım da. İyiyi de kötüyü de kendimde yaşadığım için, herhangi bir olgunun kadına veya erkeğe atfedilmesini kabul edemiyorum. Kendimden biliyorum bir kadının ne denli ruhsuz, ne denli piç, ne denli acımasız ve gaddar olabileceğini; ve ne kadar duygusal, ne kadar tavizkar ve ne kadar ince düşünceli olabileceğini. Tabii kadınlar olgun varlıklardır, o yüzden kısa zamanda evrilip tüm duygu tecrübelerini geçirmiş olabilirsin diyecekler için(ki bunlar muhtemelen kadınlar olur); aynı şeyi erkeklerde de gördüm. Aşırı duygusal, aşırı ince düşünceli, sürekli süprizler, jestler yapan veya tam aksine bencil, karı parası yiyen, küstah erkekler... Bunlar da var. Ve eminim ki benim gördüğüm bu çeşitlilik benim çok görmüş geçirmiş olmamdan değil, karşımdakini anlamaya çalışmamdan kaynaklanıyor. Her önüme çıkan insan için "hımm bunun penisi var o zaman bu kesin az romantik, paralı ve sapıktır" "aa bunun vajinası var, demek ki bu konuşmayı çok sever, kesin romantik komedilerden hoşlanır ve asla futbol maçı izlemez" demeyişimden kaynaklanıyor yani.

Ve o kadar çok düşünüyorum ki, vajinalar ve penisler olmasa acaba o zaman gerçekten daha adil olur muydu dünya? Kadın olduğu halde güçlü, sağlam karakterli, mantıklı olduğunu; erkek olmasına rağmen ince düşünceli, karşısındakini önemseyen ve empati yapabilen birisi olduğunu ispatlamak için uğraşmak zorunda olmasaydı insanlar...