Yağmur yağıyor şimdi.
Öyle güzel ki..
Belki de çıkıp yürümeliyim biraz.
Saçlarımı ıslatmalı yağmur yeniden,
tıpkı seneler öncesinde olduğu gibi
toprak kokusunu içime çekip
yere düşmüş çam iğnelerine basıp
kendi damlalarımı karıştırmalıyım yağmurunkilere belki de...
öyle güzel yağıyor ki...
büyülü kar taneleri gibi değil
daha duru
daha serin
daha taze
belki de çıkıp ıslattırmalıyım kendimi bahara
ıslanıp izin vermeliyim içimi tazelemesine
içimi tazeleyip atmalıyım kalbimin üstündeki tortuları
tortularımdan kurtulup mevcut aklığımı daha da aklamalıyım belki
tortularımdan kurtulup hafiflemeliyim
hafifleyip yollara düşmeliyim
yolları bitirip yeniliklere başlamalıyım
yeniliklerden ve tazeliklerden güç alıp
belki de yeniliklerimi de yenilemeliyim
belki de bu kadar karman çorman
bu kadar anlaşılmaz
bu kadar düğüm gibi
olmamalıyım
yağmur gibi olmalıyım belki de
dümdüz
yağmur kadar cesur olmalıyım belki de
sözlerimin kimileri sularken çiçkeleri
kimileri de delip geçer yaprakları
ama
korkmamalıyım
yağmur kadar cesur olmalıyım belki de
belki de yağmur kadar akıcı olmalı aklımda tutmamalıyım hiçbir karanlığı
yağmur kadar serin olmalı içimi daraltmamalıyım
yağmur kadar ıslak?
yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Nisan 2009 Pazartesi
27 Ekim 2008 Pazartesi
Yağmuru kim döküyor...
Ankara'daki elektrik direklerini ve tellerini özledim... Evin önündeki kocaman ağacı, hani karşı dükkan açık mı kapalı mı diye bakmaya çalışırken hep araya girip muzurluk yapan ağacı... Üniversiteye ilk başladığım yıllardaki kısacık saçlarımı ve yağmurda yürüyüşümü telaşsızca ve kampüsün içindeki ağaç, toprak ve yağmur kokusunu ve o minicik yerde kaybomayı... burdaki yağmurlar toprak kokmuyor, yerler çamur olmuyor, yüzüne bile değmiyor insanın eğer şemsiyen varsa. Halbuki Ankara'da yağmurla şemsiye kapışır sanki. Sanki en önemli yarış onlarınkidir... yağmur kazanır yüzüme dokunmayı başarırsa, şemyise kazanır yağmuru engellerse ve Ankara'da yağmur, ben ne zaman ağlamak isteyip de ağlayamasam yağar..gökyüzü benim yerime ağlardı...
Burdaki bulutlar ise şımarık ve sulugöz bir çocuk gibi..her an ağlayabilir ve her an susabilir nedensizce ve sırf şımarıklığından...buraki yağmurun derdi şemsiyeni yıpratmaktır, Ankara'dakinin se yüzüne dokunmak, saçlarını yıkamak, yanaklarından akmak...Sezen ünzile söylerken, "yağmuru kim döküyor" derken..
Gece olunca şehre çöken sis kokusunu özledim..en çok Bursa'da hissederdim onu, çocukken gittimiz Bursa'da...Daha 6-7 yaşlarımdayken sanırım, teyzemin bir çeşme önünde evi vardı...sobalı..o evi özledim bi de. O evde uyumayı...
Bir de fabrikanın en alt katını özledim, o karbon kokusunu..Adem Usta ile Tutan'ın karşılıklı atışmalarını, beni güldürmek için..ve gidip preslerin başında beklemeyi, CNC'nin becerilerine hayran kalışımızı ve en alt katta çapak kesmeyi ve Zeynel Usta'nın forklifte portif diyişini...
Organize sanayinin arka sokaklarında araba kullanmayı ve serçelere yoldan çekilsinler diye korna çalmayı...Girişteki güvenlik görevlilerine selam verip geçmeyi özledim, 10.sokakta iftarda Tutan'ın yaptığı acılı çorbaları ve Merkez Petrol'den aldığımız kızarmış tavuğu...
Sencer dayıma gösterip, aferin almayı beklediğim güzel yazılı defterlerimi özledim...uçlarına ataç takışını ve annemle ve dayımla birlikte harita çizişlerimizi ve fen dersinin proje ödevlerini ve Feryal'in beni derslerden çağırıp komik bilgisayar işlerinde yardım istemesini. Hakan'ın yediği dayak için tüm sınıf yaptığımız eylemleri ve Mine hoca'nın istifasını protesto edişimizi. 19 Mayıs'larda kürsüye çıkıp şiir okumayı ve edebiyat derslerinde kompozisyon yazıp kendime saklamayı... Okulun radyosunu özledim, seçim koşturmacasını, yaptığımız propagandaları.. Nesrin hocanın serviste sürekli Aşır'a ve kızmasını ve Aşır'ın pişkinliğine rağmen onu sevişini.. Murat abiyi ve Aydın abiyi ve kolejden sonra bile bizim gözlemcileri gözlemevine götürüşlerini..
Maksutov'da gözlem yapmayı özledim..ilk kuyruklu yıldız gördüğümde çıplak ayak kubbenin içinde dans ettiğim heycanı, şarap ve "değişen tamam" ikilisini, avaz avaz şarkı söyleyip keyif çatan insanları yatağından kaldırmayı, biz orda üşürken. Kubbenin altındaki odaya inip uyumayı ve her gözlem gecesi hep saat 3,5 da uykumun gelişini..ve kubbedeki merdivende oturup başımı yaslamayı ve kubbenin terasını..
ve sarhoş olmayı özledim bi de.. mutluluktan sarhoş olup kendimi sevgilinin kollarında dünyanın en huzurlu insanı gibi hissetmeyi...
Burdaki bulutlar ise şımarık ve sulugöz bir çocuk gibi..her an ağlayabilir ve her an susabilir nedensizce ve sırf şımarıklığından...buraki yağmurun derdi şemsiyeni yıpratmaktır, Ankara'dakinin se yüzüne dokunmak, saçlarını yıkamak, yanaklarından akmak...Sezen ünzile söylerken, "yağmuru kim döküyor" derken..
Gece olunca şehre çöken sis kokusunu özledim..en çok Bursa'da hissederdim onu, çocukken gittimiz Bursa'da...Daha 6-7 yaşlarımdayken sanırım, teyzemin bir çeşme önünde evi vardı...sobalı..o evi özledim bi de. O evde uyumayı...
Bir de fabrikanın en alt katını özledim, o karbon kokusunu..Adem Usta ile Tutan'ın karşılıklı atışmalarını, beni güldürmek için..ve gidip preslerin başında beklemeyi, CNC'nin becerilerine hayran kalışımızı ve en alt katta çapak kesmeyi ve Zeynel Usta'nın forklifte portif diyişini...
Organize sanayinin arka sokaklarında araba kullanmayı ve serçelere yoldan çekilsinler diye korna çalmayı...Girişteki güvenlik görevlilerine selam verip geçmeyi özledim, 10.sokakta iftarda Tutan'ın yaptığı acılı çorbaları ve Merkez Petrol'den aldığımız kızarmış tavuğu...
Sencer dayıma gösterip, aferin almayı beklediğim güzel yazılı defterlerimi özledim...uçlarına ataç takışını ve annemle ve dayımla birlikte harita çizişlerimizi ve fen dersinin proje ödevlerini ve Feryal'in beni derslerden çağırıp komik bilgisayar işlerinde yardım istemesini. Hakan'ın yediği dayak için tüm sınıf yaptığımız eylemleri ve Mine hoca'nın istifasını protesto edişimizi. 19 Mayıs'larda kürsüye çıkıp şiir okumayı ve edebiyat derslerinde kompozisyon yazıp kendime saklamayı... Okulun radyosunu özledim, seçim koşturmacasını, yaptığımız propagandaları.. Nesrin hocanın serviste sürekli Aşır'a ve kızmasını ve Aşır'ın pişkinliğine rağmen onu sevişini.. Murat abiyi ve Aydın abiyi ve kolejden sonra bile bizim gözlemcileri gözlemevine götürüşlerini..
Maksutov'da gözlem yapmayı özledim..ilk kuyruklu yıldız gördüğümde çıplak ayak kubbenin içinde dans ettiğim heycanı, şarap ve "değişen tamam" ikilisini, avaz avaz şarkı söyleyip keyif çatan insanları yatağından kaldırmayı, biz orda üşürken. Kubbenin altındaki odaya inip uyumayı ve her gözlem gecesi hep saat 3,5 da uykumun gelişini..ve kubbedeki merdivende oturup başımı yaslamayı ve kubbenin terasını..
ve sarhoş olmayı özledim bi de.. mutluluktan sarhoş olup kendimi sevgilinin kollarında dünyanın en huzurlu insanı gibi hissetmeyi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)